09
Aralık

Ayna olanı gösterir ama biz olduğumuz kadarını görmeye yetkiniz...

09 Aralık 2015 Yazar: Dilek Yurdakul Uyar | Köşe adı: BÜYÜKLERE MASALLAR
Tüm Yazılar

"Ayna olanı gösterir ama biz olduğumuz kadarını görmeye yetkiniz. Kendi yetersizliğimiz ve körlüğümüz müdür acaba bize gerçeği göstermeye engel? Gerçekten göreceğimiz ile yüzleşmeye ne kadar hazırız? "

 

Yazan: Dilek Yurdakul Uyar                                                                                                                         

Fotoğraf da, fotoğraf çekme yolculuğu da aynalara bakmak gibi. Bir arayış…   O çingene mahallesine girerken kafamda bambaşka kompozisyonlar vardı. O hayatlara dokunmak. Onlarla bir an için dâhi olsa nefes almak. Oradaki öyküyü ışıkla yazmak. Tenleri gibi kaderlerinin de dibi yanık gelir bana çingelerin. Hep kenara itilmiş, ötekileştirilmiş, istenmemişler. Bu yanıklığa isyan âdeta mahalleye girişten itibaren gördüğüm o rengarenk evler. Sokaklarında, işveleri seslerinde de terennüm eden çingene kızlarının kulağıma çalınan şarkıları ile yürürken, kimi zaman başımı eğiyorum camdan cama gerilmiş çamaşır iplerine çarpmamak için. Kimi zaman kolay gelsin diyorum komşularıyla yüksek sesle konuşarak halı yıkayan kadınlara. Mahalleye ilk adımdan itiren rengarenk bir karınca yuvasına girmiş havası… Orada sanki herşey yüksek perdeden. Sesler, hareketler, renkler, tepkiler… Hayalimdekinden daha da fotografik. Deklanşöre basmalı artık. Ah bir de elindeki süpürgeyi sallaya sallaya "fotoğraf falan çekemezsin burada hoşt" diye üstüme yürüyen mahallenin hanımağası olmasa… O an sokaklarda gördüğünüz insan sayısı birden üçe katlanıyor.  İçimden Leyla Erbil'e söyleniyorum, "Aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana" cümlesi  düşünce usuma, hani diyorum hani aynaydım ben…

Az önceki yaşanmışlığın ürkekliği ile de olsa avuç içi kadar, matruşkalara benzer mahallede yürümeye devam. Allahtan yanımda davulcu Emrullah abinin oğlu var. "Yalnız girmeye kalkma çıkamazsın ordan, bizden birileri olsun yanında" diyerek vermişti oğlunu yanıma, müzisyenler kahvesinde yıllar sonra buluştuğumuzda. Korkmadım desem yalan ama yanımdaki yağız delikanlı ortamı yumuşatıyor. Yola devam ama fotoğraf bulacağıma dair inancım kırık. Halbuki o rengarenk evler önünde kapkara tenlerinin üstünde beyaz atletleri ile oturarak kah mısır arabasını hazırlıyan kah midye ayıklayan göbekli, sarı -çoğu da eksik-  dişli amcalardan  ne fotoğraflar çıkardı. Çingene yaşamların kalbi olan sokakta gözümle çektiğim fotoğraflar vizörden akamıyor. Olsun… Yazmak da gözle çekilen fotoğrafın, sözcüklerin vizöründen akması kağıda. Mahallenin sonundaki yeşil eve yaklaşınca kapı önündeki sohbete "iç bir soğuk ayranımız terlemişsin" diyerek buyur ediliyorum.  Yaşadığımız yer aynasıdır karakterlerimizin. Yaş almış, nemli, küçük, rengarenk, olabildiğine az eşyalı, temiz bir ev. Sohbeti koyuyoruz ocağa. Pek keyifli demleniyor. Oluşturuveriyor kafiyesini. Fotoğraf da o demden yaratıyor imgesini, metaforunu. Düşüveriyor usa, vizöre… Portre çekmek kelle fotoğrafı çekmek değildir. Kişinin yaşamına, karakterine dair izler ipuçları bulunmalıdır portrelerde. Ondandı eline ayna verişim teyzenin. Çekerken seni tam görsem bir de aynada teyzem dediğimde; "Ben bir yanımı hep gizledim kızanım, yüzümün tamanını görsen de beni görebilecek misin?" deyişi ise fotoğrafın olduğu kadar sorularımın da odağı.

Ayna olanı gösterir ama biz olduğumuz kadarını görmeye yetkiniz. Kendi yetersizliğimiz ve körlüğümüz müdür acaba bize gerçeği göstermeye engel? Gerçekten göreceğimiz ile yüzleşmeye ne kadar hazırız?  "Kendimizden kendimize bakamayız"  diyenlere inat bu arayış, şövalyelik mi?

İyi ki vazgeçmemişim, yürümeye devam etmişim. Varmayı ummadığım ama vardığımda beni tatmin eden bir fotoğraf oluyor. Ruhun da bütün yollarını yürüsem sınırına ulaşamaz mıyım? Yoksa öylesine derin olduğu söylendiği için vaz mı geçmeliyim? Kişinin gerçek benliği ile yüzleşebilme süreci bir doğum âdeta. Kendinden, kendini doğurma ve onu ele avuca alınır hale getirme… Her doğum sancılı. Varoluş gibi. Belki de tüm ömrümüz aynalarda baktığımızda gördüğümüz yansımanın aslını bulmak ile geçiyor. Gözlerimiz kapalı bu arayış sürüyor. Et tutmuş, kapanmış gözlere atılacak bir ustura darbesi, diri diri, belki de kendi ile yüzleşme süreci insanın. Yahut belki de tüm ömrümüz kendimizi kandırmak ile geçiyor. Sirklerde o bizi olduğumuzdan büyük gösteren aynalar gibi beynimizdeki kırılmalara dayayıp egomuzu, avunmakla… Sirklerdeki o aynalar bana Cosar'ın ihtiyaç nezdindeki iptidai yalanları söyleyen tek seyirlik kullan at aynalarını anımsatır. Hiçbir şeyin doğal olmadığı o sirklerde hep mutlu olunuş da bundan mı? Ajar ile tartışılabilecek konu aslında. Peki ya kendimizi tanımamışken, kendimize bunca kör iken diğer dünyayı algılamak mümkün olabilir mi? Bu da bir kör algı yaratmaz mı? Önce kendini tanımaktan, kendi ile yüzleşmekten geçmez mi diğer algılamalar? Bazen böyle olur. Buldukça aratır; sohbet, fotoğraf…      

Çekim esnasında teyzenin komşusu "kırık o ayna, uğursuzluk ondan bırakmadı teyzeyi, yapıştı yakasına" dedi gülerek. Neden uğursuzluktur ayna kırmak? Kişinin kendi ile yüzleşmesi imkanını ortadan kaldırdığı için olabilir mi? Yoksa o ayna kırıkları arasında kişinin ruhunun yarıklarına düşme ihtimalinden mi? Ya da o kırılma ile onlarca ben olduğu gerçeği ile yüzleşip hangisinin kendi olduğunu ararken kaybolmanın kaçınılmazlığından mı?

Sohbet iyice aldı demini, eski zaman aşklarına kadar indik. Aşklar da tavşan kanı imiş hani o zamanlar. Aşklarını itiraf vasıtası olarak birbirlerinin yüzüne ayna tuttuklarını anlatışında  teyzemi hayal etmeye çalışıyorum.  Pek zor olmuyor. Hâlâ işveli, cilveli, fıkır fıkır. Çoğu dişleri gibi dökülmüş saçları ve suda değil hayatta fazla kalmışlıktan, çekmişlikten buruşmuş tenine rağmen. Anlatırken o anlara hasret çektiğini hissettiren, uzaklara usul usul süzülüşü ise… Aşklar bunu başarabilse, ayna tutabilse aşıklar birbirlerine. Keşke... Oysa aşk körleştirmez miydi? Ben kendimi doğurabilir miyim? Aşk beni doğurabilir mi? Ya sonra…

Çingene mahallesinde, bir fotoğraf karesi içinde kayboluyorum. Kayboldukça buluyorum kendimi kayboluşun içinde.  Sırrı çözmek yolunda, sırı çizikler içinde bir ayna olup çıkıyorum belki de, ayna olamadan. 

Bir yere varamıyor bu yazı.  En iyisi gidip yüzümü yıkamalı, makyajı çıkartmalı,  belki aynada kendim ile karşılaşırım. Kendime ayna tutar sonsuza uzanırım.      

 

 


Kapakta kullanılan fotoğraf: Victor Zamanski

 

 

 

 

 

 

                                                                         

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri