09
Aralık

Gerçek Drakula’nın İzinde...

09 Aralık 2015 Yazar: Aykırı Akademi

Gülşah Elikbank, genç kuşağın önemli yazarlarından biri. Onu çağdaşlarından ayıran bir yan da, farklı tarzlarda nitelikli eserler vermesi, türler arası geçişi tehlikeli bulanlara inat; her romanında farklı bir tarz, konu denemesi. Fantastik bir üçleme ile edebiyat dünyasına giriş yaptı ve bu romanlar gençler arasında çok sevildi. Şimdiye dek biri çocuk romanı olmak üzere yedi roman yazdı. Romanlarında fantazya ve gerçeklik ustalıklı bir şekilde kurgulanırken aşk, felsefe ve psikoloji hep başköşede oluyor.

Kadın karakterler de çok önemli yer tutuyor yazdıklarında. Ben Gülşah Elikbank'ı bir okur olarak ilk kez kolektif-polisiye öykü kitabi “Kar İzleri Örttü” deki hesaplaşma ile tanıdım. Etkileyici, psikolojik açıdan güçlü bir yüzleşme öyküsüydü. Gülşah Elikbank ile Kırmızı Kedi'den çıkan son romanı Yalancılar ve Sevgililer'in yanı sıra yazın dünyası üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Söyleşi: Elif Hopyar

Yeni roman, yepyeni heyecan, öncelikle kutluyorum, Yalancılar ve Sevgililer okurla buluştu. Drakula üzerine roman yazmak fikri nasıl oluştu, biraz anlatır mısın?

Çok tesadüfi bir şekilde girdi hayatıma hem Romanya hem de Drakula aslında. Henüz bir yazar bile  değildim onu tanıyıp etkilendiğimde. Yıl 2004’tü. Ama ben etkilendiğim kişileri kolay kolay unutamam, o nedenle yıllarca zihnimde benimle yaşadı bu hikaye. Ta ki 2014 yılında artık bunu yazmam gerek, diyene kadar. O zaman da kendimi yine Romanya, Transilvanya’da buldum. Ne aradığını bilirsen bulman da daha kolay oluyor.

 

Birçok insan bunun bir vampir romanı olduğunu sanıyor henüz. Hayır, bu gerçek Vlad Tepeş’in hikayesi.”

Bu sene fuarın onur ülkesi Romanya idi. Fuarda bu sene Türkiye- Romanya üzerine yazılmış bir roman vardı, kitaba ilgi nasıldı?

Rumenler ben araştırma sürecine başladığımdan beri bu romanı bekliyorlardı zaten. Onlar için çok önemli bir karakteri yazıyorum, nasıl yazacağım, bunlar hep merak konusuydu. O yüzden fuarda da beni çok güzel karşıladılar. “Drakula’yı yazan çılgın kadın geliyor” dedi bir Rumen çevirmen arkadaşım hatta beni görünce. Kitaba ilgi de güzeldi ama ben ilginin yavaş yavaş artacağını düşünüyorum. Çünkü birçok insan bunun bir vampir romanı olduğunu sanıyor henüz. Hayır, bu gerçek Vlad Tepeş’in hikayesi.

Romanya'ya on sene arayla iki defa ziyarette bulunuyorsun? Hem bir turizmci, hem de bir yazar ne gibi değişim gözledin bu on senede?

Bizi gelişim açısından bu on yılda yüze katladığını söylesem, kısaca durumu özetlemiş olurum herhalde. Birinde hayalleri çalınmış, umutsuz bir ülke vardı, on yıl sonra ise tüm dünyaya kafa tutmaya hazır, renkli, canlanmış bir ülke. Romanya’da yaşamayı çok isterim mesela ben.
 
Romanda Elif, Maya ve Kadir karakterlerine değinecek olursak;  romanın bu noktasında aşk, macera, umut, psikoloji, yalanlar, cesaret pek çok unsur bir arada aslında, çok zengin bir roman bu açıdan bakıldığında. Geçmiş ve bugün çok başarılı bir şekilde kurgulanmış. Kurgularken nelere dikkat ediyorsun?

Aşkın Gölgesi romanımda da geçmiş ve şimdiyi birlikte kurgulamıştım. Bu konuda İnci Aral’ın bir öğüdü vardı, onu tutarım. Çok geniş düşün, öyle başla, demişti bana. Sanırım bunu başardım. Yalancılar ve Sevgililer, 15.yüzyıla gönderme yapan tarihi yanı da güçlü bir roman. Kurgusal açıdan sorun yaşatmadı bana çünkü çok hazırdım yazacaklarıma. Vlad Tepeş’i çok iyi sezmiş, kavramıştım. Günümüzün de sorunlarını iyi bilen, yaşayan, canı yanan biriyim. 

 “Aynada gördüğüm tek şey; boşluk. Kendime baktığım zaman, içi oyulmuş, içinde ne var ne yok boşaltılmış ama bir türlü tekrar doldurulamamış bir oyuncak görüyorum,” diyen bir kahramanımız var. Maya, sevgilisini kaybetmiş. Annesi psikiyatr. Elif de önce annesinin hastası, sonra Maya’nın arkadaşı oluyor. Maya'ya gelen mühürlü mektuplar sayesinde Romanya’ya maceralı bir yolculuk başlıyor. Romanın tarihsel altyapısı için nasıl bir okuma süreci geçirdin?

Ben zaten okumalarım bitmeden yazmaya başlamıyorum ama başlayınca hızlı yazarım. Romanya’ya gittiğimde birçok yabancı kaynak bulmam mümkün oldu. Bir de bu konuyu yazdığımı bilen dostlarım beni her türlü kaynağa yakın tuttu. Ama mutlaka işin içinde kurgu var, sezgilerim var. Belgesel bir roman değil bu. Bir kere aşk var, hasret var. Delilik var ki bence bu kavram önemlidir.

 

“Delirmenin kıyısından yazarlığa getirdi bu süreç beni, iyi ki yaşanmış.”

John Berger,’’ İnandığımız ve düşündüğümüz her şey görme biçimlerimizi etkiler, ben ne görüyorsam onu söylüyorum, dolayısıyla benim anlattıklarım objektif gerçekliktir’’ diyor. Bu romanda fantazya ne kadar yer kaplıyor, gerçeklik ne kadar? Senin romanlarında dikkatimi çeken önemli bir unsur da kadın karakterlerin çok güçlü oluşu bu konuda neler söylemek istersin?

Fantazya bu romanda yok aslında. Sadece anlattığım karakter çok fantastik bir şahıs. Gerçekler tarihi anlamda yoğun ve yaşanan hayal kırıklıkları, aşklar, ayrılıklar dersen o konuda da bir master yapmış olabilirim. Duyguları iyi yansıttığımı düşünüyorum çünkü bir şekilde hepsi yaşanmış.

Güçlü kadın karakterlere gelince, ben iki güçlü kadın tarafından -annem ve anneannem-büyütüldüm. Evimizde bir baba figürü ya da baskın bir erkek olmadı hiç. Buna rağmen neler başardıklarını, nasıl zorlukları aştıklarını gördüm. Benim çocukluğum erken bitti, çabuk büyümek zorunda kaldım, o zamanlar için çok hüzünlüydü bu ama şimdi geriye dönüp bakınca, beni ben yapan süreçti o. Kendimi de çok kırılgan ama güçlü bulurum, damarıma basarsanız çok farklı bir kadın görmek zorunda kalırsınız. Bir kız çocuğu annesi olarak kızıma iyi örnek olmak istiyorum ve onun için romanlarımda kadının yeri, gücü çok açıktır.

Edebiyatının önemsediğim bir diğer yanı da psikolojik açıdan çok güçlü oluşu. Psikolojiye ilgini nasıl açıklarsın?

Ben yüksek lisansımı psikoloji üzerine yaptım ama benim psikolojiye ilgim sadık, kronik bir psikolojik vaka olmamla başladı. Sonra fark ettim ki, o hasta koltuğundan hiç kalkamayacağım, masanın öteki tarafına geçmeye karar verdim. Hayatımın değiştiği gün oydu bence, o koltuktan bir çığlıkla kalkmış olmam yani. Bir de ne derler bilirsin; psikoloğa gerçek hastalar gitmez, gerçek hastaların delirttiği insanlar gider. Beni yeterince delirtmişlerdi.
 
Senin yazarlığa başlama serüvenin nasıl oldu?  Biraz da bundan evvelki kitaplarından söz edelim. Mesela Aşkın Gölgesi yurtdışında da çok ilgi gördü, sence neden?

Aslında bir önceki sorunla bağlantılı bu. Çünkü başarısız psikolojik tedavilerden sonra kendi şifamı yazarak, kendimi deşerek bulmaya karar vermiştim. Bunu da yazdıklarım roman olsun diye yapmadım. Sadece yazdım, yazdım. Belki de o nedenle ilk romanım 500 sayfa, geveze bir roman oldu ama çok sevildi. Sahiciydi derdi. Delirmenin kıyısından yazarlığa getirdi bu süreç beni, iyi ki yaşanmış.

Aşkın Gölgesi romanım benim çocukluğumu en çok yansıtan romanımdır. İçinde üç kuşak kadın ve onların ilk aşkları var. İlk aşkın büyüsü, acısı malumunuz. Bir anne-kız romanı olması, yalnız bir anne olmanın ne demek olduğunu gerçeklerle anlatması o romanı çok özel yaptı. Birçok kadınla tanıştım, bana sarılıp ağlayan, ben de buna benzer şeyler yaşadım, diyen. Bu dostluğu, duygudaşlığı da hiçbir şeye değişmem. Romana Ortadoğu’nun ilgisi de bu coğrafyanın ortak kaderini yansıtması nedeniyle bence.

“Çağın dilini ve ruhunu yakalayan bir tür fantazya.”

Fantastik edebiyat üzerine eserler kaleme alan bir yazar olarak fantastik edebiyatın dünyada ve ülkemizdeki durumu hakkında neler söylemek istersin?

Ülkemizde henüz hak ettiği yerde değil. Çok nitelikli eser de var diyemem bu konuda. Taklit etmeyi bırakmak gerek önce. Ama dünya artık bu tür romana yöneldi. Benim de fantastik romanlarıma şu an İngiltere’den teklif geldi mesela. Bu çok önemli. Çağın dilini ve ruhunu yakalayan bir tür fantazya. Dil önemli, özgür, fırtına gibi esen bir dil gerek bize.

Yazın dünyasının dijital mecradaki yansımasını nasıl buluyorsun? Yazılı metnin bir gün tükeneceği fikri, roman öldü, diye de düşünenler hiç de az değil. Bu konuda neler söylemek istersin?

Tükenmez elbette ama azalabilir. İyi de olur. Bir kitapçıya girdiğin zaman elini attığın birçok kitap nasıl kitap olmuş, o rafta kendine nasıl öyle geniş yer bulmuş şaşırıyorsun zaten. Ağaçları da düşünmek lazım.

Sen İzmir’de birçok edebiyat etkinliği, festivali düzenledin, düzenliyorsun. Edebiyatçılarla kuvvetli dostlukların var. Kimleri kendine çok yakın bulduğunu hep merak etmişimdir.

Birçok dostum olduğu doğru ama kendime yakın bulmayı hem yazın serüveni açısından hem duygusal açıdan algılarım. İnci Aral’ı bu konuda anmadan edemem o nedenle. Keza Buket Uzuner’in sahici dostluğu çok mühim. Kadın yazarların birbirlerine desteğini çok önemsiyorum, kuşaklar arası dayanışmayı da. Usta çırak ilişkisine hala inandığım için, onları dinlerken fazla konuşmam mesela. Saatlerce konuşsunlar, hep yazsınlar isterim. Murathan Mungan’ın sohbeti böyledir, saatlerce dinlemek ister insan. Ahmet Ümit çok heyecanlı anlatır ne anlatırsa. Şimdi düşününce, çok dostum var, hepsini saysam burası yetmez. Bazıları da çok özel, kendime kalsın isterim.

Peki, genç ve kadın bir yazar olmak edebiyat dünyasında sana bir sorun yaşattı mı? Malum ülkede kadının adı hiçbir yerde yok.

Mutlaka sorun yaşamışımdır ama hayatta sorunlara takılan biri olmadım, ben çözüm insanıyım. Üstelik zeki bir kadın, böyle konuların üzerinden zıplar geçer. Mesafe elbette önemli. Bunu koruduğun sürece sorun da yok, basamakları koşarak çıkmanın bir gereği de yok, ağır, emin adımlar daha isabetli. Doğru zaman, doğru insan… Buna çok inanırım. İyi dostlar seçmek, kalbi her şeye rağmen temiz tutmak gerek. Üstelik ben yalnız bir anne tarafından büyütüldüm, her zaman gözler üzerimdeydi, buna alışkınım. Yazar olmak belki beni daha görünür kıldı ama ben buna hazırlıklıydım. Kısaca, vazgeçmemek, farklı yollar denemek ama hep yola devam etmek gerek. Kadın yazar olarak anılmak da kavramsal olarak belki doğru ama içerik de sorun var. Hepimiz yazarız işte. İnsan olabiliyor muyuz, mesele bu. 

Son olarak yazınsal anlamda yeni projelerin neler?

Bir yazarın romanı rafa girince, onun zihninde başka bir roman başlamıştır bile. Benim için de öyle. Çok özel, çok kadınsı, beni yazarken çok zorlayan, kendime meydan okuduğum bir roman üzerinde çalışıyorum. Bu sefer mekanımız İngiltere üstelik. Bu yaz bana İngiltere yolu gözüküyor bu durumda yeniden.

 

 


 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri