22
Kasım

Sevgi Soysal (Eylül 1936 - 22 Kasım 1976)

22 Kasım 2015 Yazar: Senem Timuroğlu | Köşe adı: MEDUSA'NIN KAHKAHASI
Tüm Yazılar

"Sevgi Soysal’ın tanıklığının en özgün yanı, iktidarla ve baskıyla mücadele etme yöntemidir. Yapıtlarında ataerkil zulüm ve baskıya pasif bir direniş stratejisi olan “dişil mizah” ile başkaldırmayı seçecektir. Yapıtlarının ruhunu, mizahın özgürleştirici ve devrimci potansiyeli ile iyileştirici gücü oluşturur.

Sevgi Soysal’ın tümüyle otobiyografik olan tek yapıtı Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, belki de yapıtlarındaki mizahın en işlevsel olduğu anlatıdır."

 

Yazan: Senem Timuroğlu

Türkiye edebiyatında Sevgi Soysal, 12 Mart romanlarıyla anılan bir yazar olagelmiştir. Kendisine sol edebiyat içinde yer verilir. Bu çerçeveden bakıldığında Sevgi Soysal külliyatı eksik yorumlanmış olur. Bu bakış, yapıtlardaki günümüz edebiyatında bile henüz yakalanmadığını gördüğümüz bir “feminist bilincin” göz ardı edilmesine neden olur.

Türkiye’deki feminist hareket,  Osmanlı kadın hareketi ve edebiyatını birinci dalga, 1980 sonrası kadın hareketini ikinci dalga olarak dönemlendirilir. Bu iki dalga arasındaki sol mücadelenin ön planda olduğu 1960 ve 1970’ler, kadınların sessiz olduğu yıllar olarak düşünülür.  Sevgi Soysal’ın 1960-1976 yılları arasında yayımladığı yapıtlarını, sol mücadele literatürü içinde sessizliğe gömmezsek, bu yapıtların birinci dalga ile ikinci dalga arasındaki kayıp halkanın parçaları olduğu fark edilecektir.

Sevgi Soysal’ın tanıklığının en özgün yanı, iktidarla ve baskıyla mücadele etme yöntemidir. Yapıtlarında ataerkil zulüm ve baskıya pasif bir direniş stratejisi olan “dişil mizah” ile başkaldırmayı seçecektir. Yapıtlarının ruhunu, mizahın özgürleştirici ve devrimci potansiyeli ile iyileştirici gücü oluşturur.

Gülme ve kahkahanın Barry Sanders’ın Kahkahanın Zaferi’nde belirttiği gibi köylüler ve kadınlar, yani azınlıklar için önemi ayrıdır. Ciddiyet erildir, kahkaha çokça bilinen “karı gibi gülmek” yakıştırmasının da imlediği gibi kadına atfedilen bir eylem olagelmiştir. Erkeklerin elinde bulunan eğitim, askerlik, din kurumları ciddi ve ölçülü söylemin merkezleridir. Katı ve hiyerarşik eğitimin dışında bırakılan kadınlar kendilerine kalan hayat alanında ciddi söylemin dışında erkekler tarafından ölçüsüz, hafif bulunan oyun ile gülmenin, kıkırdamanın, dedikodunun, gevezeliğin dilini geliştirirler. Dişil kahkaha ve gülmenin düzenbozucu, direniş içeren, protesto eden bir yapısı vardır. Erkek iktidarının içeriğini boşaltan, tersyüz eden bir potansiyel taşır. Çünkü iktidarı kahkahası karşısında sözsüz ve fiilsiz bırakır.  Ayrıca boyunduruk altında olanların egemen sınıfların kontrolü dışında bir dayanışma ağı kurmasını sağlar.

Sevgi Soysal’ın tümüyle otobiyografik olan tek yapıtı Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, belki de yapıtlarındaki mizahın en işlevsel olduğu anlatıdır.

1971 yazıyla, 1972 ilkbahar ve yazında Ankara Mamak Askeri Hapishanesi, Yıldırım Bölge koğuşunu anlattığı bu yapıtı,  önce Politika gazetesinde tefrika edilir, sonra 1976’da kitap olarak yayımlanır. Yazı dizisi olarak tasarlandığından her biri dört-beş sayfalık kırk dört bölümden oluşan tanıklıklardır. Türkiye hapishane edebiyatının bir kadın yazar tarafından kaleme alınmış ilk ve tek yapıttır.

Gülmece, şaka, kahkaha, öncelikle Yıldırım Bölge’de baskıya, işkenceye karşı bir direnme gücü olarak var olmuştur. Koğuştan çıkar çıkmaz Politika gazetesinde yazı dizisi olarak yayımlamaya başladığında ise kendisini sağaltmaya yaramıştır belki. Humoristik üslup, 12 Mart günlerinde bunalan okuru da iyileştirmiş olmalıdır.

Tomsonlu askerlere, albaylara, paşaların paşalarına, belinde silahlı polislere karşı en önemli özgürlük silahı gülmedir. Yıldırım bölgedeki kadınların hapishanede kendilerine ait bir özgürlük alanı kurdukları görülür. Eve kapatılmışlığa karşı çıkarak kendilerini siyasi mücadelede bulan bu kadınlar, bu sefer devlet baba tarafından içeri tıkılmışlardır. Ama yüzyıllardır eve kapatılmışlığın verdiği evin içini yaşanılır kılma teknikleri, direnişlerinde hapishaneyi yaşanılır hale getirmelerinde onlara kolaylık sağlamıştır.

Tüm kitap boyunca gülmesini tutmaya çalışan muzır bir çocuk olan Sevgi Soysal, şiddetle, yasaklarla, sınırlamalarla korku ve sindirme öğesi içeren faşist militer sistemle dalga geçerek, onu önemsemeyerek, sistemin geçici süre askıya alınmasını sağlar. Böylece “kurban” konumundan “aktör” konumuna geçerek, kendi özgür alanını yaratır.

Gülmenin dili, şiddet ve otoriterinin kullanımına asla sokulamadığından Sevgi Soysal’ın söyleminde gayri resmi, sivil bir insani hakikat doğar. Gülerek yalnızca baskıcı iktidarı sarsmaz; devrimci solun ciddiyetinin insana ve hayata ters tutumunu deşifre eder.  Tutumu, devrimci ciddiyetle bağdaşmadığı için hapishanedeki bazı solcu militanlardan uyarı alır. Bunun üzerine şöyle yazar Sevgi Soysal: “Ben şakanın ciddiyetle çatışır bir şey olmadığı, hatta ciddi konuların şaka açısından bakıldığında, yozlaşmayıp aksine düşündürücü boyutlar kazanabileceğine inanırım. Kendisiyle alay edemeyen insanın, kendisini aşamayacağını da.” (123)

Kahkaha, gülmek iktidarı alaşağı ederken diğer yandan koğuşta hissedilen korkuyu savuşturmaya yarar. İşkence şaka konusu olur, işkenceden gelenlere ad takarlar: “Kızlara edilen küfürlerin en incesi orospu, geçtikleri muamele de malum, hop isim hazır: Devos, devrimci orospular örgütü. Bunca aşağılanma, horlamanın ardından da olsa şaka gerekli. Gerilen sinirlerin gevşemesi, gülmek gerekli” (96). Böylece işkence görmeyenler, görenleri marjinalleştirmez, işkence görenler kendi yalnızlıklarına kapanarak acı çekmez. Bir dayanışma ortamı oluşur: “Kardeşim Devostan mısın? Hayır maalesef güvenip de almadılar beni” (97). Böylece korkunç ve ürkütücü olan, eğlenceli ya da gülünç bir hilkat garibesine dönüştürülür.

Devrimci sol ciddiyet, aynı zamanda cinsiyetçidir. Havalandırma zamanında jimnastik yapan kadınları, sol örgütlerin erkek üyeleri, nöbetçi askerlerin onları seyretmelerinden hoşlanmadıkları gerekçesiyle uyarır.  Çünkü sol gruplar, “kendi” kadınlarını, yani “namus”larını faşist yönetimin gözünden sakınmak istemektedir. Jimnastik yapan kadınların erkeklerin emrine hiç karşı koymadan uyması, Sevgi Soysal’ı  kızdırır.  Kendi kendilerine karar verme yetisine bile sahip olmadıklarını yüzlerine vurduğu kadınlar ise Soysal’ın bu çıkışını feminist ve “burjuva” bir tutum olarak damgalandırırlar. (192).

Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, kadın deneyimlerinin dahil olduğu bir bellek kültürünün oluşmasına katkıda bulunur. Toplumsal eril bellekte kadınlar milletin, vatanın, kültürün haysiyeti ve onurunun taşıyıcısıdırlar. Diğer yandan bu rolleri üstlenmeyi reddedebilecek potansiyel tehlikeler oldukları için sürekli denetlenir, korunur ve kontrol edilirler.  Eril ideolojinin en önemli kültürel kodlarından biri namus olduğu için denetim altındaki cinsellikleri, bedenleridir. Dolayısıyla erkekler şanlarına yaraşır tarihlerinde onurlarını kırıcı hiçbir şeye yer vermediklerinden,  bu tarihte kadınların deneyimi ya yoktur ya da Kurtuluş Savaşı anlatılarında olduğu gibi yüceltilerek anlatılmıştır. Bu anlamda Sevgi Soysal’ın metni ayrıksı bir ses olarak kolektif bellekte yerini alır.

Yıldırım Bölge Koğuşu’ndaki kadınlar, hapishane doktorunun gözünde “isterik” kadınlardır; hapishanenin yakınlarında oturanlar için ötedeki oğlanlarla zina yaptıklarından hapsedilmiş kadınlardır;  solcu erkeklerin “bacıları”.

Hâlbuki onlar tüm işkencelere rağmen hâlâ kıkır kıkır gülmeyi başaran, gülmekle belki de en devrimci hareketin faili olan ve böylece devletin askerlerini ve Marksistlerini delirten kadınlardır sadece.

Sevgi Soysal, hayatının en verimli çağında, 40 yaşında hayata veda ettiğinde ardında Türkiye edebiyatına damgasına vurmuş yapıtlar bırakmıştır.

1960 ile 1976 yılları arasında yayımladığı  yapıtlarının izini sürmek,  güçlü bir kadının, egemen güçlerin yazdığı Türkiye tarihine, kendi gözünden tanıklıklarla nasıl kafa tuttuğunu bize gösterecektir.

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri