09
Kasım

Söyleşi - Erhan Nalçacı

09 Kasım 2015 Yazar: Selnur Aysever | Köşe adı: abcde
Tüm Yazılar

“1 Kasım sonrasında aslında düzen siyasetinin AKP, CHP, HDP ve MHP’den oluşan dört ayaklı tek bir gövde tarafından temsil edildiği çok daha iyi anlaşıldı.”

Erhan Nalçacı

 

Türkiye 1 Kasım seçim ve sonuçları üzerine uzun uzun tartışırken, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan birçok insan geçtiğimiz hafta bir araya geldi. Ev sahipliğini Komünist Parti’nin yaptığı 17.Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı seçimin arifesinde İstanbul’da toplandı. Toplantılar bitti, bildiriler yayınlandı, misafirler yolcu edildi. Ben de soluğu Komünist Parti Merkez Komite Üyesi ve Uluslararası Büro Sorumlusu Erhan Nalçacı’nın yanında aldım.

Söyleşi: Selnur Aysever

Komünist Parti, dünyanın tüm komünist ve işçi partilerini konuk etti geçtiğimiz hafta. 17. kez bir araya gelen partilerin bu buluşmadaki amaçları neydi?

Söylediğiniz gibi, 58 ülkeden 104 delegenin toplanmasıyla 30-31 Ekim ve 1 Kasım tarihlerinde 17. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı İstanbul’da ev sahipliğimizde gerçekleşti. Tarihi çok önceden saptandığı için erken seçimle çakışması bizim için büyük bir zorluk yarattı, üstelik Ankara katliamından sonra yaşanan tedirginlik ve güvenlik sorunu üzerimize büyük bir yük bindirdi. Partinin uluslararası bürosunun dışında çok sayıda kadroyu konukları ağırlamak ve güvenliklerini sağlamak için görevlendirmek zorunda kaldık.

Sorunuza gelince, dünya işçi sınıfı hareketi ve komünist hareket başından beri ulusal renkler ve siyasi hedefler taşımakla birlikte bir bütündür, bütün insanlığın eşitliği ve özgürlüğünü sağlayacak bir dünya devrimini hedefler. Bu amaçla, enternasyonalist dayanışma ve örgütlenme daha Marx ve Engels zamanında 1. Enternasyonel’de doğdu, bunu dönemin mücadeleleri boyunca ikincisi ve sonra bu hafta 98. yılını kutladığımız Ekim Devrimi ile kurulan Komintern izledi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise Sovyetler Birliği Komünist Partisi öncülüğünde Dünya Komünist ve İşçi Partileri toplantıları yapıldı.1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin bir karşı devrimle çözülmesi hala etkileri yaşanan bir gerilemeye neden oldu ve bir süre uluslararası toplantılar yapılamadı. Ancak Yunanistan Komünist Partisi’nin öncülüğünde 1999 yılında tekrar bir araya gelindi ve şimdi 17.si yapılan toplantıların ilki Atina’da gerçekleştirildi.

Bu toplantıların her yıl bir konusu oluyor, bu konuda her parti katkısını yapıyor ve genel olarak tartışılıyor. Bu yılın konusu emperyalizmin derinleşen krizi ve savaş tehlikesine karşı işçi sınıfı partilerinin görevleri ve sosyalizm mücadelesiydi.

Bu toplantıların şu anda bir dünya devrimin yönetmek gibi bir iddiası yok, ayrıca şunu söylemeliyim, partiler arasında derin siyasi görüş ayrılıkları var ve işçi sınıfının enternasyonalist toplantıları sınıf mücadelesinin sürdüğü platformlar olagelmiştir. Buna karşılık partilerin birbirlerini tanıması, ortak mücadele konularında pratik yapmaları için çok verimli bir zemin sağlamaktadır.

Buluşmanın ardından dünyaya hangi mesajlar verildi? 

Buluşmanın ardından bazı ortak mücadele başlıklarını içeren bir bildiri yayınlandı. Bizse ev sahibi ülke olarak bir basın açıklaması yaptık. Bu açıklamada çok kısaca reformizme, liberalizme karşı işçi sınıfının partisi etrafında örgütlenmesi ve sosyalizm hedefiyle mücadele etmesi gerektiği anlatılıyordu. Bunun dışında imzaya açılan bir çok bildiri ve dayanışma metni oldu. Çok sayıda komünist partisinin seçimlerde Komünist Parti’ye destek mesajını okumuşsunuzdur. Ayrıca Komünist Parti tarafından sunulan Suriye Halkıyla dayanışma bildirisi büyük bir çoğunluk tarafından desteklendi.

Ülkemizdeki sendikalar veya meslek örgütlerinin yaklaşımı nasıldı? 

Toplantılara meslek örgüttü ve sendikalar delege yollamıyorlar, ancak toplantıya katılan partilerin çoğunun kendi ülkesinde işçi sınıfı örgütleriyle organik ve yoğun ilişkileri var. 



Suriye ve Yunanistan Komünist Partilerinin yaptığı konuşmalar dikkat çekiciydi. Suriye'deki son gelişmeleri de göz önünde tutarak, halkın sosyalist devrime karşı nerede durduğunu anlatır mısınız? 

30 Ekim akşamı seçim etkinliğimiz vardı ve delegelerin büyük çoğunluğu akşam bu etkinliğe katıldı. Söylediğiniz gibi iki dost halkı temsil etmek üzere YKP ve SKP’den konuşmacılar toplantıyı selamlayan konuşmalar yaptılar.

Suriye halkı dört yıldır emperyalist komploya karşı bir yurtseverlik mücadelesi veriyor ve SKP bu mücadeleye katılıyor. Suriye şu anda uluslararası güçlerin bir arenası haline geldi ve sosyalist devrim ufukta gözükmüyor. Suriye temsilcisiyle yapılan röportajda SKP kadrolarının bazılarının ordu içinde, bazılarının milis kuvvetleri ile bu mücadeleye katkı verdiği anlatılıyordu.

Yunanistan için aynı soruyu sorabiliriz. Sosyalist devrim komşu için halen mümkün mü?

Yunanistan’ın durumu çok farklı. Kapitalizmin krizinin en çok yoğunlaştığı ve düzenin sürdürülmesinin zorlaştığı bir ülke. Syriza sahte çözümler üreterek halkı düzene ikna etmeye çalışan bir liberal akım olarak belirdi ve kısa sürede parlatılmasından çok şey yitirdi ve deşifre oldu. YKP ise düzen dışı ufka sahip olan ve çözümü düzen dışında, sosyalizmde arayan tek parti olarak tekleşti.

Tabii ki bu eşitsiz gelişim koşullarında Yunanistan’da sosyalist devrim mümkündür, hatta kapitalizmin sürme olasılığından daha fazladır. Ancak  bu basitçe bir ayaklanma olacak ve Yunanistan’da işçi sınıfı iktidara gelecek diye anlaşılmamalıdır. Muhtemelen Yunanistan devrimi çok uzak olmayan emperyalizmin derinleşen krizinin uluslararası boyutlarından biri olarak şekillenecek.

1 Kasım seçim sonuçlarının çok yönlü analizi yapılabilir. Sınıf mücadelesi üzerinden değerlendirmenizi alabilir miyim? 

1990 sonrası dünyanın her yerinde işçi sınıfının kazanımlarına karşı başlayan saldırı düşünüldüğünde, Türkiye’de bu saldırının koçbaşı AKP’ydi. İster özelleştirmeleri, ister kölelik anlamına gelen emek düzenini, ister gericiliği düşünün, AKP emperyalizmin  ve sermaye sınıfının temel aktörü olarak ve kendi halkına ve komşu halklara karşı sayısız suç işleyerek Türkiye’de rejimi dönüştürdü.

Ancak bu dönüşüm etkili bir muhalefet ve örgütlü bir halka karşı yapılamazdı. Bu noktada diğer düzen partilerinin büyük bir desteğini aldı. CHP sanki yaşananlar normalmiş ve parlamento içinde halksız bir muhalefet yeterliymiş gibi davranarak en büyük destekçisi oldu. HPD ise  AKP’yi pazarlık edilecek bir özne olarak gördü ve Anayasa referandumu gibi kritik dönemeçlerde AKP’ye destek verdi ve sürekli liberal bir salgı yaparak meşrulaşmasına yardımcı oldu. Bu dönem boyunca doğrudan AKP’yi hedef alan 2013 Haziran’ındaki halk ayaklanması ise müzakere masasındaki AKP’yi zayıflatacak diye HDP tarafından desteklenmedi.

Son iki seçimde ise şişirilen sosyal demokrat/liberal seçeneğin nasıl bir hüsrana dönüştüğü ve AKP ile nasıl bir uzlaşı içinde oldukları ibret verecek şekilde anlaşıldı. 1 Kasım sonrasında aslında düzen siyasetinin AKP, CHP, HDP ve MHP’den oluşan dört ayaklı tek bir gövde tarafından temsil edildiği çok daha iyi anlaşıldı.

Bu koşullarda, Yunanistan’dakine benzer şekilde, düzen dışını, sosyalizmi ve işçi sınıfının örgütlü gücüne güveni öne çıkaran tek bir özne kaldı. Şimdi Komünist Parti bunun gereğini yerine getirmeye çalışıyor.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri