07
Kasım

Genç Dionysosçular

07 Kasım 2015 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

Tesadüflere inanır mısınız? Ben, inanmam. Peki, dünyanın ünlü altı müzisyeninin aynı yaşta, 27’sinde bu dünyadan benzer şekilde çekip gitmesini tesadüfle açıklamak mümkün mü? Bunu da sanmıyorum. Elimde Pegasus Yayınları’ndan çıkan, Howard Sounes’in kaleme aldığı “27” kitabı var. Brian Jones, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison, Kurt Cobain ve Amy Winehouse, nam-ı diğer 27’ler Kulübü’nün hikayesi.

 

Ölümün Esrarlı Evi

Yazan: Gülşah Elikbank

27’ler kulübünün son kayıp halkası Amy Winehouse oldu. Fakat bu hikayenin başlangıcı, 1969’a, The Rolling Stones’dan Brian Jones’un havuzunda boğuluşuna dek uzanıyor. Ondan bir sene sonra Jimi Hendrix, Londra’daki bir otelde kusmuğunda boğuldu, üç hafta sonra Janis Joplin yüksek dozda eroinden öldü. Jim Morrison, 1971’de Paris’te küvetinde ölü bulundu. Nirvana’dan Kurt Cobain 1994 yılında, evinde kendini vurarak öldürdü. Hepsi de sadece 27 yaşındaydı. İşte bu nedenle Amy Winehouse öldüğünde gazetelere atılan ilk manşet, “Amy Trajik 27’ler Kulübü’ne Katıldı” olmuştu. 27 sayısı, rock’n’roll’un en tehlikeli sayısıydı. Bu ölümlerden adı kaza olanlar bile aslında bir kaza değildir. Bana kalırsa- birçok uzman da bu görüşte- bu durumun adı daha çok kendini yavaş yavaş öldürmektir.

Durkheim, İntihar Üzerine adlı kitabında intiharı şöyle tanımlıyor; “Dolaylı ya da dolaysız, olumlu ya da olumsuz, kurbanın kendisi tarafından yapılan ve ölüm sonucunu doğuracağını bildiği hareket.” Bu tanımdan yola çıkarsak bu ölümlere kaza diyemeyiz. O zaman konuyu biraz irdelemek gerekiyor. Bunlar intihar mıydı yoksa bilinçsiz bir kendini yok etme süreci mi? Freud’a göre intihara meyilli insanlar önce diğerlerini öldürmek ister. Engellendiklerinde de öfkelerini kendilerine çevirirler. 27’lerin çoğu kendilerini yok etmeden önce, başkalarına saldırmışlardır. Seneca, eğer insan kararlıysa ölümün çeşitli şekillerle ulaşılabilir olduğunu savunur. Ona katılıyorum. İnsan kendisini sadece kafasına silah dayayarak vurmaz. Bu cesur olandır. Ama birçoğunda bu cesaret yoktur. Diğerleri ağır ağır ölür. Örneğin, alkol ve uyuşturucunun etkisindeyken havuza giren ve yüzmeye kalkışan Brian Jones aslında ölümün kollarına yüzmüş değil midir?

O zaman hikayenin en başına, ilk kayıp, The Rolling Stones’un kurucusu Brian Jones’un anılarına uzanmamız gerekiyor. Çünkü bunu o başlattı. Aşırı katı, sevgisiz ve en sonunda onu evden kovan ebeveynlerle büyüyen Jones, manik durumdan depresyona kolay geçiş yapan bir adamdı. Yaratıcı insanların çoğunda bipolar durum söz konusudur. Tıpkı 27’ler kulübünün tüm üyeleri gibi. Birçok genç kızla ilişkiye giren, onlardan çocuk sahibi olup, hiçbirine babalık yapmayan, aşk içinde sevgi arayan ve onu bulduğuna asla inanamayan bir adamdı Brian Jones.

Bir diğer kulüp üyesi Jimi Hendrix’in anne babası o henüz dokuz yaşındayken boşanmıştı. Keza Kurt Cobain ve Amy Winehouse’un ebeveynleri de çocukları bu yaştayken ayrılmışlardı. Ailenin parçalanmasının bir çocuğun hayatında travmatik bir olay olabileceği, bilenen bir gerçek. Özellikle de söz konusu yıllarda.

Janis Joplin ve Amy Winehouse’u birleştiren bir yön de, erkek egemen bir endüstride kadın yıldızlar olmalarıydı belki ama bundan da ötesi, ikisi de hayatı seven, son derece zeki, incelikli, esprili, kültürlü kadınlardı. Tüm bu özelliklerle bu dünyada huzur içinde yaşamanın mümkün olmadığını aslında her kadın bilir. Bunlar ölümcül bileşenlerdir. Fakat bunlara ek olarak iki yıldız şarkı söylemeye, şakalaşmaya, seks yapmaya ve kafa cilalamaya bayılıyorlardı. Açık sözlü ve gösterişliydiler. İkisi de son derece sorunlu kişilerdi.

Bu kulübün üyeleri ilginç bir şekilde kendilerini çirkin buluyor, abartılı, hatta mantık dışı bir şekilde fizikleri hakkında endişeleniyorlardı. Belki de Mick Jagger’ın belirttiği gibi, bazı insanlar psikolojik olarak rock yıldızı olmaya uygun değildir. Kurt Cobain’in aile geçmişinde intiharlar vardı ve silahlara olan düşkünlüğü onda da bu dürtünün olduğunu gösteriyordu. Albümlerinden birinin isminin “I hate myself and I want to die” olması da tesadüf değildi. Cobain herkese asla 30 yaşını göremeyeceğini zaten ilan etmişti. Janis Joplin de otuz yaşına kadar uzun yaşayacağını hiç sanmadığını her fırsatta dillendirirdi. Aslında 27’ler kulübünün hiçbir üyesinin ölümü beklenmedik değildi, aşamalı yıkımları dikkatli gözlerden kaçmıyordu, hepsi tükendiği yere kadar dayandı. Belki de bu konuda Schopenhauer haklıydı. “Her şeyi hesaba kattığımızda hayatın sıkıntıları ölümünkilerden ağır olunca, insan kendi canına kıyar.” Bu isimlerin hepsi 27 yaşlarına geldiklerinde, birkaç kişinin koca ömrüne ancak sığdıracağı acıyı, mutsuzluğu, aşkı ve başarıyı, sevgisizlik içindeki hayranlığı tatmıştı.

Bu kuşak için Jack Kerouac’ın Yolda kitabı başucu kitabıydı. Kerouac’ın şu sözü durumu biraz açıklıyor aslında; “Benim için sadece deli insanlar önemlidir; yaşamak için, konuşmak için, kurtarılmak için deli olanlar, aynı anda her şeyi arzulayanlar, hiç esnemeyen veya sıradan bir şey söylemeyen, sadece yanan, yanan, güzelim sarı Latin mumları gibi yananlar…”

Aslında kulübün tüm üyeleri edebiyata yakındı ama kelimelere en çok aşık olan The Doors’un lideri Jim Morrison’du. Onun en büyük hayali yazar olmaktı. Örneğin, Nietzsche’nin 27 yaşındayken yazdığı Tragedya’nın Doğuşu kitabına tutkundu. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ta söylediği; Yaşarken yaşa, belki yarın ölebilirsin.” cümlesi onlar için önemliydi

Kitabın yazarı Sounes bizi şöyle uyarıyor; unutulmamalıdır ki, tarih, sanatçı ruhlu insanların zor koşullarda doğup acılardan beslendiklerini ortaya koymaktadır. Bir açıdan, ne kadar yetersiz olursa olsunlar 27’lerin ebeveynlerine, bir sanatçıya uygun bir çevre oluşturdukları için teşekkür etmeliyiz. Eğer ana babalar daha mutlu yuvalar yaratsalardı, kızları ve oğulları hiç bilinmeden yaşayıp gidebilirlerdi. Belki hala hayatta olurlardı ancak ebeveynlerinin beklediği kariyerin peşine koşup göz doktoru olan Brian Jones’u kim hatırlardı? Kim bahçıvan Jimi Hendrix’i ya da ev hanımı Janis Joplin’i tanırdı? Sosyolog Jim Morrison’ın yazdıklarını kim okurdu, okul hademesi Kurt Cobain’i kim takardı? Larkin’in dediği gibi, ebeveynlerimiz bizi mahveder ve zayıflıklarını bize miras bırakır. Ne dersiniz? Kimsenin hatırlamadığı mutlu ve huzurlu bir hayat mı yoksa herkesin sizi andığı, anımsadığı, kutsadığı ama dibine kadar mutsuz ve kısa bir hayat mı? 27 yaşın insan hayatında en kritik yaş olduğuna katılıyorum. İnsanın hayatın ne olduğunu ilk anladığı yaş, budur ve bazen insan anladığı şeyden, gördüğü gerçekten hiç haz etmez. Kafka’nın “Her şey düzelecek”, diyerek onu teselli etmeye çalışan arkadaşına verdiği yanıt gibi: “Her şey düzgün zaten.” Belki de bu düzenin içinde bir uyumsuz olarak yer almak, nefes almaya engeldir. Aslında hiçbir şey düzgün değildir. İnsan bunu ilk olarak 27 yaşında görür ve ya kabullenir ya da başka bir yol dener. Bazen o yol, çıkmaz sokak olsa da!

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri