07
Kasım

Bence Sansürcüler Duygulardan Korkuyorlar...

07 Kasım 2015 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

Bence sansürcüler duygulardan korkuyorlar. O fotoğraftaki dehşeti, acıyı, çaresizliği ve tarif edilemeyecekleri hissedip onu unutmayacaklardan, rahatsızlığını çekeceklerden ve zamanla Anka gibi o acılardan doğurabilecekleri ihtimâllerden korkuyorlar. Ha zaten korksunlar da! İyi değiliz, iyi olmayacağız! Ama bu demek değil ki en esaslı aydınlık bunun ardından gelmesin. Çünkü öyle de olacak, çünkü özüyle okuyoruz biz varoluşu.

Yazan:Aslıhan Kazancı

Üç fotoğraf var aklımdan çıkmayan. Aslında artık fotoğraf da olmayan. Fotoğrafı çekenin fotoğraftan artık tamamen kaybolduğu ve öneminin kalmadığı, ışığın tamamen mânâya dönüştüğü. Hepimiz gördük, görüyoruz ve görmeye devam mı edeceğiz bunları? Bu yazıyı alacakaranlıktan yazdığımı belirteyim. İnsanlara karanlığın aydınlıktır diye yutturulduğu, karanlığımsı da aydınlığımtrak olan olmaz olası alacakaranlıktan.

Aylan bebeğin fotoğrafı nasıl kahretmez bir kimseyi? Sanki sığınanlara matah koşullar sağlanabilmiş gibi övünürken birileri, bir çocuk cansız kıyıya vurdu. O raddeye gelene kadarki koşullardan bahsetmiyorum bile. Hatta o bir istisnaymış ya da emsâli sürmüyormuş gibi yaşantımıza devam etmemizden de. Kendimize yalan söylemek bizi sürdüren en önemli güç belki ama o fotoğrafı çeken aslında bizleriz. Bu düzene yeterince karşı koymayan, kötüyle kifâyetli savaşmayan ve koşulların bu hale gelmesine sebep olan. Alâmetler açık, zeytin ağaçlarını kesenlerin ayakları altında çırpınıyor memleket. Alacakaranlık. Bir daha olmasın diye Aylan bebeğe borcumuzdur direnmek ve o da muhtaç olduğumuz kudreti verecektir zaten.

Olayların olmasını sansürlemektense fotoğraflarını sansürlemenin konu edildiği Cizre’deki patlamadan kalan bir fotoğraf var. Sansürü gerekli bulanların, sansürsüz fotoğrafın aileyi incitmesi olasılığını düşündüğünü sanmıyorum. Çünkü zaten 12 yaşında bir çocuğun ve ailesinin içinde olduğu/erkin liyâkatsizliğinden içine düştüğü "mağduriyet"in yanında nedir ki fotoğrafın sansürlenmesi mevzu? Bizim sansürsüz dâhi görebildiğimiz basılı ya da dijital iki boyutlu kopyalar, ki onların gerçekliği zaten. Bence sansürcüler duygulardan korkuyorlar. O fotoğraftaki dehşeti, acıyı, çaresizliği ve tarif edilemeyecekleri hissedip onu unutmayacaklardan, rahatsızlığını çekeceklerden ve zamanla Anka gibi o acılardan doğurabilecekleri ihtimâllerden korkuyorlar. Ha zaten korksunlar da! İyi değiliz, iyi olmayacağız! Ama bu demek değil ki en esaslı aydınlık bunun ardından gelmesin. Çünkü öyle de olacak, çünkü özüyle okuyoruz biz varoluşu.

Üçüncü fotoğraf ise tam teşekküllü bir prodüksiyon. Bir final sahnesi, farkında olanlara zulüm farkında olmayana alâmet. Sarhoşluğun etkisiyle ne yaptığını artık bilememek, en azından "olur mu yâhu?" diyebilecek kadar ayık olan dalkavukların titreyişi, derin bir ah. Belki bağlamı yine o kadar yadırganmaz Anadolu kültüründe ve bunu anlamak mümkün de olabilirdi ama fotoğrafın ana karakteri mimli. Açılışa gider gibi, bayrak satar gibi, kendine fetvâ verdirir gibi ve en dehşet veren tarafı ise henüz yaşayabilmek mümkünken ölümü ve öleni kutsar gibi. Bu fotoğrafı görüp de Munch’un çığlığını atmamak mümkün mü?

 

"Çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığında!”. İsrail Devleti’nin adını duyunca sözde hassas duyguları incinenler insanisraildevletine dönüşmüş. Onlara Şalom Alekem çünkü verdiği selâmı bile putlaştırırken selâmın anlamını bilmemekten de kaynaklı bu çürüme. Müzik dinlememekten, ağlayıverememekten ve ağlayacaklarını bile tartmaktan ve gülememekten de. Geçmişi güzellikleriyle hatırlamaya çalışmak da insana özgü bir içgüdü ve bu sebepten geçmişi kutsamayacağım. Bu verimli bir yalan belki ve çoğu zaman şansımızı arttırıyor ama bir şeylere acı da olsa dilin varma zamanı. İyiler hep azdı ve muhtemelen hiç egemen değildi, yaktık yıktık, süregelen bir talân var ama grafiğin öyle bir noktasında olabiliriz ki ya aşağıya ya da yukarıya meyledecektir artık. Ya da grafiğin herhangi bir yerinde de olmayabiliriz ve yapacağımız bezelye kararlar salt bizi tanımlayacaktır hatta o da umurumuzda bile olmayabilir. Gidişatın iyiye evrilebilme umudu hep vardır, bu az olsa bile iyiye değişime inanmaktan zarar gelmez. Mitleri yanlış yorumlamanın/yorumlayamamanın sonuçlarının aşikâr olduğu bu gök kubbede masallardan da kimseye zarar gelmez ama yeter ki her birini artık beraber dinleyebilelim.

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri