19
Ekim

Susturulmuş Çocuk Sevinçleri Plajı

19 Ekim 2015 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Kıyıda bir çocuk, binlercesi derme çatma kayıklarda deryada. Binlercesi yollarda, sınır kapılarında… Az sonra içlerinden biri daha cansız kıyıya ulaşacak, sonra biri daha, biri daha…

 

Orhan Gökdemir

Bir sabah uyandık ki kıyıda bir çocuk. Belli ki göç yorgunu bitkin bir annenin kollarından sıyrılıp düşmüş denize ve atılmış hoyrat dalgalarca hiç bilmediği kıyılara. Susturulmuş çocuk sevinçleri plajındayız. Denizin ve insanlığın tükendiği yerdeyiz. Sadece bir fotoğraf artık o çocuk sevinçleri, hatta o bir kare fotoğrafta belli belirsiz bir lekeden ibaret. Ne geçmiş var artık kaçılacak, ne gelecek var ulaşılacak. Çıkılan bir yurt yok, varılan bir yurt artık hiç olmayacak. Ve son çocuk öldüğünde geride sadece susturulmuş çocuk sevinçleri plajı kalacak.

Çünkü kundakladılar sahipsiz ülkeleri bir sabah. Çocukları ve annelerinin evlerini yaktılar, babalarını vurdular. İnançları başka başka diye boğazladılar hiç tanımadıkları insanları, kadınları pazara çıkarıp sattılar son kölenin azat edilmesinden iki yüzyıl sonra. Ve utanılası bir göç başladı bir acıdan bin acıya.

Susturulmuş çocuk sevinçleri plajındayız. Bir çocuk kıyıda, kıpırtısız…

Toplananlar şaşkınlıkla bakıyoruz kıyıya, çocuğa, birbirimize. Ne kıyıya yakıştırıyoruz o kıpırtısızlığı, ne de çocuğa, ne birbirimize. Sanki ansızın bastırmış isyansız bir hava boğuyor bizi. Deniz dalgalanmalı oysa çocuk kalkıp sevinçli çığlıklarla koşmalı. Biz öyle bakakalmamalıyız, toparlanıp isyana durmalıyız.

Sonra nedense hatırlıyoruz o sahipsiz ülkeyi kundaklayanları. Biliyoruz o yangın orada yüzlerce yıldır, hâlbuki ateşin harı şu anda vurdu yüzümüze. Kundakçıyı kıyıda kıpırtısız yatan bu çocuktan daha iyi ne anlatabilir? Hangi yangının harı yakıcıdır bu kadar.

Her şey yanıp bitince inanç yeşerecekmiş küllerin arasından dediklerine göre. Oysa işte kaybediyoruz hayata inancımızı. Karanlık çağlar kaçkını vampirler doluşuyor sokaklara. Yürüyen ölüler, parçalamak için yaşayan son insanların peşine düşmüş. Çürüyen kan kokusu baş döndürücü. “Allahuekber” diye höykürüyor, yüzünü karanlıkla örtmüş vampir, sonra bıçağı daldırıyor, taze kan kokusu karışıyor çürüyen kan kokusuna. Allah büyüdükçe hepimiz küçülüyoruz!

Böylesine derin dindarlığın böylesine derin bir vicdansızlığa yol açmasını açıklayamadığımızdan bu plajda böylesine çaresiz kalışımız. Susturulmuş çocuk sevinçleri plajındayız. Bir çocuk kıyıda, kıpırtısız… Toplananlar şaşkınlıkla bakıyoruz kıyıya, çocuğa, birbirimize. Ne kıyıya yakıştırıyoruz o kıpırtısızlığı, ne çocuğa, ne de birbirimize. Sanki ansızın bastırmış isyansız bir hava boğuyor bizi.

Ama sanki ölmemiş de az önce özenle yaptığı kumdan kalesi bir dalganın saldırısına uğramış gibi yatıyor çocuk. Sanki ölüme tutanağın son noktası koyulmadan kalkıp koşacak! Annesi “Aylanım” diye kucaklayacak onu! Ama evet, deniz kıpırdamıyor, çocuk da öyle. Sanki ansızın bastırmış insansız bin hava boğuyor bizi.

Emperyalizmi kim unutturdu bize, kapitalizmi kim sildi dimağlarımızdan? Kim dedi dindarlık vahşeti daha acısız kılar diye? Kim inandı dinin şefkat ürettiğine? Kim, aynı tanrıya inanların eşit olduğunu söyleyen?

Peki, o çocuk neden o kıyıda öyle kıpırtısız yatmakta? Hangi vicdansız tanrı yazdı Aylan’a o kaderi? Neden Allahuekberlerinizden hep kan damlamakta?

Çünkü kundakladılar sahipsiz ülkeleri bir sabah. Çocukları ve annelerinin evlerini yaktılar, babalarını vurdular. İnançları başka başka diye boğazladılar hiç tanımadıkları insanları, kadınları pazara çıkarıp sattılar son kölenin azat edilmesinden iki yüzyıl sonra. Ve utanılası bir göç başladı bir acıdan bin acıya.

Kıyıda bir çocuk, binlercesi derme çatma kayıklarda deryada. Binlercesi yollarda, sınır kapılarında… Az sonra içlerinden biri daha cansız kıyıya ulaşacak, sonra biri daha, biri daha…

Hâlbuki usulca uyandırılmalı bütün çocuklar… tankların parklara girmesi yasaklanmalı.

Kundaklanmış ülkede, utanılası bir büyük yangın! Kaçanlar doğayı, toprağı, kuşu, kurdu, böceği geride bırakarak ve yanlarına sadece hüzünlerini alarak göçe durdular.

Ama ne geçmiş var artık kaçılacak, ne gelecek var ulaşılacak. Çıkılan bir yurt yok, varılan bir yurt artık hiç olmayacak.

Ama yine de göçecek insanlığımız. Dönüp bakamayacağız akşamın küllenen ateşine. Ve son çocuk öldüğünde geride sadece susturulmuş çocuk sevinçleri plajı kalacak.

Bir sabah uyandık ki kıyıdaki bütün çocuklar gitmiş. Deniz gitmiş, insanlık gitmiş. Evlerimizde, sokaklarımızda büyük, utanılası bir sessizlik.

Kıyıdaki çocuğu bakıyoruz önce, sonra dönüp birbirimize. Öfkeli göz bebeklerimizden anlıyoruz, başımıza ne geldiyse isyansızlıktan!

 


Kapak tasarımında kullanılan fotoğraf: Robert Frank, Untitled (Children with Sparklers in Provincetown), 1958.

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri