25
Eylül

'Sisli Tepe'de Yoldaşlık

25 Eylül 2015 Yazar: Aykırı Akademi

 

“Foggy Dew”, yani “Sisli Tepe”, The Dubliners’tan Sinéad O’Connor’a, The Chieftains’e kadar birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş ünlü bir İrlanda türküsüdür. Paskalya Ayaklanması’nı anlatır. Ancak onun dizelerinde yalnızca Paskalya Ayaklanması ve İrlanda halkının mücadelesi değil, ezilen halkların ortak tarihi de yatar. “Foggy Dew”, düşmanlıkla başlayıp yoldaşlıkla bitecek bir sürecin hikâyesidir.

 “Foggy Dew”un ‘derin hikâyesi’, 1915’te birbirine vurdurulan iki halkın, belki de kendilerinin bile farkında olmadan kurdukları yoldaşlıklarının hikâyesi aslında. “Bir türkünün kolları en çok nereye uzanabilir?” sorusunun da cevabı.

 

Onur Bayrakçeken

2010 Dünya Kupası… Güney Afrika tribünleri “vuvuzela” adlı çalgıyla inliyor. Televizyon başındaki futbol izleyicileri için tahammül edilmesi zor bir ses. Herkes onu konuşuyor. Sinek vızıltısına benzetenler de oluyor, hiçbir şeye benzetemeyip kulaklarını tıkayanlar da. Televizyon programlarında dalgası geçiliyor, dizilerde kullanılıyor, “Yasaklansın” kampanyaları bile yapılıyor. O günlerde bir spor muhabiri de Trabzonspor kampına vuvuzela getiriyor. Önce oyuncular bakıyor, deniyor, “Ne gıcık sesi var!” deyip gülüyorlar. Sonra Şenol Güneş geliyor. Futbolumuzun en güzel insanlarından Şenol Güneş alıyor vuvuzelayı eline, şöyle bir bakıyor içine... O öyle bakınca muhabir hemen atlıyor: “Hiçbir şey yok hocam içinde.”. Ancak o güzel insan Şenol Güneş, vuvuzelanın içinde ‘hiçbir şey’den fazlasını, seslerin ve sözlerin altında saklanan tarihi görüyor; kaldırıyor başını, cevap veriyor:  “Olmaz mı! Bağımsızlık var, özgürlük var içinde. Onun için çalıyorlar orada.”

Benim bir İrlanda flütüm var, “tin whistle” deniyor; kısa boylu, siyah, ince bir flüt. Vuvuzelanın aksine herkesçe sevilen bir çalgı. Ancak elinize ilk aldığınızda, daha üflemeden içine bakın, bir şey göremeyecek, “Hiçbir şey yok içinde,” diyeceksiniz. Ben onunla İrlanda türküleri çalmaya çalışıyorum. Biraz çaldıktan sonra bakıyorum içine, ve evet, o flütün içinden türküler geçtikten sonra gördüğüm şey bir ‘hiçlik’ten fazlası oluyor! Seslerin ve sözlerin altında saklanan tarihi görüyorum ben de. Şenol Güneş gibi, diyorum ki: “Bağımsızlık var, özgürlük var içinde.”.

Hikâyemiz yüzyıl önce başlıyor…

***

Tarih 24 Nisan 1916'dır. Bir Paskalya pazartesisi. Yıllardır İngiliz hakimiyetinde yasaklar ve zulüm altında aç ve sefil yaşayan Dublin halkı sıradışı bir güne uyanmıştır: Ulusal Posta Müdürlüğü'nün tepesinde, Birleşik Krallık'ın "Union Jack"i yerine aykırı bir dalga gibi yeşil-beyaz-turuncu İrlanda Cumhuriyeti bayrağı dalgalanmaktadır. Dublin'deki İngiliz askerleri daha ne olup bittiğini anlamadan bütün önemli kamusal binalar İrlandalı direnişçilerin eline geçer. İlerleyen saatlerde, Ulusal Posta Müdürlüğü binasında, Irish Volunteers üyesi Patrick Pearse, Bağımsız İrlanda Cumhuriyeti'ni ilan eden bildiriyi okur. Bütün Dublin'e yayılan bildirinin altında Pearse ile beraber Irish Volunteers ve Irish Citizen Army (İrlanda Yurttaş Ordusu) üyesi altı devrimcinin daha imzası vardır: James Connolly, Joseph Plunkett, Thomas J. Clarke, Sean Mac Diarmada, Thomas MacDonagh, Eamonn Ceannt.

Tarihe "Paskalya Ayaklanması" adıyla geçen bu ayaklanma, bir haftanın sonunda İngiliz hükümetince kanlı bir şekilde bastırılır. Ayaklanmaya önderlik eden 15 devrimci kurşuna dizilerek katledilir. İngiliz hükümeti kana öyle susamıştır ki ağır yaralı halde ele geçirilen James Connolly, kurşunların önüne yaralarına bakılmaksızın ve elleri arkadan bağlı, başına bir çuval geçirilmiş halde konur. Birçok sivil ve silahlı İrlandalı öldürülür. Sonuçta ayaklanma bastırılmış, ancak tutsak İrlandalıların özgür yüreklerine başkaldırı ateşi bu defa bir daha sönmemek üzere düşmüştür...

***

“Foggy Dew”, yani “Sisli Tepe”, The Dubliners’tan Sinéad O’Connor’a, The Chieftains’e kadar birçok sanatçı tarafından seslendirilmiş ünlü bir İrlanda türküsüdür. Paskalya Ayaklanması’nı anlatır. Ancak onun dizelerinde yalnızca Paskalya Ayaklanması ve İrlanda halkının mücadelesi değil, ezilen halkların ortak tarihi de yatar. “Foggy Dew”, düşmanlıkla başlayıp yoldaşlıkla bitecek bir sürecin hikâyesidir.

Paskalya Ayaklanması’ndan bir sene öncesi: 1915 yılının ilk ayları, muhtemelen bulutlu bir İrlanda sabahı, aileler limanda toplanmıştır. Britanya donanmasına ait gemilere binen çocuklarına el sallamaktadırlar; çocukları da onlara kasketlerini sallayarak veda ederler. Bilmedikleri bir toprağa ölmeye gönderiliyordur İrlandalı gençler: Çanakkale'ye. Tıpkı Anzaklar gibi, Britanya İmparatorluğu'nun emperyal çıkarları uğruna savaşa sürülmüşlerdir.

  

Ancak Müttefik Kuvvetler Çanakkale’de bozguna uğradıktan sonra birçoğu dönememiştir evlerine, dönebilenlerinse bir daha Britanya askeri olmaya niyetleri yoktur artık. İşte bu yüzden “Foggy Dew” türküsü "'Twas better to die 'neath an Irish sky than at Suvla or Sud-El-Bar" diye haykırır; Türkçe söylersek: "Daha güzeldir İrlandalı bir göğün altında ölmek, Suvla ya da Seddülbahir'de ölmekten". İrlandalı gençler, 1916 Paskalya Ayaklanması’nın kararını bir yıl öncesinden vermişlerdir aslında. Artık kendi kararlarıyla ve kendi toprakları için öleceklerdir.

Ancak “Foggy Dew”un hikâyesi burada bitmez ve üç sene sonrasına uzanır. Çünkü İrlanda halkı için 1916 yalnızca bir başlangıç olmuştur. Bu başlangıç, devamında, hem zafere hem de saklı bir yoldaşlığa varacaktır. 1915’te üniforma giydirdiği İrlandalıları bir başka halkın çocuklarını vurmaya yollayan Britanya İmparatorluğu, yalnızca bir yıl sonra bu defa Dublin’i kana bulayacaktır. Böylece 1915’in pişmanlığı, 1916’nın acısıyla birleşmiştir. Ortaya çıkan öfkeninse bir ok gibi yayından fırlaması çok sürmeyecektir... Üç yılda her şey değişir. Yeats’in “1916 Paskalya Ayaklanması” şiirindeki ifadesiyle söylersek, “korkunç bir güzellik” doğar.

Paskalya Ayaklanması’nın ardından İrlanda kaynamaktadır. Her geçen gün bağımsızlıkçı parti Sinn Féin’a ilgi ve destek artar. 1918 yılında Birleşik Krallık genel seçimleri yapılır ve Sinn Féin 105 İrlanda vekilliğinden 73’ünü alır. Bu, İrlanda için bir dönüm noktasıdır. Sinn Féin vekilleri, bağımsız bir İrlanda parlamentosu kurmaya karar verirler. Bir yıl sonra, 21 Ocak 1919’ta bağımsızlık bildirgesi yayınlanır ve bağımsız İrlanda parlamentosu Dáil Éireann ilk toplantısını gerçekleştirir. Elbette Britanya hükümeti tarafından tanınmayan bu parlamento, İngiliz emperyalizmine ve krallığa karşı bağımsızlık ve cumhuriyet mücadelesini de başlatmış olur. 1916’da kanla bastırılan ayaklanma dirilmiştir ve bu defa İngiliz emperyalizmini döktüğü kanda boğmakta kararlıdır.

Aynı tarihlerde, İngiliz emperyalizmine başkaldıran birileri daha vardır. İrlanda’dan kilometrelerce uzakta, ama acılarda ve türkülerde İrlandalılar’a pek yakın birileridir bunlar: Türkiye halkı, 1. Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun dört bir yanında direniş ateşleri yakmıştır. Bu ateşi bir program etrafında birleştirme işi ise, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’e düşmüştür. 1915’te Britanya üniformasıyla Çanakkale’ye gelen İrlandalılar, 1916’da o üniformayı yırttıktan sonra, bu sefer 1919 yılında Türkiye halkıyla ‘saklı’ bir yoldaşlık tutturmuş ve aynı düşmana karşı savaşmaya başlamışlardır.

Takvimler 10 Ağustos 1921’i gösterdiğinde İrlanda’dan yabancı hükümetlere tanınma talebi içeren bir mektup yola çıkar. Bu mektup, iki yıl önce İrlanda parlamentosunun kuruluşunda okunmuş ancak çeşitli zorluklardan dolayı yabancı hükümetlere ulaştırılamamıştır. İki yıllık gecikmenin ardından yola çıkan ve “Dünyanın Özgür Milletlerine Çağrı” başlığını taşıyan bu mektubun ulaştığı adreslerden biri de Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Başkaldıranlar, savaşlarının sonuna doğru, birbirlerinin sesini duymuştur.

***

Bir tarihçi değilim, o yüzden yorum yapmaya hakkım var mı bilmem ama hep düşünürüm: İrlanda Kurtuluş Savaşı ile Türkiye Kurtuluş Savaşı’nın aynı tarihlerde, 1919’da başlaması, İngilizler’i ne kadar sıkıştırmıştır? Acaba 1915’te birbirlerine karşı savaşan bu iki halk, İrlanda halkı ve Türkiye halkı, 1919’da aynı anda başkaldırmasalar sonuç ne olurdu?

“Foggy Dew”un ‘derin hikâyesi’, 1915’te birbirine vurdurulan iki halkın, belki de kendilerinin bile farkında olmadan kurdukları yoldaşlıklarının hikâyesi aslında. “Bir türkünün kolları en çok nereye uzanabilir?” sorusunun da cevabı. Ben İrlanda türküleri sayesinde öğrendim ki türkülerin kolları, onu söyleyen insanlarının mücadelesi her nerede filizlendiyse, oraya uzanırmış. Ta dünyanın diğer ucuna, yıllar yıllar sonrasına bile…

 

Not: Türkiye Kurtuluş Savaşı ile İrlanda Kurtuluş Savaşı arasındaki paralellikleri ve Çanakkale Savaşı’nın İrlanda tarafını merak ediyorsanız, Dr. Pat Walsh’un bloğunu öneririm: http://drpatwalsh.com/

Bu yazıda da onun makalelerinden yararlandığımı belirtmeliyim.

 

 

Onur Bayrakçeken'in diğer yazılarını okumak için;

Hürlüğün Havası

Victor Jara ve Sovyet Milli Takımı Hugo Chavez ve Maradona'yla Nasıl Buluştu?

Jules Verne'in Hindistan Yolculuğu, Ravi Shankar, Tagore ve Çocukluk

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri