26
Mayıs

Ben'i ben olmaktan çıkarmaya çalışan tüm kurallara, düzene inat…

26 Mayıs 2015 Yazar: Dilek Yurdakul Uyar | Köşe adı: BÜYÜKLERE MASALLAR
Tüm Yazılar

Ne garip değil mi zaten size ait olanı, olması gerekeni, hakkınız olanı çalmak zorunda kalmak… Çaldıklarım ile doldurduğum ise ruhum, ayakkabı kutuları değil. Hayat bize, ruhu yok edip kutuları doldurmayı empoze ediyorken hem de. 

Dilek Yurdakul Uyar

Hayatın, üzerime üzerime geldiği anlar oluyor. Kendimi sıkışmış,  omuzlarıma, sırtıma yüklenmiş tüm o sorumlulukların ağırlığı altında ezilmiş hissettiğim zamanlar. Sanki hayat benim kontrolüm dışında hoyratça akıyor ve benden beklediği tek şey o rutine uymam. Bana soran yok, ne istiyorum, ne bekliyorum, yorgun muyum, molaya ihtiyacım var mı? Bir makinenin çarkları gibi kendi düzeni içinde akıp gidiyor zaman da, hayat da… Oysa ben bir makine değilim. Gelgitlerim var. İsyanlarım var. Kimi zaman pes etmişliklerim, yılmışlıklarım… Hayat içinde nefessiz kalmışlıklarım… İnsan kalan hangimizin yok ki, bir Musa yahut Meursault değilsek? İşte bu anlarda tutunacak bir şeyler istiyorum. Hepimizin tutunmak için bir şeye ihtiyacı yok mu zaten bu boktan hayatta…  Benim için fotoğraf bunlardan biri, başlıcası…

Bir gün sormuşlardı " fotoğraf senin için ne anlam ifade ediyor " diye. Cevabım netti; Hayattan, hayata rağmen çalmaktır fotoğraf, dedim. Yorgunlukları, yıpranmışlıkları sıfırlayıp, hayata yeniden tutunacak gücü toplamak için. Çalmak, çünkü illegal, çünkü bana yasak, biçilmiş rollerimin olduğu senaryo dışına çıkmakta ısrar ettiğim için… Ne garip değil mi zaten size ait olanı, olması gerekeni, hakkınız olanı çalmak zorunda kalmak… Çaldıklarım ile doldurduğum ise ruhum, ayakkabı kutuları değil. Hayat bize, ruhu yok edip kutuları doldurmayı empoze ediyorken hem de.  Çalmalarım, bir balık sırtında gökyüzüne kulaç atmak… Çalmalarım tüm yokları var etmek, tüm varları yok etmek… Çalmalarım büyüklere masalları yazmak… 40 yaşına merdiven dayadığım şu günlerde hala masallardaki kahramanların varlığına inanmak… Hapishanemin duvarlarından, bir uçurtma kuyruğunda, bir havalandırma arası dahi olsa özgürlükle köşe kapmaca oynamak… Çalmalarım, saksıdan güneşe boynunu uzatışı çiçeğin… Bir Don Kişotluk Yel değirmenlerine karşı, Gogo, Didi çekişmesi içimde… Kafka'nın Milena ile kavuşması… Hatta ve hatta Raif Efendiyi Maria Pudere geri döndürecek cesareti buluş…

Hayattan çalıyorum, anları çalıyorum, inadına çalıyorum, ben'i ben olmaktan çıkarmaya çalışan tüm kurallara, düzene inat çalıyorum… Winston ile Julia'nın bir eskici dükkanın üst katında düzene, Büyük Birader'e inat, başkaldırarak, yaşamak için, ölümüne de olsa buluşması gibi fotoğraf… An'ı dondurup o andan çalıp,  an'lara sonsuzluğu muştuluyorum. Sonra ara ara çıkartıp usumun kilitlenmiş,  dehlizlerinden o çalmışlıklarımı, gülümseme yapıp yüzüme asıyorum. Bir zamanlar yaşadığımı ansıyarak ve ileride yine yaşıyabileceğimi umud ederek… Gerçeğin benim ruhumu da çürütmemesi için fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafı yarama merhem edip sürüyorum. Godot'yu beklemek yerine ona gitmek için yola çıktığım araç, bir sabah uyandığımda kendimi bir böcek olarak bulmamak için ara ara içtiğim ilacım yapıyorum fotoğrafı… Bat dünya bat diye haykırmamanın elde olmadığı bu dünyada tutamağım oluyor fotoğraf belki de bencilce ve hoyratça.

Demem o ki şaire kulak vermeli, hayat kısa, siz de çalın, kendi enstrümanınızı bulup, yaratıp çalın, bakın göğe kuşlar uçuyor… Müziğin sesini duyabiliyor musunuz?

 

1.Fotoğraf: Fernand Hick

2.Fotoğraf: Mikko Lagerstedt

3.Fotoğraf: Kadir Çivici

 
 

 

 

   

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri