10
Nisan

Gerçek bilgelik ölümsüzlüğe en yakın olandır

10 Nisan 2015 Yazar: Aykırı Akademi

 

Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum!

Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim:

 Onun görmediği hiçbir şey yoktur.

 Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır.

Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır.

 

Bülent Efe

Kahraman bir bilinmezin içinde gözlerini açar, etrafını tanımaya çalışır ve yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışır. Onun bütün gayreti bir bakıma boşunadır; ölüm ona her gün biraz daha yaklaşmakta, etrafında kol gezmekteyken hayatının anlamı ne olabilir ki! Umutsuzluğuna gizemlerle dolu bir evren içerisinde acımasız hükümdarların dayattığı kurallar eklenir. Evrendeki yerini öğrenmek isteyen Kahraman hem kendi iç dünyasında hem de dışarıdaki fiziksel dünyada bir yolculuğa çıkar. Tanrılarla iyi geçinmeye çalışırken ya tutkulu bir ölümsüzlük arayışına başlayacaktır, ya da ona fısıldanan başka bir yaşamın olduğu öbür dünyaya özenlice hazırlanacaktır.

Uruk Kralı Gılgamış ilk yolu tercih eder. Krala Güneş Tanrısı tarafından erdem, yeraltındaki tatlı su okyanusu tanrısı tarafından bilgelik bağışlanmıştı. Üçte ikisi tanrı, üçte biri insandı. Bütün ülkeleri dolaştıktan sonra Uruk’a varmış, kurumuyla başını sokaklarda dik tutmuştu. Uruk halkına dirlik vermiyor, oğulu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya bırakmıyordu. Tanrıça İştar için büyük bir tapınak inşasına başlamış ve dev bir duvar örmek için tüm ulusu seferber etmişti. O tamamlayacağı eserle övünmek için hazırlanırken halk tanrılara Gılgamış’a bir ders vermesi için yakarıyordu. Gece gündüz kudurup sağa sola çatan despotu dizginlemek Tanrıça Aruru’nun çamurdan yarattığı Enkidu’nun işiydi. Yeni kahraman insan ve kent yüzü görmemişti. Ceylanlarla ot yiyen Enkidu, yabanıl hayvanlarla itişe kakışa suvata (hayvanların sürekli su içebildikleri bir su kıyısındaki, en çok da ırmak kıyısındaki düzlük yer) iniyor, suyun kalabalığıyla yabanıl kahramanın gönlü açılıyordu.

Bir kadının (fahişenin) aşkı Enkidu’yu Uruk şehrine çekti. Tıpkı göçebelerin yerleşik yaşama geçmeleri gibi…

"Gel orospu, beni birlikte götür! Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa; Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına. Ben ona meydan okumak istiyorum. Yiğit gibi konuşmak istiyorum. Uruk'a gidince Uruk'un yazgısını değiştiririm. Kırda doğanın gücü yamandır!"

Oysa bilge Gılgamış can yoldaşı olacak yeni bir arkadaşın çoktan yolda olduğunu biliyordu. Bir düş görmüş ve anasına anlatmıştı. Anası ona yolcunun kimliğini açıkladı:

"Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu'dur. Dar zamanda arkadaş yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır."

Tanrıların Gılgamış’a bela olarak saldığı Enkidu Uruk kentine varınca iki erkek dost olmuşlardı. Beraberce Sedir ormanının bekçisi dev Huvava’yı yendiler, gösterdiği ilgiye karşılık vermeyen Gılgamış’a öfkelenen tanrıça İştar’ın gönderdiği kutsal boğayı öldürdüler. Eski rakipler artık yoldaştılar tıpkı bundan sonra anlatılacak onca destanda olduğu gibi!

Kahramanlar sınavlardan başarıyla geçtiklerinde bir kibir gömleği üzerlerine yapışır, aşırılığın kokusu diğer insanları rahatsız etmeye başlar. Hükümdar tanrılar ise bu başkaldırıya daha fazla dayanamaz. Kurulu düzeni yıkmak istemek cezalandırılması gereken tehlikeli bir eylemdir. Güçlü Enkidu tanrıların gücüne karşı çıkamaz, kötü rüyalar görür, ateşler içinde kalır ve ölür. Kral Gılgamış insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunu acı bir dersle öğrenir, kendisinde de insan özünün olduğunu bildiğinden umutsuzluğa kapılır. Bir sonraki yolculuğu ölümsüzlük arayışı olacaktır. Hedefi Tufan’dan kurtulan ve tanrıların ölümsüzlük bağışladığı Utnapiştim’e ulaşmaktır.

"Benim adım Gılgamış'tır. Ben, Anu'nun evi olan Uruk'tan gelenim. Ben, dağlarda iz güdenim. Uzun bir yoldan, güneşin çıktığı yoldan gelenim. Urşanabi, şimdi seninle yüz yüzeyim. Bana uzaktaki Utnapiştim'i göster!"

Gılgamış Utnapiştim’in yanına ulaştığında duyduğu sözler karamsardır:

“Kızgın ölüm, insanı sinsi sinsi hep arkadan izler. Herhangi bir zamanda bir ev yaparız, herhangi bir zamanda bir belge damgalarız. Herhangi bir zamanda kardeşler arasında miras pay ederler. Herhangi bir günde bu kardeşler arasında kavga çıkar.   

Herhangi bir günde ırmak taşar ve ülkeyi su basar. Balıkçıl kuşları ırmak boyunca uçarlar. Irmağın yüzü güneşi yüzüne bakar; ama eskiden beri hiçbir şeyde kararlılık görülmez

Çalınan da, ölen de birdir. Ölümün biçimi çizilmez.

Be hey insanoğlu, be hey adam; beni kutsadıktan sonra, büyük tanrılar olan Anunnaki toplandı. Yazgıyı oluşturan And tanrıçası, onlarla birlikte alınyazısını belirledi. Ölümü ve yaşamı onlarla birlikte saptadı; ama onlar ölümü bildirmediler.”

Utnapiştim Tufan’ı Gılgamış’a anlatır ve ona öğütler verir. Gılgamış bu öğütlerin hiçbirini tutamaz; sonsuz yaşam sırrını taşıyan otu bir yılan çalar ve kahramanın ölümsüzlük arayışı başarısızlıkla sonuçlanır. Gılgamış Uruk şehrine geri döner, rüyasında öbür yaşamı anlatan dostu Enkidu’yu görür, çaresizce ölümlülüğe razı olur.

"Eceliyle öleni gördün mü?" "Evet gördüm. Gece yatağında uyuyup, su, soğuk su içiyor." "Savaş alanında öleni gördün mü?" "Evet gördüm. Ana ve babası onun için uğraşıyorlar. Karısı da onun için çalışıyor." "Cesedi kırda bırakılmış (mezara gömülmemiş) olanı gördün mü?" "Evet, gördüm. Onun ruhu yeraltı dünyasında uyumuyor." "Ruhuyla kimsenin ilgilenmediğini gördün mü?" "Hayvanlara yedirilen tencere kazıntısı ve sokağa atılan yemek artıkları onun besinidir."

Gılgamış destanı bütün kahramanlık öykülerinde tekrarlanan üç temayı ilk kez yazıya dökmüştür. Tufan ve aşırılık gösteren bir neslin tanrılarca cezalandırılması, kahramanın cehenneme inişi, gelecekten haber veren rüyalar. Tufan yeniden doğuşun ve yaratılıştaki saflığa dönme arzusunun simgesidir. Cehenneme iniş bütün kahramanların yapması gereken bir eyleme dönüşür. Odysseus, Aeneas, Orpheus, Dante hatta tanrıça İştar bu görevi yerine getirmek zorundadır. Kadim çağlarda rüyalar ise gerçekliği zorlar, bilgiye ulaşmanın bir aracıdır. Bu bilgiye ulaşmak için kahraman, “uykunun boynuzlu kapısı” ile (gerçek öngörüye açılan kapı) “fildişi kapısı”nı (sahte öngörüye açılan kapı) birbirinden ayırabilmelidir.

Gerçek bilgelik ölümsüzlüğe en yakın olandır. Söyleyecek sözü olan ve hikâyesini anlatabilen kahraman ismini yıllar sonrasına taşıyabilir. Pahalı giysileri olan, bedeni zevkin her türlüsünü tadan nice varlıklı insanın adı unutulup giderken belirsiz bir yönde ilerleyen yaşamını anlamlı eylemlerle donatan kahramanların adı yüzyıllardır yankılanır.

      

Franziska Leischker’e ait Gılgamış illüstrasyonları;

1) Uruk Zigguratı

2) Enkidu

3) Enkidu ve Shamhat

4) Humbaba’nın Ormanında

5) Gılgamış ve Enkidu’nun İştar Boğası Dövüşü

6) Gılgamış, Enkidu’nun ölüm döşeğinde

7) Siduri’nin Dünyanın Sonundaki Hanı

8) Babilli Nuh

9) Gılgamış Ölümsüzlük bitkisini koparırken

 

 

 


 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri