14
Mart

Bir salıncağın peşinden yollara düş'müşlüğünüz var mıdır sizin?

14 Mart 2015 Yazar: Dilek Yurdakul Uyar | Köşe adı: BÜYÜKLERE MASALLAR
Tüm Yazılar

 

Dilek Yurdakul Uyar

 

Bir salıncağın peşinden yollara düş'müşlüğünüz var mıdır sizin? Benim var. Bir düşün peşine takılmak, bir düşü yaşamak, bir düşü yaratmak arzusu  ile.    Bir ödül töreninde görmüştüm ilk olarak o salıncağı… Bazen öyle olur; bir fotoğraf karesi önce göz kırpar karşıdan, usulca çağırır sizi, sonra alır içine ve ruhunuza inip hapsolur orada. O hapsolmuşluğun peşinden gittim işte, hapsedemediğim savruluşlarımla. İnat ettim, bulacağım o salıncağı diye. İnsanın gerçekliğin içinde de, düş'ünde de olamadığı zamanlar vardır ya, işte ben düş'ümde olmak için çıktım yola.                                                                                     

Ankara - Kartepe arasındaki yolda soğuğa, buza, kara inat sımsıcak bir yolculuk vardı. Otobana çıktığımız andan itibaren kendini hissettiren kar hem "kötü hava fotoğraf için iyi havadır" düsturundan dolayı bizi sevindiriyor, hem de “Yahu kazasız belasız varaydık Kartepe’ye” dedirtiyordu. Biri sanki cam küreyi çevirmiş ve bizi içinde masalsı bir yolculuğa çıkarmıştı adeta. Çam ağaçlarının üstündeki karlar ve yer yer sis, yolculuğun kendisini fotoğraf karesi haline getirmeye yetiyordu da artıyordu bile. Yolda çocuklara has müthiş bir coşku... Bir de dinginlik…

Fotoğraf çekmenin en sevinçli yanlarından biri de memleketin her yerinde kapısını çalacağınız dostların olmasıdır. Dostlarla yol üstündeki köy kahvesinde ilk buluşmanın heyecanı ile sarılıp hararetli bir sohbete başladık. Çay mı, soğuğa inat harıl harıl yanan soba mı, mekânın ahşap dokusu mu, sohbet mi daha sıcaktı? Kahvenin duvarındaki asılı olan bildik ağlayan çocuk fotoğrafı ile göz göze geldiğimizde, o yaşlar bu kez bir düşün gerçekleşeceğini bilmekten kaynaklı mutluluktan akıyordu sanki. Hoşbeş sonrası ilk sorduğum, "salıncak" idi. Biliyorlardı yerini. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi… Yüzümde heyecan, bir o kadar da gerginlik. Hani onca zaman beklediğine az sonra kavuşacağını bildiğin halde yine de olur ya, işte öyle. Yokuş yukarı devasa ağaçların arasında her yerin karla örtüldüğü kıvrımlar çizen yolda dizimizin handiyse yarısına kadar gelen kara bata çıka yürüyorduk. Belki de yürümüyorduk da önemli anlar bunlar diye bir kara parçasının altını çizdiriyorlardı bize. Fotoğrafçı durur mu:  “Aman şurda bir fotoğraf, aman burda güzel bir kadraj var” diyerek 45 dakika olan yolu iki katına çıkarmayı da ihmal etmedik tabii. İçinde fotoğraf aşkı bulunan fotoğrafçı öyledir, sürekli çekmek ister. Bu belki de bir çocuğun sürekli sorular sorması yahut oyun oynamayı istemesi gibi bir şeydir.                                  

Kar yukarıya çıktıkça artmıştı. Yürümek, hem kavuşmanın sabırsızlığı hem de kar ve soğuğun etkisi ile zorlaşıyordu ki ilerde belli belirsiz bir ağaç gördüm. (Sırtınızda onlarca kiloluk ekipman ve onca yorgunluk ile o karda koşmak zordur.) "Dilek yavaşşş düşeceksin" nidaları arasında  koşmaya başladım, düşüm artık tam karşımda idi… Doruk anlardır o anlar. Kalakaldım, aylarca hayalimde yaşattığım salıncağın karşısında. İki sevgilinin uzun süren ayrılık sonrası ilk karşılaşma ânı gibi coşkun, bir o kadar da ne yapacağını bilememek ile harmanlı. Kalın ama yıpranmış iplerine dokundum onun, dokunmak önemlidir, hissetmek... Tahta dokusunda ellerimi gezdirdim. Başımı kaldırıp onu yıllardır evladını taşır gibi taşıyan ulu ağaca baktım. Sonra fotoğrafçı refleksi ile, ne çekebilirim - nasıl çekebilirim soruları beynimden hızlıca akmaya başladı. Stüdyoda kurgu fotoğrafı çekmiyorsanız, o an doğa neye izin veriyorsa ancak onu çekersiniz. Doğanın el verdiği doğrultuda çeker fotoğrafçı, ama kendi yorumu ile. Madem bir düş bu salıncak ve bu yol da düşe yolculuk; salıncağa bir kadın oturmalı, hayallerine kanatlanmak istercesine sallanmalı idi orada. Hayallere kalkan son trendi o salıncak en mavisinden. Beynimin içinde çalan bestede tüm entstrümanlar devreye girmeye başlamıştı bile. Bestenin molto maestoso anıydı şimdi. İşte o an dokundum deklanşöre… An, donmuştu.  Kar, buz, ayaz dondurayazsa da bizi, asıl donan an'lardı yaşanmışlıkların sıcağında, bir fotoğraf karesinde. Fotoğraf, işte bu yaşanmışlıkların her baktığınızda tekrar yaşanmasını sağlayan ambroisa'yı veren meyve. Fotoğraf, o an'ları tekrar tekrar an'mak, an'lamak, an'ımsamak, akıp giden zam'an'a y'an'mak, k'an'amak ama k'an'amamak biraz da…   

Ne zaman bu fotoğrafı görsem, Turgut Uyar: "Ona bir atkı bana bir salıncak gerek…"

 

(Fotoğrafları daha büyük boyutta görmek için üzerlerine tıklayınız)

Fotoğraf: Dilek Yurdakul Uyar Fotoğraf: Erol Ayyıldız Fotoğraf: Ali Haydar Ceylan

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri