07
Mart

Saygısızlığa, bayağılığa ve memleketin mevcut strüktürüne dair...

07 Mart 2015 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

 

Aslıhan Kazancı

Bu yazı gerçeküstü bir yazıdır. Yazıdaki kişi ve kurumların gerçek(?) hayatla doğrudan ilgisi vardır ancak anlamlandırması güç ve bir o kadar da ilkel "şey"lerden ve onların yarattığı izdüşümlerden bahseder. Bu yazıdaki şey Ak(?) Saray. 

Ankara'nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. Her hafta sonu Atatürk Orman Çiftliği'nden geçen ve Atatürk Orman Çiftliği’ne çıkan, benim için o bölge Atatürk Orman Çiftliği'ydi ve kafaları karıştıracak bir durum henüz yoktu, dar yoldan geçerek babaannemi ziyarete giderdik. Aslında hala gidiyoruz ama geçmiş zaman kipini katiyen kullanma gereksinimi hissediyorum. Açıkçası berbat bir yoldu, hatırlayabildiğim kadarıyla gidiş geliş tek şerit üzerindeydi yani bir "duble yol" değildi. Giderken sağımda kalan tarafta lojmanımsı birkaç binadan sonra orman başlardı. Ormana dair görüntülerin ritmik aktığı bozuk yolun sonunda eski bir benzinlik ve kokoreççilerin olduğu alana saparken ağaçlar arkasında kalan Pembe Ev’in pembeliğini görmek için mutlaka bakardım. Sonra eğer erken bir vakit değilse mutlaka kokoreç trafiğine takılınır ve ardından tren yolu paralelindeki yola çıkılırdı.

Yukarıda geçmiş zaman kipiyle anlatılan yolların bir kısmı hala mevcut ama yollar aynı olsa dahi aynı değil. Eski, bozuk yolların asla değişmeyeceğini sanacak kadar naif değildim, değilim. Ancak AOÇ üzerinde halihazırda devam eden çalışmaların ve eskiden orman olan alana yapılan, AOÇ’ye hiç de ait hissetmediğim Ak Saray’ın; birtakım yenileştirme çalışmaları ve salt bir saray olduğuna kanacak kadar aptal da değilim. Yazının girişinde samimiyetle söylemek istediğim bir şey var: Ak Saray adındaki otosansürü görmek hakikaten canımı acıtıyor. AOÇ’ye ait bellekler mi silindi? Hayır. Bir sonraki nesilde mi yok olur? Hiç sanmıyorum. Yalnız alışkanlığın bozulmasından kaynaklanan, bencilce bir can sıkıntısı olmayan bu Ak Saray sıkıntısı: saygısızlığa, bayağılığa ve memleketin mevcut strüktürüne dair. 

Rejeneratif Yapı(!)

Benim bilebildiğim kadarıyla bina Türkiye Cumhuriyeti başbakanı tarafından kullanılmak üzere yapılıyordu, ancak cumhurbaşkanlığı seçimi ardından cumhurbaşkanlığına tahsis edildiği açıklandı. Yani aslında bu yapı rejeneratif bir yapı(!), kendini tek bir parametrenin sıfatına göre yenileyebiliyor. Yenileme derken biçimsel, işlevsel ya da kavramsal bir yenilenme değil elbette, biat kültürü ve salt nama ilişkin. Bu durumda benim kafama takılan sorulardan biri; böylesi bir yaklaşımdan şikayet etmeyen hatta tuhaf bir gurur duyan bir topluluk zaten varken, başlangıçta neden palavra atıldığıyla ilişkili. Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık yapı tasarımları, tipolojileri aynı olmadığına göre binanın biricik bir X etkenine bağlı olarak yapıldığı en baştan açıkça söylenebilirdi. Bunu tespit edebilmek için yatay ve dikey eksende limitsiz sebepler olmasına rağmen ilişkilendirebileceğim en nikbin delili sunuyorum hatta. Bu bağlamda yapının geleceğiyle alakalı sorularım da olacak. Yapının 5 yıl sonra emekli cumhurbaşkanı için tayini söz konusu mu? Seçim sonuçlarına göre Altı Ok Sarayı, Ülkü Sarayı, Bu Daha Başlangıç Sarayı olarak ismini adapte etmesi de olası mı? Yoksa tek bir sabite bağlı kalarak neticede bir mezarlık sitesine mi dönüşecek ya da zaten öyle mi? Memento Mori!

Paranoya

Bu kadar ifrit lobi, komplocu paralel ve nice fena çokgenden söz ediliyorken düşünmeden edemediğim şeyler var. Mesela önünde poz verilen Ak Saray’ın 4 milyonluk merdiveni. Yapılarda merdiven; mimarın yetkinliğini sergilemesi, yapıya saygın bir element katmak, tırmanma fonksiyonu dışında  deneyim ve teşhir platformu yaratmak için kullanılagelen unsurlardan olmuştur. Şüphesiz ki bu yapıda da ölçek, yapı ve vistasıyla yalnızca bir merdiven değil. Ancak bir paranoya bana başka şeyler de çağrıştırıyor. Merdivenin formu masonik sembollerden olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal kuşu kartala dönüşüyor gözümde. Yahut; Nazi mimarisinin, amaçladıkları yeni düzeni yaratmak için yararcı ve aldatıcı bir şekilde kullandığı mimari formlarla uyuşuyor. Rivayetlere göre merdiven; yetkili kimselerin yapılarında ziyaretçiler için endişe yaratma parkuru gibi kullanılırmış. İki merdivenden birini seçme zorunluluğunun yarattığı kafa karışıklığıyla başlayan şaşkınlık, bilinçli yapılmış ergonomik hatalarla ziyaretçiyi asıl mekana gelene kadar sersemletmeyi amaçlarmış. Tabii bunlar benim kafamda dolaşan tilkilerin eşleşmesi. Ya ben halk olmadığımdan ya da yapı aslen halkın sarayı olmadığından; yapı ve merdivenleri ne gibi bir deneyim sunuyor zaten bilemeyeceğim. Dediğim gibi paranoya işte.

Pasetto di Borgo Vakası

Pasetto di Borgo, Castel Sant’Angelo ve Vatikan’ı birbirine bağlayan yükseltilmiş bir geçittir. Papa Üçüncü Nicholas tarafından 1277 yılında bazı mevcut duvarlara yapılan eklemelerle oluşturulan bu geçit; papayı tehlikeli bir durum söz konusu olduğunda Vatikan’dan kaçırmak için yapılmıştır. Yerden bakan bir gözlemcinin yüksek iki duvar arasına gömülmüş geçiti görmesi söz konusu olmadığından, kuş bakışı görüş de o dönemde mümkün olmadığından ve kaçış koridoru işlevinin alışılagelmedik bir şekilde tasarlanması şüphe uyandırmadığından işlev gördüğü dönemde gizli kalmayı başarmıştır. Örneğin; günümüzde bir yeraltı geçitinin de yerde duran bir gözlemcinin göz hizasından görülmesi imkansızdır ve herhangi bir uydu görüntüsü de böyle bir oluşumu belgeleyemez. Döneminde tasarlanabilen ve uygulanabilen bir yapıya geçit birleştirme fikri ile Pasetto di Borgo bir taşla iki kuş vurmuştur. Tabii günümüzde böyle bir kaygı da yok, gizli bir geçit inşa etmek için teknoloji oldukça yeterli ve böyle bir geçitin kimileri için tutumlu olmaksızın bir bütçe ayırmaya değer bir önemi var.

Pasetto di Borgo ile ilgili olan bu bölümdeki bazı anahtar sözcükleri bulunuz. Yazının diğer kısımlarında bahsedilen yapı ve o yapıya çok yakın olan bir parti binası ile ilişkilendiriniz.

Bir Soru(Tecâhül-i Ârif)

Atatürk Orman Çiftliği’ne ait 1.derece Sit Alanı kararı 3. dereceye indirgenerek çiftliğin saray  kurgusu için inşaata açıldığını, inşaatın hukuksuz bir şekilde devam ettiğini ve 4 Mart 2014 tarihinde binanın inşaatı için durdurma kararı verilmesine rağmen alanın Sith Alanına çevrildiğini biliyoruz. Böylesi usulsüzlükler Cumhurbaşkanlığı bağlamında söz konusuyken, Sit Alanına 60 metrekare ev yaptığı gerekçesiyle hapis cezası çeken Sevan Nişanyan’ın cezasında bir hafifletme söz konusu olabilir mi?

Ne O?

Neo-X tutumlar tarih boyunca döngüsel bir şekilde gözlemleniyor. Ajanda; aşinalık yaratmak, referans aldığı düzenin tabiri caizse forsundan yararlanmak veya alışkanlıklara hitap edip hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıklara fanuslar önererek balıklarda ihya oldukları sanrısı yaratmak olabilir. Ancak benim bilebildiğim kadarıyla bu neo-x akımlar kaynak olarak benimsediği klasik üslubu bıraktığı yerden alıp sürdürüyor, güncelliyor. Popüler imajlarını yararcı bir şekilde hoyratça kullanmaktansa klasik olanın bütünlüğünü, uyumunu, dengesini, hiyerarşisini, biçimleri, oranlarını ve bağlamıyla ilişkisini yani özünü anlayarak dönemine aktarmaya çalışıyor. Ak Saray bu durumda ancak "ne o?" sınıfına girer sanırım; tutumuyla, niyetiyle, formuyla bilebildiğim birçok ve bilemediğim daha çok ölçüt söz konusu olduğunda neo-Osmanlı/Selçuklu demek saygısızlık olur çünkü. İsim konusunda etkilendiğini düşündüğüm İngilizce ismi Beyaz Ev olan ancak Türkçeye Beyaz Saray olarak çevrilmiş White House "kafası"na Osmanlı ya da Selçuklu’ya olduğundan daha yakındır kanımca. İlla "neo" unvanı olacaksa, orijin White House olabilir. Ayrıca güç gösterisi tüzüğünün merkezinde yapı ölçeği olmak zorunda da değil. Güç; arkitektonik ve estetik ehliyetle, Osmanlı ve Selçuklu yapılarının yetkin ve çağdaş uyarlamalarıyla da çok daha nitelikli bir şekilde kanıtlanabilir. Örneğin; 1974 yılında tamamlanan Tercüman Gazetesi Matbaa ve Yönetim Tesisleri binası bu açıdan bir misal model olabilirdi. Zira simgesellik ve anıtsallık ölçekle doğru orantılı olmaksızın çağdaş ve arı biçimde yaratılabilir.

Müstakbel Ak Saray

Neredeyse tüm sarayların bir süre sonra müze olduğunu gözlemlemek günümüzde mümkün. Müstakbel Ak Saray için benim şahsi düşüncem de yıkılmasından ziyade işlevinin değiştirilmesi yönünde. Yıkılmasının, zaten sürdürülebilir yaklaşımlardan çok uzak olan bu yapı için çevreye daha zararlı olacağını düşünüyorum. Peyzaj mimarisi orman/çiftlik tanımına uygun bir şekilde elbette yenilenebilir. Ölçeği göz önünde bulundurursak, kompleks bölünerek halka hizmet sunabilir. Müze, kütüphane, atölye benim aklıma gelen işlevlerden. Hatta birkaç odası yaratıcı kokoreç atölyesi için bile düzenlenebilir, malum mekan devasa olduğundan işlevsiz işlevler de önermek mümkün ve şimdikinden daha fena olma ihtimali de pek az. Öte yandan sadece kendi oluşuyla, bir dönemi anlatması bakımından önemli bir işlevi de zaten şimdiden mevcut.

Son olarak yazmadıklarımı da düşününce kendimi kaybetmemek için; polise emir vermenin övünüldüğü bu dönemde ben de Karma Police’i göreve davet ediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri