09
Şubat

Belki Artık Sevmiyorumdur Seni...

09 Şubat 2015 Yazar: Jehan Barbur | Köşe adı: KUR-DEŞEN
Tüm Yazılar

 

Jehan Barbur

 

Belki artık sevmiyorumdur seni… Ya da katlanıyorumdur hayatımıza, alışmışımdır o bir türlü olamayan hal’a. Böyleydi cancağzım diziden duyduğum replikler… Öyle yazalım ki, üstümüze alınmayalım ve bu yazı tamamen bir kurmaca olsun. Böylesi hepimiz için daha iyi. (Bu da bir replik, hem de en sevdiğim)

Ne oluyor, ne yürüyor ki düzgün sanki? Elimdekileri başıma koyup öpmekten, fark ediyorum ki kimse beni öpmek için koymuyor başına, zira yoğunum. Bir şükür duası gibi içimden hep “Bundan iyisi ŞAMDAKAYISI” diyorum. İyi de diyorum. Kayısı, ayı, ne fark eder? Elimde bir şeyler, mesai saatim boyunca, bir alıyorum, bir başıma koyuyorum; çok yoğunum. Yorgunum. Yorgunluğum en güzel bahanem zaten. Köyde saban, pulluk sallayan, on çocuk doğuran, kocasının, her gece olmasa da sıklıkla ırzına geçtiği ve bir psikolojisi dahi olduğundan habersiz o güzelim kadınla aynı acıları çekmediğimi fark ettiğim an, kasap havasına geçiyorum. Tarararammm tarararamm… Benim acılarım, iç acımalarım yersiz, çünkü “beterin beteri var, haline şükr’et dostum”. Ne de doğru bilir tüm bu ukala şarkılar…

Bir arkadaşımın okuldaki hocasından aparttığı o lafı, başıma cızırdayan motel panosu gibi yakıyorum sönük puntolarla. “Burjuva Orospusuyuz Biz” E o halde, yürüyelim arkadaşlar, taytatatayaytay… Orospu kelimesini yazarken – hele ki ikinci kez- bilgisayarım uyarıyor beni “Argo sözcük” diye. E biliyoruz. Hayatımız zaten bir adamın ağzındaki argodan arta kalan… Şükret yine sevilirken benim için kullanılan sıfatların, isimlerin pek azını yâd ediyorum burada; o da unutabilmek, yok saymak için. Hani bir kez daha üzülmeyeyim diye; yoksa ohooo…. Ayrıca argo babandır ve baban bile orospu sevmiştir ananın olmadığı yataklarda. Ama Word ısrar ediyor üçüncü kez ve bu kez “Kaba sözcük” diye uyarıyor beni. Benim etlerim kaba, sen rahat ol! Ama dur bir düzeltme yapmam şart. Baban sevmemiştir o orospuyu; ancak sikmiştir. Bir orospuyu sevebilecek adam hala anasının karnında! Doğmaz o velet böyle bir dünyaya. Ya düşüktür ya kürtaj…

Külçe gibi olmuşuz bir şehrin içinde, dört duvar arasında. Ama dört duvar dediğime bakma, enine boyuna geniş burjuva duvarlar… Yüksek tabaka insanının –krem dö la krem- yaşadığı bir semtin apartman duvarları bunlar. Yani öyle çok da acınacak halde değilim. Evim zira yedi oda iki salon, üç banyo. E çüş evet ama durmak yok. Daha iyi bir hayat için ne yapmak gerekiyorsa devam! Onu yaşamak içinse, bir ara illa ki zaman buluruz. Olmadı seninle az kavga eder, çok sevişiriz. Ama nalet şey işte; sevişesim yok, almışlar benden o münzevi dürtüyü. Alıp nereme sokmuşlar bilmiyorum ama bir maniyle başlar sokulup tıkıldığı yerden çıkarırım onu. “Şeytan aldııı götürdüü, satamadan getirdiii” Hah getirdi işte, oh be! Sen üzülme! Bununla ilgili konuşmamıza ne hacet… Enikonu şehir çocuklarıyız biz. Medeni bir bakışla, fazla eza yaratmadan, kavga gürültü çıkarmadan hallederiz her şeyi. Sen gitme, korkma, ben suçlarım seni ama sen suçlama kendini… Yazık be anam sana da…

Ne ister insan evladı bundan daha fazla. Ne istesin? Evi, barkı, sevdiği, işi, parası, sağlığı… E bu evreden sonra anca ölmeyi? Ölmüyorsa da, ”Tutsun burnunu yesin” derler adama. İflah olmuyorsa hayatla… Kim kime, dum duma?

Bencilliği tanımladım kendime geçenlerde. Öyle durup duruyordum Ege’de –bir arkadaşım- ona dedim kafamı kaldırıp… Yani içtiğim kadehin dibine sulanmış kafamı kaldırmaya çalıştım ve aydınlanmışım gibi “Bencillik!” dedim. “Sırf ‘başkasını kendinden önce düşünmek’ kadar basit bir tanımın sıfatı olamaz” dedim. Hatta yineledim de bir kaç kez. İçmişim azcık zahir. Kendimi tekrarlıyorum eskiden bana kendilerini tekrarlayanlara inat. Bencil değilim ya! “Bencillik!” dedim, “Kendin eksiksen bile, önce başkasını düşünebilmektir olsa olsa. Yoksa tamken babam da düşünür”. Uyumuşum sonra… Halbuki Arşimet hamamdan koşarak çıkmıştı. Ben uyumuşum! Sabah bir uyandım ki ne göreyim? Ermemiş, erinmişim.

Reha Erdem’in Cosmos filminde başrol oynayan karakter ne güzel seviyordu kadınları. Sırtlarından öpüyor, yaralı bacaklarını okşuyordu. Ama ne gezer huzur? Adam poligamik diye, kafasına ekşiyiverdi dokunduğu Halvet-i Nuriyeler. Onlar da haklı ya! Halbuki sevgi diyordu adam! Sevgiyi anlatmak için herkesi sevmeliydi. Göstererek, onlara bunu yaşatarak anlatıyordu. Heba ederek toplumun içinde onca yalnız kadını… Kozmostu bu, boru değil… Heba olmak bahane... Acılı kadın yaratmak için şahane! Tüm bu sebepler haybeye; sırf göz dolduran hikâyeler yazılsındı diye.

Ayağıma kan gitmiyor herhal, sol ayağım donuk… Yere sarkıtırken, varlığını unutuyorum. Derken evde bir kavga kopuyor çokça “Niye’li, neden’li?” Kapılar çarpıyor, küfürler ediliyor, bir şeyler fırlıyor paralel odalardan diğer paralele… Sonra gidiyor biri, diğer kişiyse kalıyor yine o dört duvar arasında! “İyi günde kötü günde” yeminlerinin ‘kötü günü’ küsüp bırakıyor cümleyi. Bir de bak utanmaza, söylenerek gidiyor, “Başlarım imansızın yeminine” diye… Cümle düşüyor. Anlatım bozukluğu başlıyor, geçinemiyor ve konuşamıyor artık insanlar bırak sevişebilmeyi… Boşveeer, hayat bu işte. Herkes aynı boku yaşıyor, sen yaşamışsın, üzülmüşsün çok mu? Bir kitapta bulursun kendi benzerini, rahatlarsın “Oh yalnız değilim” diye. Sonra bir bakarsın, düpedüz yalnızsın lan.

“Bir daha öfkelenmeyeceğim” diye söz veriyor kadın adama. Oturuyor koltuğa, televizyon açıyor; davalar, ölüler, öldürülmüşler, haksızlık, hırsızlık, “Hay edeyim diyor böyle hayatın içine”… Ama hayata kızıyor bu kez öyle bodoslama adama değil yine. Bunca dert içinde benimki de dert mi? Onu bunu bırak, şu saat, o kadına kocası tecavüz ediyor, kadının apış arası üç ayrı yerden yırtılıyordur ve kadın bana mısın demiyordur. Hatta içerden sekiz evladının sesi de geliyordur. Kimi aç, kimi düşmüş, kimi üşütük! Nasılsın bacım? Dünya ahiret bacım! Ananı bellediler de mi? Olsun… Sana bir şeycik olmaz. Daha da ger, iyice aç bacağını. Az kaldı… Bitecek!

İpek geceliğiyle uyanan kadın kahvaltısını kuruyor sabah, yedi odalı evin mutfağında. Pek mutlu pek… Kimse sormamış iyi misin diye ama o iyi… Öğle öğretmişler sabiyken. İyi!

Küfrediyorum içimden ama asla değildir hiçbiri edilgen. Analı küfürler duyuyorum ya, ben babalısını severim. Ziyadesiyle, hepimiz birer babanın enkazı değil miyiz?

Süper Baba, sadece bir diziydi. Ama Süperdi!

“Süperbabaanne” ise sadece bir şarkı, hepimiz çok seviyoruz!

Sokakta regl ola ola, evdeki pedi bitiremedim. Budur benim naçizane derdim

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri