02
Aralık

Nil’i kuruttunuz mu, piramitleri yıktınız mı?

02 Aralık 2014 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Onur Behramoğlu

“Fen, din, ahlak, menfaat. Bu dört şeyi uzlaştıran adamdan korkarım” demişti Cenab Şahabeddin. Romanya’da yaşadığım beş aylık süreçte, başı bağlı, yoksul Romen kadınların kiliselerde azizlerin kemiklerine dokunmak için soğukta titreyerek beklediklerini gördüğümde düşünmüştüm bu sözleri. Tozdan topraktan korunmak için örtüyorlardı başlarını, belli belirsiz, örtmüyorlarmış gibi. Bizim Anadolu kadınının tülbenti işte. Hani Latife Tekin anlatır: “Ucuyla gözyaşı silinir, uyuyan çocuğun üzerine örtülür, yoğurt süzülür! Ellerinin uzantısı haline gelmiş, bir uçurtma yapmadıkları kalmış.” Bu apaçık gerçeklikten hareketle, “Türban inancın değil gericiliğin simgesidir” mi dedik, “Kemalistsin, darbecisin, insanlık düşmanısın” diye fasıla başlayacak oluyor birileri; lakin incesaz dil’iuyarlılığı eksik kalınca, hep aynı üç nota ile tataratitiri hücum borusu öttüren sıkıcı bir güruha dönüşüyorlar. Gericilik simgesinin nedense hep aynı şekilde, üniforma gibi bir örnek kuşanılışına benzer yavanlıktaki bando marşını eşsiz bir musiki şaheseri sayıp muhatap almadığımızda iyice celalleniyor, bir kaşık suda boğmak istediklerini saklayamaz hale geliveriyorlar. Bilmiyorlar ki, eleştiremediğimiz hiçbir şey bizim değildir.

Siyasi iktidar, bir tür örtü ile belli bir örtünme şeklini maymuncuk yapıp her kapıyı açmak, toplumsal baskı kurmak için kullandığında baskı simgesinden yana ‘özgürlük savaşçısı’ kesilenlerin çok naif, çok hümanist, çok barışçı olduklarını düşünmek mümkün. Bir yazarın, “naif… veya hınzırca kurnaz” dediğini hatırlıyorum. İçtenlikle naif olanları, gidişat konusunda uyarmak yararlı olabilir. Hınzırca kurnaz olanla, dövüşe dövüşe yürüyeceğiz. Hümanizm ise, insanın özünü gerçekleştirme davasına inanmak, bu uğurda savaşmaktır. Böyle tanımlanmayıp içi boş bir iyilikseverliğe, tarihi akışa engel olacak bir güce dönüştüğünde bundan en büyük zararı görenler devrimci sanatçılar oldu, olacaktır. Halk Partili hümanist Eyuboğlu’nun Montaigne çevirilerinde materyalizme çıkan yerlerin neden es geçildiğini soran şair Ergin Günçe sorusu bugün de geçerli.

Devrimcinin odak noktası, elbette dikey çelişkiler. Sınıfsal eşitsizlikleri vurgulayacak, insanların inançlarıyla-mezhepleriyle-etnik kimlikleriyle yani yatay çelişkilerle uğraşmanın anlamsızlığını unutmayacağız. Nereye kadar? İlgilenmediğimiz, vurgulamadığımız meseleler üzerinden birileri mağdur edilene kadar. Mağduriyet ânında orada olmazsak tutsak ediliyor insanlar, linç ediliyor; “Afedersiniz Alevi”, “Yahudi piçi”, “Ermeni dölü” oluyorlar. Evrim kuramının yerine yaradılış inancı, mahalle mektebinin yerine imam hatip lisesi, tübitak’ın yerine diyanet işleri geçiveriyor! Bir gökbilim profesörünün, bazı öğrenciler kıyafet yönetmeliğine aykırı olarak türbanla derse girerlerken fotoğraflayıp tutanak tutması sonrası ibret-i âlem olsun diye hapse atılmasıyla, meselenin özgürlük değil intikam olduğu, eski oligarşik rejimin sorgulanamaz tabularının yerine yeni oligarşik rejimin başka tabularının – üstelik dini inanç zırhına bürünerek - konulduğu ispatlanıyor. Bunların tamamı derin çelişkiyi, sömürü mekanizmasını, sınıfsal tahakkümü örtbas etmekte işlevsel. Muhalif enerjiyi ana ekseninden bu noktalara çekmenin her zaman din taciri rantçı gericilere yaradığı; bazılarının tapmak, bazılarınınsa taşa tutmak için istediği putlarla çevrilip kuşatıldığımız da malum.

“Eser seher yeli zülfün dağıtır / Gerdana dökülen tel incinmesin” diyen Karacaoğlan’ın beş yüz sene evvelki incelikli erotizminin ne kadar gerisindeyiz; Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, “Geceleyin inanmak / Gündüz inanmaktan daha kolay / Karanlık / Büyümüştür çünkü” dizelerini yorumlamanın ne denli uzağında… “Her şey Allah kadar mevcut ve hareketsiz / Her şey namevcut” ne demektir, okullarda öğrencilerle tartışabilir; şunları yazmış Leylâ Erbil’in kitaplarını, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 temel eseri arasına önerebilir misiniz? “Yazık ki din öğesi, kadınların güçlü bir biçimde ortak bir bilinçte buluşmasını engelleyecek kertede yükseldi. Böylece birkaç yüzyıl daha geri kalacağımızı düşünüyorum. En ufak bir yenileştirilmeye uğratılmadan sürdürülen Sünni İslamın, en despot, en yasakçı ve en şedit olarak kadının karşısına çıkışını görüyoruz. Toplumu yükseltecek olan, kadınların o dinci kadere başkaldırmaları, kadın ve erkeğin uyum içinde birer insan olarak yaşamı kavramalarıdır. Anlamadığım şey, bizim tesettürdeki hanımlar; hadi saçlarından günaha girecekler ve kapatıyorlar, ya yüzleri? Ağızdan, gözden, dudaktan, yanaktan huylanmıyor mu İslamın erkekleri? Günaha girmiyorlar mı? Ya kadınlar! Onlarda erkeğe karşı cinsel dürtü yok mu? Erkekler de çarşafa girmeli bence!”

Ümmü Gülsüm’ün radyo yayınlarının yasaklandığını duyunca, Albay Abdülnasır sorumlu kişiyi çağırarak sorar: “Gülsüm’ün radyo yayınlarını yasakladınız mı?” Adam inançla, “Yasakladık, çünkü o eski rejimin simgesiydi” deyince Abdülnasır, “Peki o zaman Nil’i kuruttunuz mu, piramitleri yıktınız mı?” diye haykırır. “Muhabbet eyleyip candan seviştim / Muhabbeti küfür sayan gelmesin” diyen Pir Sultan’ı darağacına gönderenler! Aziz Nesin’in adını duymaya bile tahammül edemeyenler! Metin Altıok’u, Asım Bezirci’yi, Behçet Aysan’ı, Hasret Gültekin’i yakanlar; katillerin avukatlarını milletvekillikleriyle, bakanlıklarla ödüllendirenler! İnsanlık suçlarının zamanaşımına uğramaması teklifini mecliste el kaldırıp oy kullanarak defalarca reddedenler! Kadını erkekten aşağı görüp kendi korkularının cenderesinde onları boğmak için inanç gibi en insani ihtiyacı yüzleri kızarmadan kullananlar! “Benim bir karıncaya / ulu nazarım vardır” diyen Yunus’un Türkçesini çamura bulayıp,  çocuklarını elleriyle mezara koymuş analara o dilde küfredenler, ölüm emirlerini o Türkçe ile verenler!

Mustafa Kemal’i yüreklerden silebildiniz mi? Hiçbir üniversitenin hiçbir fakültesinde adını anmadığınız Marx’ı yok edebildiniz mi? Kitap fuarlarının yarıdan fazlasını parayla-güçle işgal etmenize rağmen aydınlanmanın büyük yazarlarını, bilimin anıt isimlerini, devrimleri, direnişleri, dirilişleri unutturabildiniz mi? Suyun başını tuttuğunuzu biliyoruz ya, köydeki kızla erkeğin kavil yerleri olan çeşmebaşlarını da tuttunuz mu? “Bir gececik mihman eyle al beni” diyen şiirleri yaktınız mı? “Bir kadınla bir erkeğin / Bir kadınla bir erkek olduğu / Ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu” bütün odaları yıktınız mı? Bu topraklarda hiçbir kökü olmayan, çok eskilerde değil 1950’lerde çekilmiş herhangi bir fotoğrafta örneğine rastlanmayacak bir örtünme biçimini dayatmak için militanca uğraşırken, halkın sahici köklerini-damarlarını bir an olsun duydunuz mu? Çocuklara musallat oldunuz da, siz hiç Cahit Külebi okudunuz mu? “Eğer kuvvetim yetse benim / Kentin bütün çocuklarını alırım evlerinden / Hepsine kiraz çiçeklerinden / Bir çift kanat takarım. / Çocuklar havalanır uçarak / Ben de artlarından bakarak / Gülerim, / Bütün kuvvetimle bağırarak / Azat olun bebeklerim, azat olun bebeklerim!”

Silemezsiniz, yok edemezsiniz, unutturamazsınız, tutamazsınız, yakamazsınız, yıkamazsınız, duyamazsınız, okusanız da öyle bir özgürlüğü anlayamazsınız! Öyleyse silinecek, unutulacak, utançlı bir mağlubiyete mahkûm olacaksınız. Siz, türbanı bayrak yapan muktedirler, Mevlevi tekkesini yıkıp Çırağan Sarayı’nı yapanların torunları olduğunuzu ispatlarcasına görmemişlik anıtı saraylarda yaşarken; şu hayatta küçücük bir evi olmamış Ziya Osman Saba, “Seccaden, tesbihin, namaz başörtün” diyerek hatırlıyor annesini. “Kalbimde Allah’ın elleri durur” diyen, “Ben her taşı beş yüz yıl önce konmuş / Bir camiye tutunarak buluyordum kendimi / Bir yağmadan böyle kurtarıyordum kendimi” diyen Sezai Karakoç’u ellerinden tutup sizin sınır tanımaz yağmacılığınızdan kurtarmak da bize düşüyor. Çünkü “Sessiz bir yası yüzleriyle okuyanlar / Bir cihan savaşını / Matem tülbentinde damıtanlar / Benim kadınlarım / Konuşmamaları bile bir tarih olan” diyen; türbandan değil, ta cihan savaşı yıllarındaki tülbentten söz eden, o tülbentin şiirini belleğimize silinmezce kazıyan da odur. Çünkü elbette, şaha kalkmış gericiliğe karşı “Büyük bir savaştan sonra / kadının ve erkeğin birlikte olduğu / Bir büyük savaştan / Kalbimiz. / Yerin ve gökün altedilmez bir dirilikte olduğu / Tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz / Kalbimiz / Kalbimiz hızla gelişecek.”

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri