28
Ağustos

Yaşamla, coşkuyla ve ölümle çevrelenmiş incecik ipte kör trapezciler gibiyiz...

28 Ağustos 2014 Yazar: Neslihan Yalman | Köşe adı: ÇİVİLEME
Tüm Yazılar

 

Neslihan Yalman

Kimi anlar vardır ki; yığınla şey üst üste çaprazlanır, ayrışır ve sarmal biçimini alır. İçinden neyi seçeceğinizi ve hangi konuda yorum yapacağınızı bilemediğiniz bir enkazın altında kalırsınız. Böylesi vıcık vıcık zamanlarda çırpındığımız kanısındayım. Senelerdir, yazdıklarımda bir temel tutturmaya çalışıyorum. Fikirlerimin yapıyla bağlantısının bulunmasına, kökleri didiklemesine ve misal, bundan uzun süre sonra okunsa da, aynı tazeliği koruyacak çıkarımlar barındırmasına dikkat ediyorum. Bu konuda yalnız kalıyor muyum? Sıkça… Herkes safları belirlemiş, çünkü. Çoğunluk, özgür iradeyle meydana getirilmiş herhangi bir fikre tahammül edemiyor. İçgüdüsel olarak da kendisinden olmayanı dışarıda bırakıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimine bakalım. Sonrasında, taraflar arasında sakinliğini koruyan birlerinin kaldığını pek sanmıyorum. Ben de dahil… Bu gerginliği sırf seçimle sınırlandırmak safdillik olur. Nitekim; param parça lı bir dünyada duygudan duyguya anında geçtiğimiz, değerlerimizin ve varlığımızın zedelendiği, kendimizi güvende hissetmediğimiz çileleri dolduruyoruz. Denilse ki; gidiş hakkını kim kullanmak ister, buna katılacak bayağı insan var. Robin Williams da intihar etti, mesela!..  

Yaşamla, coşkuyla ve ölümle çevrelenmiş incecik ipte kör trapezciler gibiyiz. Bir yandan daha fazla görmek istemiyoruz kesilen çocuk kafalarını, dövülen insanları, hayvan işkencelerini, savaş görüntülerini; diğer yandan, bunları görmesek de ne yakın çevremizde, ne de dışımızda olanlardan haberdar hale geliyoruz. İstemiyoruz ki hayatımıza yeni birileri girsin, insanlarla muhatap olalım; fakat, her türlü iletişim aracını kullanıyor ve hayatımıza uzak-yakın yeniler alıyoruz/almak zorunda kalıyoruz. Birbirimizi sıkı takipteyiz ve etrafımızda neler döndüğünü merak ediyoruz. Yorgunuz ve içimiz tepeleme!.. Bu yüzden; günümüzde temsili demokrasi, ağırlıkla internet üstünden sürdürülüyor diye düşünüyorum. Evrensel olmaklığın olumlu ve olumsuz özelliklerini taşıdığı gibi bu ortam, herkesin kendini ifade etmesine olanak sağlıyor, sıkça kullanılıyor ve ulaşımı kolaylaştırıyor. Ayrıca, bir çeşit zihin boşaltma ve tetikleme yeridir de denilebilir burası için. Nitekim, internette yaptığınız bir tartışmada en fazla birbirinizi engellemeniz, sinirlenip küfür etmeniz olasıyken; aynı tartışmayı açık alana taşıdığınızda fiziksel kuvvetin de işin içine girme durumu doğabilir. İnternet size sınırsız özgürlük, espri yapma fırsatı, enformasyon, bilgi ağı sunarken, bu sınırsızlığın handikaplarını da karşınıza güm diye çıkarır. Günümüzün insan modeli ürkekliği ve cesareti bir arada yaşayan, ani kararlar veren, coşkuya kapılıp, ardından öfkeleniveren, sabırsız, huzursuz, gidişli-gelişli vicdana sahip ve hüzünlüdür. İlişkilerinde vahşiliğini ve odaksızlığını gizlemeye çalışan bir medeniye dönüşür. Arkadan iş çevirebilir, kıskanır da. Ara ara imrenir, tebrik ve teşekkür etmesini de bilir. Kuşkusuz, her durum insan içindir. Lakin, şu yüzyılda bunun geçişleri kitle iletişimin de etkisiyle hızlanmıştır. Biriyle konuşurken, aynı anda mesaj yazdığınız diğeriyle iletişiminiz, hâletiruhiyenizin aniden değişmesine sebep olabilir. Kendinizi olduğunuz gibi ifade ettiğiniz birinin, özellikle karşı cinsin, sizden aldıklarını nasıl kötücüllükle –üstelik, size karşı- kullandığını görünce üzülürsünüz. Konumunuz, yaptığınız iş ‘‘dolayısıyla’’ size sarılıverenler ve sizi seviverenler de ortaya çıkar. Bu bir çeşit pay kapma çabası mıdır, yalakalık mı, yoksa korku mu? Soru, sorular, sorunnnnn…

Dünyadaki en tehlikeli türü insan kabul eder, yine de şaşırırsınız. Çünkü; alışkanlıklar, ayakta kalma gerekliliği, boşluk ve merak zerrelerinize değin sarmalanmıştır. Merhaba, İnsan!.. Üstelik, atalarınızdan bu yana süren hikâyeleri, acıları, bilinçaltını, genetik kodları da sırtınızda taşımayı sürdürürsünüz. Toplumun keşmekeşi, her kafadan bırbır ses, aile kurumunun mikro faşizmi, devletin vatandaşını ezmesi, dünyadaki eşitsizlik ve kalabalık sizi ığıl ığıl eritmeye başlar. Ben de değişeceğim, onlara benzeyip, onları ezeceğim ya da abi ben saf mıyım, sınıf atlayıp, rahatıma bakacağım diye çıkmaz tepkiler gösterirsiniz. Yaptığınız işle yaşadığınız hayat; hatta, sanata bakışınız bile paralel gitmez. Bedene çarpan ruhunuz, reflekse dönüşen tavırlarınız, geçici ittifaklarınız,  iç sesle dış ortamın sürekli çatışması…

Robert A. Dahl’ın değindiği, eşitlik mantığının eşitsizliğin katı gerçeklerine yenilişinin ispatıdır bu!.. ‘‘Facebook’’, ‘‘twitter’’ gibi mecralar eşitsizliği ortadan kaldırıp, herkese özgürce bireyleşebilecekleri alanlar sunarken; orada bile antropolojik düzeyde yapılar, grupçuluk, birbirlerinin iletilerini beğenmeler vd. ortaya çıkar. Bunu sosyolojiyle tam açıklayamıyoruz. Demokrasi zaten, Grek olan da dahil; hiçbir vakit yapıdan, tarihten, dünyadan bağımsız şekillenmemiştir. Bugün ülkenizin toprak bütünlüğü, başka ülkenin toprak bütünlüğünü rahatsız edebilir. Bir amaç uğruna yola çıkmış insanlar bile dağılabilirler, birbirlerine düşman kesilebilirler ya da birbirlerine saplantıyla tutunabilirler. Tek başınalıktansa, aitlik daha güvenli gelir. Yabancılaşmalarınız da tecrübelerinizin birer bir parçası haline dönüşür. Mesela; aşka inancınız yok gibi görünürken, teninize yabancılaşarak sıkça ve farklı partnerlerle sevişir, ama bundan hoşlandığınız yalanıyla kendinizi ‘‘ıssız, yalnız, bohem, serseri, özgür’’ sıfatlarıyla aldatmaya başlarsınız. Beri yandan; birini çok sevdiğiniz yalanına da kendinizi inandırıp, evlilik, çocuk, ev ortaklığına girer, sonra da ‘‘boşanma, aldatma, aldatılma, sıkıntı’’ durumları yaşarsınız. Anneannenizin, babanızın yanında başka, arkadaşlarınızın yanında başkasınızdır. Köyünüze gidince çıtkırıldım, şehre indiğinizde âlemci gece kuşusunuzdur. Bu kırılmalar aslında, bu besili çelişkiler, demokrasiyi göbeklendiren damarlardır. Montaigne kimsenin kendisini temsil etmediğini, maskenin toplumsal ve çağdaş bir şey olduğu imler.

Artık, internetin farklı bir gerçeklik oluşturduğunu; hatta, çoğu zaman gündelik gerçekliğe de yön verdiğini düşünüyorum. Kürt hareketleri, LGBT oluşumları, feminist-kolektifler, ev kadınları, gençler, muhafazakârlar, Alevi birlikleri, edebiyatçılar, şairler, Türkçüler, ulusalcılar, sendikalar, Batmanlılar, Erzurumlular vb. Türkiye’nin bilumum bölgesinden insanlar hep oradalar… Herkes en az bir veya birden fazla küme içinde konumlanıyor. Bunlar birbirleriyle uzlaşı noktaları oluşturduğu gibi, birbirleriyle çatışabiliyor da!.. Birden fazla kimliğe sahip oluyorsunuz. Emo kız, aynı zamanda seksi, aynı zamanda Atatürkçü, aynı zamanda lezbiyen, aynı zamanda feminist, aynı zamanda İstanbul doğumlu… Yine; aynı zamanda feodal, aynı zamanda özgürlükçü, aynı zamanda Batılı, aynı zamanda Diyarbakırlı, aynı zamanda solcu, aynı zamanda etnik kimliğiyle kendi kapalı sistemini kuran... Velhasıl; artık kavramların özlerinin dönüştüğünü, birbirleriyle ortaklıklar oluşturduklarını, ara kavramların ve melez yaşantıların ortaya çıktığını, farklı gerçeklerin parçalara bölündüğünü görüyoruz. İnternet bunun en belirgin ortamıdır. Ona sığınabilirsiniz. Sizi gözetlese de; uyuşturur, sakinleştirir. Sizi siz hissettirir, fazla rol kesmenize gerek kalmaz yahut bir yerde yakalanır, açık verirsiniz. Size dışarıdan bakar, işinize karışıldığı hissine kapılmazsınız.

Konuya kafa yormuş babalardan Rousseau bile, demokrasinin tam anlamıyla asla gelmeyeceğini kabul etmiştir. Çünkü; demokrasi, kolayca söylemlere alet edilebilecek oynak bir kavramdır. Çoğunluk dediğiniz kitle, türlü azınlığın yahut bireyin üstünde baskı unsuru da olabilir. Bugün, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görülen budur. Bakınız, ortalama 21 milyonun seçtiği -(ki, seçme hakkına sahip insan sayısı 52 milyon civarındadır)- 77 milyonluk bir ülkenin başkanının zaferi kutlanıyor. Halbuki, asıl çoğunluk halden hiç memnun değil. Böylesi saçma demokratik (!) bir durum tüm ülkenin gerçeğiymiş gibi sunuluyor. Medya, sermaye, ordu iktidarın elinde, kimseye söz hakkı kalmadı. O zaman, alternatif medyayı da internet oluşturuyor. Bu da önemli bir demokratik temsil, bana göre. İktidar için de öyle olmalı ki; bir ara, ‘‘youtube’’ ve ‘‘twitter’’ ortamlarını yasakladılar. Hâlâ da; fişlemeye, takibe, sanal ortamdan da olsa sınırlandırmaya devam ediyorlar. Bir kadın olarak bu durumdan ayrıca endişelerim var. O yüzden, gün sayıyorum!.. Ya iktidar/tiranlık, ya direniş/mücadele ya da kendi kendine insan, NOKTA’yı koyacak!..  

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri