22
Ağustos

Şairin Son Yolculuğu

22 Ağustos 2014 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Orhan Gökdemir

Şimdi gemiler geçer uzaklardan. Varna önlerinden gelip geçen de vardır içlerinde kim bilir? Belki şu dökük olanı Nazım’ın usulcacık okşadığıdır. Belki şu Trabzon’a doğru gidenin güvertesindeki adam, rüzgâra karşı uyuya kalmış Turgut Uyar’dır.

O eski unutulmuş yıllarda gemi yolculuğu dediğin nedir ki? Uzakta parlayan ışıklar, ince hüzünlü bir bağlama sesi, peynir ekmek. Diyor ki şair; “gönlüm güvertede sere serpe, ne biletim, ne param, ne dostum var. Pır pır eder yüreğim bakındıkça.”

Hep aynı yoksunluk işte, hep aynı yoksulluk. Ha Varna önlerinden geçen bir gemiye bakmışsın, ha giden gemiden kimin nesi olduğunu bilmediğin ışıklı kıyılara. Şairsen ne vatanın var, ne güvenebileceğin bir dostun. Yoksulluğun da caba!

“Uyan Turgut um, garibim, uyan. Bura Terme'dir.”  Köprünün üzerindeki kamyonlar köylerden tütün, fındık ve patates taşır. Şu konuşanlar akıbetlerini bekleyen ırgatlardır bu saatte. Birazdan yarı siyah, yarı kırmızı bir gece başlar. Yalnızlık ve hüzünle örülmüş bir örtü serer şehrin üzerine.

Evine dönen şairin, yalnız ve hüzünlü bir şehirden uzaklara giden bir gemiye fırlattığı son bakıştır şiir.

“Gidin gemiler, gidin

Vardığınız yerlere selam edin

Gün olur bütün kaygılardan uzak

Ben de gelirim...”

Yalnız ve hüzünlü bir şehirde, pencereden denize bakmaya cesaret edemeyen bir şairin, bir intihar söylentisini ciddiye almasıdır şiir.

Hep aynı yoksunluk işte, hep aynı yoksulluk. Herkesin yüzünün bir anıya karıştığı kısacık yoğun bir akşamdır kelimelere dökebileceğin. Şairsen ne vatanın var, ne güvenebileceğin bir dostun. Yoksulluğun da caba! Belki vatansız bir meyhaneye sığınabilirsin ancak.

Şimdi gemiler geçer uzaklardan; Güvertesinde şair olsa da olmasa da bir bilinmezedir yolculuğu.

Yalnız ve hüzünlü bir şehirde, bütün kıyıları dolaşıp duran haylaz bir intihar söylentisini geleceğe yazmaktır şiir.

 

ŞAİRİN SON YOLCULUĞU

Kısacık serin bir akşam. Bu kez neresi olduğunun bir önemi yok. Bazı mektuplar bazı adamlarca damgalanıyor hala. Bir kadının kapısını vuran şu adam, benim sandığım adam değil. Oturulup bir takım şarkılar söyleniyor kuytuluklarda zamana inat. Terme geride kalalı uzun yıllar oluyor yani.

Şimdi bir fırtına çıkar denizde, sular sığmaz kabına, taşar karayı vurur. Bir dalga ki önünde durabilene aşk olsun. Başka bir şehirde yine hüzünlü bir sokak. Kalabalık fakat uzaklarda kurt ulumaları. Kısacık serin bir akşam. Adressiz mektupları damgalamanın bir anlamı yok. Oturup bir takım şarkılar söylesek kurtlar uyanır, iner sohbetimizin orta yerine.

O der ki bize;

“Neyi söylesem bir kahramanlıktı

içinde azıcık buluştuğumuz

bir bulutla bir kağıt peçete arasında

kısacık yoğun bir akşam

şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam

bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve

kısacık yoğun bir akşam.”

Baktım cenazesi kaldırılan şaire, yüzümü suyun ardında buldum. Zamansız ölmüş bir şairin tabutunun arkasından yürürken ölüme dair hiçbir dizesini hatırlayamamaktır şiir.

Oysa, şair bu, mutlaka düşünmüş ve not etmiştir son yolculuğunu.

“Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum

Bir el yağmurla dokunacak omuzuma

Bir çift göz, bir davet, bir kalp

Çoluğu çocuğu terk edeceğim.

Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

 

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak

Toprak ve insan kokularıyla,

Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için

Başımı alıp gideceğim.”

Her söylenenin kahramanlık olduğu o eski zamanlarda, korkusunu ve aczini söyleyebilmektir şiir.

Başka bir şehirde yine hüzünlü bir sokak. Kalabalık fakat uzaklarda kurt ulumaları. Oturup bir takım şarkılar söylüyoruz. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat.

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri