24
Haziran

“Ne alın yazısı, el yazısı be!”

24 Haziran 2014 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Topraktan gelmişsen, özün güneştir… Işıktan geldiğini bilmiyorsan, ışığın izinden gitmiyorsan iki gözün olsa ne?

 

Orhan Gökdemir

Toprağın çocuğuydu; yere öylesine düşmüş, tutunup boy vermişti. Bir dağ çiçeği gibi düştüğü yerde büyüdü. Çiçeğe yattı sonra, kapaklandı, annesinin diktiği yeni entarisi çamura bulandı, kalkamadı bir daha. Bir gözü çiçekten, öbür gözü kederden kapandı.

Ömrü, çocuk yaşta düştüğü o karanlık zindanda ışığı aramakla geçti. Ümmiydi oysa ne bir kitabı, ne bir ustası olmuştu. Köyden köye dolaştı, bağlamasını katık edip ekmeğine, yürüdü. Yüreğinin derinliklerinden kopup gelen sözlerini bıraktı fukaranın kapısına. Zaten derdinden başka paylaşacak neyi vardı ki?

Çaresizsen çare, yolsuzsan yol olursun ve kırıla kırıla sert rüzgârlara direnmeyi öğrenirsin. Halk olmanın yasasıdır bu; “Topraktan öğrenip, kitapsız bilendir halk…” Bir dağ çiçeği gibi düştüğü yerde boy verendir.

O diyor ki bize;

“Dağlar çiçek açar

Veysel dert açar.”

Çiçek açan dağların dert açan çocuklarıdır halk. Pis yöneticilerin mutsuz kişileridir. Varsa, nefes alabiliyorsa, karnını doyurabiliyorsa yalnız ve yalnız doğduğu o kıraç toprağın yüzü suyu hürmetinedir.

Anadolu’nun son ozanın bize döne dolaşa söylediği budur işte.

O diyor ki bize;

“Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel'i bağrına basar

Benim sadık yârim kara topraktır.”

Bu dünyaya bırakacağınız eser bir ağaçtır bazen çelimsiz, ya da ekilmiş toprağın tırmalaya tırmalaya yeniden çizilmiş bahtıdır. Onca yoksulluğun içinde, dut ağacından yontularak oluşturulmuş üç telli bir hazinedir bazen.

Onun için kendine has, ezik, yanık bir türküdür Veysel; toprak gibi uçsuz bucaksız, toprak kadar sade.

O diyor ki bize;

“Benden ayrılınca kin ve buğuzum

Herkese güzellik gösterir yüzüm

Topraktır cesedim güneştir özüm

Hava yağmur uyandırır hislerim.”

Topraktan, kitapsız öğrenilen budur işte. Topraktan gelmişsen, özün güneştir… Işıktan geldiğini bilmiyorsan, ışığın izinden gitmiyorsan iki gözün olsa ne?

O diyor ki bize;

Hayyam’a görünmüş kadehte meyde

Neyzen’e görünmüş kamışta neyde

Veysel’e görünmüş mevcut her şeyde

Ne sen var, ne ben var, bir tane Gaffar.”

Ozandı, aslına karışıp toprak oldu; kederli bir dağ çiçeğidir şimdi, ezik ve yanık bir türkü gibi kokan.

YAĞMURDAN SONRASI TUFAN

Dedik ya, çiçek açan dağların dert açan çocuklarıdır halk. Pis yöneticilerin mutsuz kişileridir. Varsa, nefes alabiliyorsa, karnını doyurabiliyorsa, yalnız ve yalnız doğduğu o kıraç toprağın yüzü suyu hürmetinedir.

Toprağı kirletmez halk, suya pislemez, ağaçlar yoldaşıdır kutsal bilir. Çiçekler ki yaşamının rengidir, basıp geçmez üzerine. Çünkü toprak kirlendiğinde, su pislendiğinde, çiçekler ezilip geçildiğinde toprağın altıdır artık sana kalan.

Karanlık bir masal sonrası…

Ve kömür karası bir kader hoyrat eller tarafından çizilmiş. Yerin altını kaza kaza yazılmış bir destan belki. Oysa ekmek yok, su yok, hava yok maden ocağında; yeryüzünü ısıtacak güneş yok. Karanlıkta yıllar boyu kazma sallamaya mahkûm edilmiş bedbahtlar diyarı burası.

O diyor ki bize;

“Gün ışır ışımaz, alın yazımız parlar, 

Ne alın yazısı,  el yazısı be! 

Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı bile gösterilmeyenler 

Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri, 

Süpürürüz yaban ellerin sokaklarını; pis el, pis yürek!”

Şimdi ta Bünyan'daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş;  Şimdi ta Ereğli'deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri, alır karanlıklar ardından gönderdiğim kara lokmasını…

Bir sabah kaldı 301’i o toprağın altında, karanlıkta 301 ceset her biri asırlık bir yangından bakiye. Yandılar, yeryüzü ucuza ısınsın diye. Geride havasız, ışıksız, kömür karası bir kader. Dediler ki alın yazısı; ne alın yazısı, el yazısı be!

Ama bir gün yerin derinliklerinden çıkıp gelirler, kendi elleriyle kazıp çıkardıkları bir yeraltı güneşiyle. Susmak bilmez yüreklerin yankısıyla ağır ağır gelirler, kadınları çocukları ve alkışlarıyla. Yoğurt mayalar gibi gelirler, pişkin ekmekleri bölüp paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi. Her gün yeni ağızlar eklenir ağızlarına, yeni yollarla tanışır ayakları. Ve yeni kulaklar işitmeye başlar söylediklerini. Silerler alınlarını ve yeniden yazarlar; ne yazı kalır, ne kader. Bir kent olurlar sonunda, belki asi çocukların toplandığı koca bir park. Ve adını değiştirirler ülkenin…

 

 

Orhan Gökdemir'in diğer yazılarını okumak için;

Manidar Zamanlar

Hisarbuselik Sone

Fena Çocuklar Zamanı

Sisli Bir İstanbul Yazısı

Renklerin Kabahati Değil Hep Griye Çalmamız...

Özgürlüğün Rengidir Esmer, Çünkü Pişmeden Özgür olunmaz...

Cengiz Unutmaz

Zenciler Kötü Kokar Çünkü Üzerine Beyaz Adamın Kokusu Sinmiştir

Dinler Tarihinde Senkretik Haller/ Dindar Nesile Din Bilgisi Dersleri

Sisler Ülkesi; Komitas'ı Bilir misiniz?

Aşık Bir Çocuk Olarak Doğdu Neşet Ertaş ve Aşık Bir Çocuk Olarak Öldü

Siber Direniş Örgütü; Redhack

 


Kapak Tasarımında kullanılan fotoğraf ('Eller'); Ozan Köse

Soma Faciasına ait fotoğraflar; Tolga Bozoğlu

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri