06
Mayıs

Serçelerin serçe parmaklarındaki güzelliktir; “Sone” sanılır ama Hisarbuseliktir…

06 Mayıs 2014 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

450 yaşında… Sihirli kelimelerin yaratıcısı William Shakespeare’e

 

Oturmuşuz sonsuzluğun kıyısına, ayaklarımızın ucunda başka bir sonsuzluk. Güneş parlamaya hazır, Shakespeare Sonelerini yazmakta, Rumi gördüğüne âşık olmakla meşgul...

 

HİSAR-BUSELİK

300 yıllık bir hikâye size anlattığımız.  Evet, elbette bir sarayda başlar ama mutlaka İstanbul’un ara sokaklarında, cumbalı bir evin çıkıntısında, kim bilir neler yaşamış bir kadının ağlayışındadır kökü. Hisar makamında başlar ve mutlaka Buselik biter.

Der ki bize; Sevmek, kendini bir kenara koymaktır. Ve hüzün hayatın tuzu biberidir bazen. Hatıraların koynuna sığınmaktır Hisar, can ile canan arasında çıkmış çözümsüz hadisedir Buselik; karşıdan gelen esmerin ihanetidir belki. Ağyar elinden yanmadır daha beteri.

Derki bize;

 “Canım, ey nur, kaçma benden!

Kaçma benden ey parlayan görünüm,

Kaçma benden kaçma benden! …

Müslümanım ben, ama Hırıstiyanım, Brahmanistim, Zerdüştiyim.

Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.

Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.

Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!”

Ancak erbabına söylenmek üzere saklanmış sırdır Hisar, sınırsız aşkı demlensin diye içine gömmektir Buselik.

Derki bize; külahınız şişenin boyunca olsun, ağyar gelirken üstüne örtün, sırlayın.” Çünkü şişedekinin aşk olduğunu bilmez, mey sanır cahil.

 “Serçe parmakları ne güzel serçelerin

Onlar ki ilk ışıkların örneği üzre

Bir cicim dokunuyorlar

Gök yüzbin kere.”

Can Yücel’cesidir bu hikâyenin. Serçelerin serçe parmaklarındaki güzelliktir; “Sone” sanılır ama Hisarbuseliktir…

ACEM-AŞÎRÂN

Oturmuşuz sonsuzluğun kıyısına, ayaklarımızın ucunda başka bir sonsuzluk. Diyelim ki her daim sabah, diyelim ki güneş sonsuz bir doğum sancısı çekmekte. Diyelim ki sonsuz sonsuzlukları atladık bir bir ve gördük ki aşk var uçunda… Acemaşîrân’dır bu işte!

Derki bize; "Sevgiliye anlatmak istedim halimi, dönüp de bakmadı bile. Ey sevgili sen de kulsun ben de kulum, beyliğin kime?"

“Gam çekme güzel n'olsa baharın sonu yazdır” desek Acem, “n'ideyim bilmem elinden senin, bilmem n'ideyim” desek Aşîrân.

Derki bize;

“Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e

vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”

Oturmuşuz sonsuzluğun kıyısına, ayaklarımızın ucunda başka bir sonsuzluk. Güneş parlamaya hazır, Shakespeare Sonelerini yazmakta, Rumi gördüğüne âşık olmakla meşgul. Acemaşîrân bir şarkı tutturmuşuz, kederliyiz ama çok şükür yaşıyoruz. 

 

MÂHÛR

Mayıs’tır, zaman güneşten ışık yontan sert çocuklar zamanıdır. Bir vapur Karşıyaka’dan demir almış, az sonra Kordon’a yanaşacaktır. 

Şair güvertede Mâhûr ağlamaktadır. Çünkü hoyrat gülüşleriyle aydınlığı çalkalayan çocuklar ansızın gitmiş, akşam olmadan ortalık kararmıştır. O mahur beste, Müjgan ve şair yalnızdır artık.

Derki bize; "Gözlerin gözlerime değince, felaketim olurdu ağlardım." "Ben sana mecburum bilemezsin/ Adını mıh gibi aklımda tutuyorum”

Derki bize;

“Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

Geceler uzar hazırlık sonbahara.”

Uzun sonbahara hazırlıktır Mâhûr, uzatır geceleri. Kordon’a yanaşan geminin güvertesinde, Müjgan’la ağlaşan Kaptan’ın hüznüdür. Ve giden çocuklara yakılmış ağıttır nihayetinde.

Derki bize; Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı, şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız.

Mayıs’tır, zaman güneşten ışık yontan sert çocuklar zamanıdır. Bir vapur Karşıyaka’dan demir almış, az sonra Kordon’a yanaşacaktır.

 

 

 

Orhan Gökdemir'in diğer yazılarını okumak için;

"Fena Çocuklar Zamanı"

"Sisli Bir İstanbul Yazısı"

"Renklerin Kabahati Değil Hep Griye Çalmamız..."

"Özgürlüğün Rengidir Esmer, Çünkü Pişmeden Özgür olunmaz..."

"Cengiz Unutmaz"

"Zenciler Kötü Kokar Çünkü Üzerine Beyaz Adamın Kokusu Sinmiştir"

Dinler Tarihinde Senkretik Haller/ Dindar Nesile Din Bilgisi Dersleri

Sisler Ülkesi; Komitas'ı Bilir misiniz?

Aşık Bir Çocuk Olarak Doğdu Neşet Ertaş ve Aşık Bir Çocuk Olarak Öldü

Siber Direniş Örgütü; Redhack

 

 


Sayfa tasarımında kullanılan çalışmalar;

(1) yağlıboya; İsmet Birsel'in  "Ara Nağmeler Ara Sıcaklar" isimli tablosu ve Cihat Burak'ın "Saz Heyeti" isimli tablosu

(2) Alastair Magnaldo'nun tasarımı

(3) Leman Mizah Dergisinin "Üç Fidan" Kapak Çalışması

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri