29
Nisan

"Onlar benim yeniliğimi küçümsüyor, ben onların korkaklığını"

29 Nisan 2014 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

 

"Novitatem meam contemnunt, ego illorum ignaviam" (*)("Onlar benim yeniliğimi küçümsüyor, ben onların korkaklığını")

Sallust

Aslıhan Kazancı

Hemen olmasını istediklerin “hemen” olmuyorsa ve hatta yakın zamanda olacak gibi de görünmüyorsa, “hemen” harekete geçmekten başka bir kür ve “hemen” harekete geçmek kadar etkili başka bir şey yok sanırım. Henüz olmamışların bütünü “hayal” olarak adlandırılıyorsa ve hayal edilebilen her şey aslında artık salt hayal de değilse eğer, bu durumda umutsuz olmak için umutsuz olmaya fazlasıyla şartlanmış olmak gerekir. Görünmeyen gerçeklikler yaratabilen bir zihin; umutsuz olmayı reddedecek kadar “gör”müştür zaten. Yada romantik olmaksızın pragmatik yaşanıyorsa bile hayallerinin bir gün gerçekleşeceğine inanarak yaşamak ve hatta hiç gerçekleşmeyecekse bile bu inançla ölmek de daha anlamlı değil mi zaten?

Vizyoner mimari yada diğer adıyla arzu mimarlığı; somuta dönüşmeyi önermeyen fakat mimarın enstrümanı olan çizim aracılığıyla idealist, ütopik, pratik olmaksızın hayali yaklaşımları ifade eder. Zihnin hayal merkezinde çekilmiş bir fotoğraf kadar gerçek ve gerçek değildir. Bu; belki de deneysel olarak ifade edilebilecek perspektif neden sunulmuştur?  Mantığın ve hayalin eş zamanlı olarak uç sınırlarında zorlanması, bir kavramın en iyi ifadesi için uygun bulunması, süregelene hem çok aktif hem de çok pasif durarak öneriler getirme dürtüsü, ütopya yaratma tutkusu ve hayal edilebilecek her şey bir yanıt olabilir. Fakat; bir vizyon yaratmak, önerildiği zamanda gerçekleşmeyeceğini (de) bilerek gören ve görecek olan için bir öneride bulunmak, hayal edilebilenin gerçekliğini hatırlatarak saf ve sonsuz bir ilham olmak hem romantik hem de pragmatik yaklaşımlara müthiş bir misal. Aslında her ölçekte çalışabilecek, hakikaten benimsendiğinde imkansız tanımını yeniden şekillendirecek bir yaşayış biçimi aynı zamanda. İnsansı ve içten, ve fantastik.

Giovanni Battista Piranesi’nin zamanında aykırı duruşu ve ürettikleri; aslında hala aykırı oluşu ve bu oluşuyla ilham vermeye devam etmesi romantik bir yaklaşımın aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Piranesi’nin özellikle Hapishane Buluşları, 1760 serisi  dönemin algısını sarsmasıyla beraber zihinlere görünmesiyle öncü olmuş ve olmaktadır.

Piranesi, Hapishane

İlk bakışta; adeta bir kabusun çaresizliğinin gerginliğini yaratan serideki her bir çizim incelemeye devam edildiğinde (belki de ilk izlenimin yarattığı psikolojiyle) gerçekliği, gerçekliğin yitirilişini, gerçekliğin üstüne çıkışı hem hayal uzamında hem de antik referanslarla gerçek uzamda eşzamanlı yaratmasıyla düşündürücü, dürtücü ve kamçılayıcı bir anlayış getirir. İkiliklerin hapishanesi böylece rahatsızlıktan bir haz da yaratır. Merdivenlerin bilinmez bir geometride ve hatta kimi zaman imkansız bir biçimde bir araya gelişleri, yer altı mahzenlerinin güçlü makinelerle beraber sunumu, bilinmezliğe açılan kapılar, derinliği veren tüm  katmaların beraber okunuşu, bozuk perspektifte gözü rahatsız eden ve fizik kurallarına aykırı yerleşimler ve tüm bunların bir ışık-gölge düzenlemesi içinde sunulması bir devrimdir. Piranesi; Sallust’tan “Onlar benim yeniliğimi küçümsüyor, ben onların korkalığını” alıntısını yaptığında duruşunu, çizimlerinden ayrı metinsel olarak da ifade etmiştir. Ama neden? Aykırı olmuş olmak için aykırı olduğuna inanmıyorum. En azından öyle olsaydı, tutarlı bir samimiyet içinde olamazdı. Piranesi bir şeyleri öngördü, farkına vardı ve farkına varmışlığını ifade etti. Öncül anlayışını; çizim ve metinleriyle aktardı. Sanırım biliyordu ki, bir simyacı olabilirdi. Çizim ve metinler; gözlemcinin fikir ve düşüncelerine, ütopyalarına dönüşüyordu ve asıl simya buydu. Hiçbir tasarımı yapıya dönüşmeyen Piranesi, aslında sonsuz bir düzlemde düş ve düşünce kuruyordu. Belki bundan daha güçlüsü de yoktu.

18.yüzyılın ruhuyla mimarlığı başka bir ifade biçimi olarak algılayan Étienne-Louis Boullée de; derhal gerçekleşmeyeceğini bildiklerini, çağrışım ve ilham olarak sunan mimarlardandır. Boullée’nin bu anlamda en çok bilinen tasarısı, Sir Isaac Newton’un ölümünün ardından tasarladığı anıt mezar projesi olmuştur. Bu öneri bir çok açıdan “konuşur”. Mimaride dönemin ruhuyla paralel gelişen, mimarinin konuşması gerektiği anlayışı bu öneride açıktır. Newton için tasarladığı ve geliştirdiği projenin döneminde yapılaşamayacağını Boullée gayet iyi bilir. Önerisi yeni bir anlayış, biçim ve vizyon yaratmak içindir. Anıt mezar yapısı için; dairesel bir temele yerleştirilmiş 150 metre çapında küre formunu önermiştir. Yapı gece ve gündüz efektlerini yaratabilmektedir; kubbedeki deliklerden gün ışığı süzüldüğünde yıldızlı bir gece illüzyonu yaratan yapı, merkeze sarkıtılmış küremsi bir objenin yaratacağı yansımalarla da gün efekti yaratır. Tasarı; önerdiği deneyim ve yapısal kararları ile Newton’la hem metaforik hem fiziksel bir ilişki kurar. Yapının kendisinin strüktürel, ifadesel duruşu ve aynı zamanda yalınlığı ile sunduğu görkem; Newton’ın tarihte yarattığı etkiye benzer. Basitin mucizesini ve aynı zamanda Newton’ın da “imkansız” anlayışını yeniden şekillendirmesini anlatıyordur. Fiziğin temelden yeniden şekillenmesi, süregelen yanlış anlayışın farkına varılması ve ardından yaşanan aydınlanma, imkansız bir form önererek imkansızın yeniden sorgulanması ve belki olası gelecekten bir kesit sunarak zamanına yeni bir görüş kazandırma, yeni bir ufuk açma dürtüsü ve bütün bunların bir forma dönüşerek Newton ve fiziğiyle, tekniğiyle organik bir ilişki içinde olması. Kendi ölçeğimde 150 metre çapında bir küre yapıya girip bu yapıyı Newton düşünürken yaşadığımı düşündüğümde; Boullée’nin ne yapmak istediğini çok iyi anlıyorum. Yapı; hayalinizde mana ve tekniğiyle sizinle de konuştuğunda, siz de anlayabilirsiniz.

Boullée, Newton Anıt Mezar

 

Geriye bakıldığında; bugüne verilen referansların döneminde ve sonrasında dizinsel olarak yarattığı etkiyi okumak her zaman ilham verici fakat şimdinin hayallerini anlamaya çalışmak ve gelecek şekillenirken bu ilişkiyi gözlemlemek hatta kendi düşümüzü bu şekilde şekillendirmek de bir direniş. Çünkü hayal edip hemen olmasını beklediklerimizin hemen olmadığını, biz, özellikle iyi biliyoruz ve buna rağmen ve sırf bu yüzden daha istekli direnmemiz gerektiğini de. (Sincap gibi mesela).

Laffoley,Das Urpflanze Haus

Bu açıdan mimarlık alanında şimdinin vizyonerlerinden biri de Paul Laffoley. Laffoley mimarlıkta kazandığı disiplinle felsefe, bilim ve ruhani yaklaşımlarını bütünleyerek bu bağdaşmayı resim ile ifade ediyor. Resimlerinde teknik çizim ve prensiplerini kullanarak; reçete yazar gibi bir teknikte şimdinin çağdaş akımlarından da ayrı bir resim biçimi öneriyor. İçeriği; zaman makinesi tasarım önerisi, İlahi Komedya için yeni bir tasvir, evrenin oluşumu gibi konuları kapsamakta olan resimleri hem bilimsel bir veri hem de avangart bir anlatım gibi. Mimarlık konusunda öngördüğü ve öne sürdüğü biçim ise canlı mimari önerisi. Bir tohumdan büyüyerek şekillenecek, farklı coğrafyalara adaptif organizma yapılardan bahsediyor. Tüm resimlerinde kullandığı metinsel ifadeyi bu önerisinde de kullanarak mimari çizim ve görsellerle beraber sunuyor, geleceği detaylı bir şekilde hem tarifliyor hem de geleceğe bir rapor yazıyor. Aynı zamanda çalışmalarını interaktif psikotronik bir araç olarak tanıtıyor ve gözlemcilerin algısını bu şekilde biçimlendirdiğini de ifade ediyor. Bunu ifade etmemiş de olsa sanatın bu gibi bir aurası olduğunu aslında biliyoruz.

İlham vermek, düş ekmek, bir görüş yaratısında dalgayı yaratan ilk taş olmak romantik bir yaklaşım. Ümitli, direnen, hayalperest, gerçekçi ve sincapsı. Çünkü en ümitsiz olunan zamanlarda hatta buna alışıldığında bile asıl simya budur. Bir düş önermek ve zamanla dönüşümün ta kendisi olmayı beklemek, izlemek, görmek. 

 

 

Aslıhan Kazancı'nın diğer yazılarını okumak için;

Hepimiz Birer Rückenfigürüz, Bizi Görecek Olan Geleceğin Gözünden...

Nick The Copper

Ressam Yunus Emre; Balaban

Kötü Kötülüğünü Sunarken Sadece 'Seyredekalma Hali'

Adeta Bir Düşünce, Müzik, His Gibi Yayılmışlar Atmosferde; Çingeneler

Fani Olduğunu Hatırla; Momento Mori...

Soyut Varoluş

 


(*) Romalı tarihçi Sallust Bellum Jugurthinum (Jugurthine Savaşı,M.ö,112) eserinden alıntı

Kapak: Paul Laffoley Boston Visionary Cell'de, 2000 (Fotoğraf: Abelordo Morel)

 

<a data-cke-saved-href="http://" href="http://" hepimiz="" birer="" rückenfigur'uz,="" bizi="" görecek="" olan="" geleceğin="" gözünden""="" target="_self">

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri