16
Nisan

“Dil” GalataPerform’da kesilen ve uzayan dillere uzanıyor!

16 Nisan 2014 Yazar: Aykırı Akademi

 

“Kendi etini, kemiğini, dilini, ırkını sevmek ve sevilebilir kılmak için türlü rollere, kılıklara giren ve oralarda boğulan, çürüyen bir ailenin hikayesi. En kötüsü herkes kendini hep haklı, akıllı, bilgili ve daha da fenası mutlu sanıyor.”

 

GalataPerform’da sahnelenen Dil’in dili gerçekten çok uzun ve çok dilli! Oyunda pop kültürün eğilimleri ve iç dünyamızın çukurları, delikleri ve alabildiğine geniş gedikleri didik didik ediliyor. Dil, seyircisini kahkahayla şaşkınlık ve küçümsemeyle acıma arasında bir yerde tutuyor ve değişik bir reji anlayışıyla orada sabitliyor. Orta sınıf bir ailenin şehir merkezindeki yaşamı üzerinden, tüketim dışında her şeyin ötekileştirildiği, aşağılandığı ve yok sayıldığı ortamları hicveden oyun; aslında kendi içinde gerçek bir dramı gözler önüne seriyor.

Özlem Saraç, Şirvan Akan ve Sezer Arıçay’ın yer aldığı oyunun yönetmenliğini Yeşim Özsoy Gülan yapıyor. Oyunun yazarı Şenay Tanrıvermiş, GalataPerform’un Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi kapsamında gerçekleşen oyun yazarlığı atölyesinin katılımcılarından. Oyuncular ve oyunun yazarı ile ‘Dil’ üzerine söyleştik;

 

Oyunculuğa ara verip dizilerden ve tiyatro sahnelerinden mola aldınız ve kariyerinize yazarlıkla devam ettiniz. Üstelik kaleminizle bu ülkede ekmek kazanabildiniz ve yaşamınızı idame ettiniz. Şu anda bu oyunla oyunculuğa dönmek nasıl bir his?

Özlem Saraç: Ben oyunda Arzu karakterini canlandırıyorum. Arzu; alışveriş delisi, tüketim çılgınlığında kendini kaybetmiş, yama benliklerle ayakta durmaya çalışan, tüketirken tükenmiş zavallı bir kadın. Dil’i okuduğumda metnin kıvraklığı, cesur söylemi ve dengesi beni bir oyuncu olarak çok cezbetti. Gündeme, sosyal ve kültürel hayata, modern zamana dair göndermeleri, tespitleri çok etkileyiciydi. Hepimiz tüketimin bir parçasıyız aslında. Buna direnmek ne kadar zor bir yandan da. Oyunu seyreden herkesin kendisiyle ilgili yüzleşmeler yaşayabileceğini düşündüğüm için projede yer almak istedim. Seyircinin kafasında bir kıvılcım yakma düşüncesi bile çok heyecan verici.

Sahnede sizi izleyenler çok farklı bir karakteri yüksek bir performansla oynadığınızı görüyor. Oynadığınız role nasıl ikna oldunuz?

Şirvan Akan: Galata Perform ve yönetmenimiz Yeşim Özsoy Gülan, güvendiğim isimler.  O yüzden yönetmenimiz ilk olarak okuma tiyatrosu için beni çağırdığında iki kez düşünmek zorunda kalmadım. Türk tiyatrosunun yeni metinlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum; “Yeni Metin Yeni Tiyatro” festivali içinde bulunup biraz da olsa yeni yazarlara destek vermek beni çok mutlu etti. Bugüne kadar hep kalpten inandığım, politik, toplumsal oyunlarda yer alma şansına sahip oldum. “Dil”in okuma tiyatrosundan çıkıp sahnelenmesi de, bu çizginin devamı oldu benim için. Bu zamanda bir oyuncunun sahnede söylediği her kelimeye kalpten inanabilmesi, inandığı işleri yapabilmesi bulunmaz bir nimet. Bu şansa sahip olduğum için minnettarım.

Pis Yedili’deki profesyonel oyunculuk deneyiminden sonra ilk kez sahnede olmak nasıl bir his? Bu rol nasıl oldu da sizi buldu acaba?

Sezer Arıçay: Ben Kadir Has Üniversitesinde Tiyatro bölümünde okuyorum. GalataPerform'un ve Yeşim Özsoy Gülan'ın işlerini takip ediyordum zaten. Bana bir oyun için görüşelim dediğinde heyecanlanmıştım ama oyunla ilgili hiç bir fikrim yoktu. Yeşim hanımla okumayı aldığımızda metni ilk defa okudum ve çok hoşuma gitti. Hem kendi yakın çevremdeki insanları hem kendi yaşantımı çok güzel bir dille tatlı sert eleştiren bir metin yazmış Şenay Tanrıvermiş. Okuduğumda metni çok beğenmeme rağmen bir oyuncu olarak metni yeterince aktarabilecek miyim acaba diye endişelerim oldu. Çünkü hem zor bir metin hem de benim ilk yetişkinlere yönelik profesyonel oyun deneyimim. Sonuç olarak Yeşim Hanım beni uygun gördü ve böyle güzel bir projenin içerisine hep birlikte daldık.

Nerden çıktı bu oyun? Nasıl yazdınız? Bu oyunla anlatmak istediğiniz nedir?

Şenay Tanrıvermiş: 'Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyeleri' sırasında Dil’i yazdım. Atölye olarak ‘sınırlar’ kavramı üzerinden hareket etmiştik. Gündelik alışkanlıklarımız, dayatılan sistem hatta baskılanan bilinç ve bilinçaltımızın sınırları birçokları gibi beni de çok düşündüren bir konu. Dolayısıyla hep daha fazlasını tüketmemizi emreden yapı ve bu yapının içinde kıvranan aciz insanoğlunun acıklı komedisini yazmaya çalıştım. Kendi etini, kemiğini, dilini, ırkını sevmek ve sevilebilir kılmak için türlü rollere, kılıklara giren ve oralarda boğulan, çürüyen bir ailenin hikayesi. En kötüsü herkes kendini hep haklı, akıllı, bilgili ve daha da fenası mutlu sanıyor. Dilimizi bile bilmiyoruz, unutmaya çalışıyoruz, kendimizi inkar ederek var olmaya çalışıyoruz gibi gibi…

 

Sezon sonuna kadar her Perşembe, Cuma ve Cumartesi 20.30’da GalataPerform’da sahnelenmeye devam edecek.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri