06
Mart

Muhterisliğin yani hırsın etten ayrıldığı ve bıçağın kabzasını tutan elde toplandığı bir kudret mi bu?

06 Mart 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Madem kutsallık, korkaklık ve acılar üçgeninde duruyor bıçak, öyleyse şair neden “bir şeyler yap” diyor o afete? Bence mi neden? Çünkü insanı insanla, bıçağı bıçakla bilerler. Çünkü bıçağın kestiği yerde şiddet kadar diriliş de ilerler.

 

Kaan Koç

Konu: Bıçak. İlkin, meraktan, referans: Türkçe Sözlük, Ankara 1988 baskısı. Cilt 1. Tanım da sayfalar kadar sarı, bıçak kadar keskin;

bıçak: 1. Bir sap ve çelik bölümden oluşan kesici araç: Ekmek bıçağı, sebze bıçağı. 2. Çeşitli kesme işlerinde kullanılan keskin ağızlı araç: Basım evi bıçağı 3. Jilet: Tıraş bıçağı.       

Anlaşıldı, anlaşılacak; yine tanımların yetmediği bir yerdeyiz. Öyleyse ete bıçak, bıçağa kağıt kesiği bırakılıp anlatılacak. Bıçak nedir? Ekmek ya da kemik, kestikçe körelen bir bıçağın sancısı nerede gizlidir? Bilindiği kadar konuşulacak. Cümleler tak trak tak, satırlar kısa. Başlayalım; bıçak inmekte.

            "eti geçti

            duydun mu

            bıçak kemikte."(1)

Arıyorum aklımın henüz kapısını kıramadığım odalarında; bir bıçağın hissini ilk ne zaman duymuştum? Bulmak epey zor. Çünkü kan akarsa unutuş hızlanır. Bıçağın ikiye ayırdığı yerde hatıra bir cisme dönüşür; kabuklaşır ve izlenir. İz ve izlemek; çiftanlam. İzlenen hatıralar da akılda kalmaz. Bulamıyorum bu yüzden; bıçak, etimde ne zaman hissedildi ilk? Yok. Fakat çok kez tekrarlandı bu eylem, eminim bir şeyden; bıçağın dokunduğu yerde önce yanma duyulur. Acı değildir baskın his. Etin yanışı, bir bütünlüğün bir yerde birbirinden ayrılışı. Yanma da şöyle; değil bir soba ya da kızgın su sıcaklığı da, sanki bir çakmak ateşinin vurduğu tenin, o bir noktadan ısınması. Isınma; bıçak, eti ısıtır. Bu ısıdan sonra yanma hissi etin içlerine yürür; kahpe sinirler hemen beynimize fısıldar durumu: "DEVREDE AÇIK VAR, İSTİLA OLABİLİR!" Ve bu uyarıyla, yanan ince kesiğin bütün bedenimize yürüdüğü hissedilir. Acı, bir işgüzar ulağın, vücut yönetim merkezine bıçağı ispiyonlamasıyla başlar. Öyle yapay. Fakat olmaz korkulan; kan akar, zaman unutulur. Kızılderililerin de yaptığı gibi; vücutta kalan temiz kan, kirlilerini akıtıp ruhu rahatlatan bıçağa çok şey borçludur.

            "ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak

            bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir."(2)

TDK tanımın 3. maddesinde haklı. Jilet, kasatura, hançer, kelebek, kısmen çakı, ustura, kılıç... Bıçağın tarihte girdiği şekillerden yalnız birkaçı. Ve insan, ilkin taş devrinde kullanmaya başladığı bıçakla, bir bitimsiz çağa atladı: Kan çağı. Engellemek istedi kimi zaman bunu; Moğollar, Şamanlar ve İranlılarca mesela yasaklandı kan akıtmak. Cengiz Han yasalarına bile girdi bu iş; kan dökerek hayvan boğazlayanlar kesinkes cezalandırılırdı. Kansız ölüme çare olan araçlardan birini bir tür bıçak olarak görmek de mümkün: Dışardan sokulup kalbi delen bir tığ. Tığlama. Demek ki ne? Tığ da bir bıçak. Fark; kan eksikliği. Demek ki ne? Bıçağın gerçekliği kan. Evet, kan akıtmak yasaklanmış; evet, kan akıtmak itibarsızlaştırmak demekti; evet, çünkü ruhun kanda bulunduğuna inanılırdı. Demek ki... Bıçak, ruha değebilen tek şey. Şey.

Kan dökmenin yasak olduğu yahut kanın bir kutsama aracı olarak kullanıldığı kültürler aynı noktada buluşuyor. Kan, kutsal. Burayla da bitmiyor bıçağın yakaları dik bir trençkotla, yağmurlu sokaklarda dolaşan bir adama çalan gizemi. Yine bir Şaman inanışı olup bugüne sirayet eden ölünün üzerine konulan bıçak. Ya da elimizdeki bıçağı almayıp “elden alınmaz, şuraya koy” diyen annemiz. Bir bıçak; göbekbağımızı kesen, yitirilmiş bağın arayışıyla geçirdiğimiz gündelik cinnetlerin kurtarıcısı yine bıçak, ölümüzün üstünde gülümseyen bir başka bıçak. Bizi, Adem'in daldan koparttığı elmayı soyarken kullandığı bıçak doğurmuş olacak.

            “Merhametli kişi bıçak kullanır

             Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.”(3)

Fakat soyan bıçağın doyan – doyuran bıçağa evriminde kimi sorunlar var: babası bıçaklanarak öldürülünce 9 yaşında tahta geçen Fransa Kralı 13. Louis, 17. yüzyılda bir yemek sofrasında ağır bir tiksintiyle bağırmış olacak ki o akşam yemeğinin sonucu hala etkin: Yemek bıçaklarının ucu yuvarlatılsın, konuklar sivri uçlarla dişlerini karıştırıp durmasın. Karıştırıp durmasın Brütüs, muhteris Sezar'ın sırtını hançerle. Muhterisliğin yani hırsın etten ayrıldığı ve bıçağın kabzasını tutan elde toplandığı bir kudret mi bu? Belki. “Bir kahraman olduğu için ona saygı duyarım; ama muhteris olduğu için onu öldürdüm” diyordu Brütüs; tarihin ona sapladığı bıçağın da nedeni buydu belki. Başkasına saplanan bıçak: bir başka hayatı yaralamak ya da sona erdirmenin o sarhoş edici kudreti. Bir nevi tanrıcılık. Bir yerde mi okumuştum yoksa uyduruyor muyum bilmem; insan 3 eylemde tanrılığı hisseder: yazarken, çalarken ve öldürürken. Şans benimki! Sahibini -varsa şayet, yoksa da kendi sahipliğimi hiçe sayıp- aradan çıkartarak çaldığım bir sıkı tespit, bıçak üstüne ve kan damlayan bir yazı. 3 kat tanrılık yaşıyorum bir anda; çalıyorum, yazıyorum ve öldürüyorum. Ey İsmail'in boynuna göz kırpan bıçak! Ey lâl çığırtkan! Ey kudretin senin!

            “Ey bilene bilene tükenen bıçak!

            Bir şeyler yap,

            Eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği”(4)

Ağız, sırt, uç, burun, yanak, oluk... Bir sevişmenin coğrafi adımları da sayılabilir bunlar. Ama aslında bir bıçağın kısımları. En tepedeki sivri nokta uç; saplanacaktır. Roma'ya Osmanlı'ya Keltlere ve terler döken başın üstündeki elmaya. Tepenin aşağıya kıvrılan kısmı burun; kıvrılıp ayıracaktır. Keskin tarafın tamamı ağız; yalnız değdiği yeri değilmiş meğer, adıyla müsemma, kendi de açılacaktır! Bıçağın boynu iyi kavranmaz ve keskin olmayan sırt kısmı doğru açıyla durmazsa kazara acılarımız açılacaktır. Madem kutsallık, korkaklık ve acılar üçgeninde duruyor bıçak, öyleyse şair neden “bir şeyler yap” diyor o afete? Bence mi neden? Çünkü insanı insanla, bıçağı bıçakla bilerler. Çünkü bıçağın kestiği yerde şiddet kadar diriliş de ilerler.

Nihayet; ben lafı bazan uzatan bir canlıyım. Ve belki en başta yazmam gereken hikayeyi en sona saklamışım. Tüm çeşitleri, kısımları, kurbanları, kanları ve parlaklığıyla her şey bir yana koyulsun. Koyulsun ki şimdi, anlatalım. Bir bıçağı en iyi açıklayan gerçek şudur ki;

 

 

Kaan Koç'un diğer yazılarını okumak için;

"Buruştur At Bu Mektubu"

 


(1)  Bıçak Kemikte, Hasan Hüseyin Korkmazgil

(2)  Kalk Düğüne Gidelim, İsmet Özel

(3)  Reading Zindanı Baladı, Oscar Wilde

(4) Yakıntısı, Turgut Uyar

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri