25
Şubat

Günler “presto” geçiyor; bir Fellini filmi gibi, renkli, gürültülü, hızlı...

25 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

“dünya bir sunaktır

sonunda kalemlerin bile sunulduğu

işte benim kanım ortada

akmıyor artık”

Turgut Uyar

Aybike Serttaş

Hüzün kokusu alıyorum havadan.  Duygunun değil işlevin tercih edilir olduğu  bir dünyada, iflah olmaz bir romantiğim. Öyle olduğum için zaten şehrin binbir kokusu içinden hüznü seçebiliyorum.  Burun deliklerim hızla açılıp kapanıyor, duyguyu içime çekiyorum.  Sessiz mağrur dönüyor dünya. Bir senin dünyan var biliyorum, merkezinde olduğun. Onların dünyaları var.  Bir de dinlemeyi unuttuğumuz, sadece sömürdüğümüz dünya.

Günler “presto” geçiyor; bir Fellini filmi gibi, renkli, gürültülü, hızlı. Çok az şeyi demleyip özümsemeye vakit var. Zamanın serin suları kararlılıkla akarken hep ileri, çok az şeyi kendimize saklayıp biraz daha tadını çıkarmaya imkan var. Her gece gözlerimizi kapatırken, kendimizden parçaları –anıları, hisleri, hissedilemeyenleri, söylenen ve söylenemeyenleri– atıyoruz o suya. Bir sunağın ortasında, gözleri dehşetle büyümüş çıplak kurbanlarız. Savunmasız, kabullenmiş…

Şehre yağmur yağmıyor. Haber değeri, felaket teorileriyle beslenince artıyor bu olayın. Birkaç uzman ciddiyetle röportaj veriyor. Halkın görüşleri alınıyor. Böyle zamanlarda orta yaş üstündekiler daha kıymetli; iklim eski günlerle kıyaslanıyor. Herkesin derdi boşalan barajlar. Oysa bulutlar ve kuşlar bunu önemsemiyor.

Şehre yağmur yağmıyor. Bulutlar bu beton yığını üzerinden geçip gidiyor. Şehirli insanlar yağmur olmadığı için anayolun açık olmasından memnun; kuş sürüleri, aksine, yollarını bulamıyor. Yüzlerce yıllık göç yollarının yerinde, her türlü konforu sunan devasa rezidanslar var. Kuşlar konmasın / kirletmesin diye pencere önlerine çivili aparatlar ekleniyor. Kuşlar göç ederken dinlenemesin diye. Kuş; kanadı mı yoksa kalbi mi daha çok kırık   bilemiyor. Sürü gittikçe zayıflıyor.

Beton binalar türlü türlü dış cephe ile kaplanıyor; ahşap “görünümlü” cephelerle mesela. Her şeyin bir simülasyondan ibaret olduğu bir dünya. İnsan ayırdına vardıkça korkuyor. Lüks betonların acizliğini bir tek kuşlar fark ediyor. Ve yağmur bulutları. Kuşlar göç yollarını değiştiriyor; bulutlar koca şehre küsmüş geçip gidiyor. H2O’nun simülasyonu yapılamadı henüz, gökyüzü içini dökememiş, bekliyor.

Söylenemeyen sözler gibi. Son kez bakamamak gibi. Derin bir nefes alamamak, arkanı dönüp gidememek gibi. Şehrin üstünde bir ağırlık var, şehre yağmur yağmıyor, küstürdük Doğa’yı kendimize. Rakip gördük onu dünyamıza, denetlemeye, düzenlemeye kalkıştık. İçine kapandıkça kapandı, fark etmedik. Şimdi yürek yakan bir sessizlikle tavrını koydu Doğa.

Yağmuru özledim ben. Artık bir nimet sayılan toprak kokusunu. Ağaçların suya doyduktan sonraki tertemiz, yemyeşil görüntüsünü. İstanbul’un gri, ıslak, dağınık halini. Kalan son yeşile, son damlaya, son ferah rüzgara, son kuşa saygıyla…

 

 

Aybike Serttaş'ın daha önceki yazılarını okumak için;

Çocuk Gelin

Kadın Olmak

"Fikirler Kurşun Geçirmez"

Truva atı hepimizin evinde: Dünyanın en müthiş silahı televizyon

 

Sayfa tasarımında kullanılan fotoğraf; "Yağmurda Oynayan Çocuklar" (Money Sharma)

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri