19
Şubat

Babil Kulelerinin Görkeminden Sessizlik Kulelerine Fırlatılan yeni nesil proletarya; Beyaz yaka...

19 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Sistem, Babil Kulelerinin görkeminde değerlendirdiği yeni-proleterleri işleri bittikten sonra düzeni kirletmemek adına Sessizlik Kulelerine fırlatıyordu. Ruhları çoktan bedenlerini terk etmiş, işlevsizleşmiş okumuş, eğitimli işçiler de orada gözlerini oyacak akbabaları bekler oldular.

 

Bülent Efe

Beş bin yıl kadar önce Bereketli Hilal’in tam göbeğinde yedi katlı bir bina yükseliyordu. İbranice “Migdal Bavel” denilen bu kule Sinar(Sümer)’da insan kusursuzluğunu simgeleyen bir yapıydı. Akad dilinde bu kuleye Bab-ilu denildi: Tanrı’nın Kapısı… Oysa İbraniler kuleyi “Kargaşa”nın en yüksek yapısı olarak isimlendirdi. “Bavel” kelimesi dillerinde “Karışıklık” anlamındaydı.

Efsaneye göre Tanrı, kendi gücüyle yarışmak için inşa edilen bu kuleyi kızgınlıkla yerle bir etti. O güne dek aynı dili konuşan insanların farklı dillerle konuşmasını sağlayarak birbirlerini anlamalarını engelledi.

Bu Aristophenes mitindeki cinsiyet parçalanmasının ardından gelen “Tanrısal İntikam”ın ikinci evresiydi. Hem erkek, hem dişi özelliklerini barındıran Androgynos türü Zeus tarafından ortadan ikiye bölünmüş ve aşkın büyülü deliliğinin etkisinde, tüm yaşamı boyunca diğer yarısıyla kavuşma özlemi cezasına çarptırılmıştı.

İyiliğin ve Kötülüğün savaşını dinsel alana ilk kez sokan Zerdüştler ölülerini kentlerin dışında inşa ettikleri “Darkma” denilen kulelere bırakırlardı. Ölü beden kirliydi, gömülse toprağı, yakılsa havayı kirletirdi. Canı çekilmiş bedenler akbabalar tarafından gözlerinden başlanarak yenilir, güneşte kurutulan kemikler Sessizlik Kuleleri’nde depolanırdı. Tapınaklarında günde beş vakit ateşi temizleme ayini yapan Zerdüştler, öldüklerinde ruhlarının “Karşılık Köprüsü”nden (Cinvat Peretu) geçerek sonsuz mutluluk ve ışık ülkesine kavuşmasını dilerlerdi.

İnsan, “Ulu Güç” karşısında yenilgisini kabullenmiş, ihtişamlı Babil Kulesi’nden kullanılmış bedenlerinin çürümeye bırakıldığı Sessizlik Kuleleri’ne mahkûm olmuştu.

Geç kapitalizmin yükseliş çağında, 19. Yüzyılın sonlarında New York, Şikago ve Londra’da, 1930’ların başından itibaren Sao Paulo, Buenos Aires, Sanghay, Hong Kong ve Singapur’da Gök-Kazıyıcılar (Skyscaper) inşa edilmeye başlandı. 21. Yüzyılda uzunlukları neredeyse bin metreye ulaşan bu kulelerde yeni bir sınıfın doğuşu gerçekleşti. Kafa emeğiyle çalışan yeni bir işçi sınıfı: Namı diğer Beyaz Yakalılar.

Sürtünmesiz Kapitalizm sloganı ile Küreselleşen Yeni Dünya Düzeninde önce bir şirket aidiyeti ve parlak kariyer hedefleri ile büyük bir makinenin dişlisi olarak ayrıcalıklı bir statü kazanmışlardı. Entelektüel emek sektörünün kalifiye elemanları dar kalıplara sıkışmış şirket hiyerarşisini zamanla sorgulamaya başladılar. İşverenler de yarı zamanlı ve düzensiz çalışanların, her türlü örgütlü işçilerden daha verimli ve kurulu düzenleri için zararsız olduğunu fark ederek, okumuş çocukların ‘cool’ yaşam tarzını destekledi. Böylece Beyaz Yakalıların içinde yeni bir alt sınıf oluştu: Serbest çalışan entelektüel emek; Freeter’lar…

Onların dünyasında ideoloji yoktu, özel okullarda okumuşlar, sektörleri için bilgi ve birikim kazanmışlardı. Yüzeysel kültürel ilgi alanları farklı olmak için yeterliydi ve yaratıcılık eylemleri ‘daha çok satmak’ üzerine şekilleniyordu. Kendilerini mavi yakalı kol emekçilerinden üstün görüyorlardı, sistem içinde diğer Beyaz Yakalılardan daha çok rağbet görmek içinse daha çok ‘Ak’lanmak için yaşam boyu eğitime önem veriyorlar, kişisel gelişim safsatalarına bel bağlayıp yüksek primle kapatacakları günü kurtarma derdine düşüyorlardı. Çark içinde proletaryanın işlevinden farksız bir görevleri vardı ama bir girişimci gibi davranıyorlar ve karar alıyorlardı. Risk ve fırsat analizleriyle saatler geçirmeye hazırdılar. Esnek çalışma saatleri içinde birer performans delisine dönmüşlerdi. Gelişen iletişim olanaklarıyla her an erişilebilir oldular. Sanal dünyalarında kapitalizme 7/24 hizmet ediyorlardı ve zincirleriyle övünüp onları sık sık parlatarak caka satıyorlardı.

Değişim onlar için kilit kelimeydi. ‘Memur’ zihniyetini sözde küçümsüyorlar, dalgalanan iş yaşamını rutinin dışına çıkmak olarak görüyorlardı. Kılıkları, kıyafetleri, teknolojik oyuncakları onlara profesyonel bir statü getiren vitrin malzemelerine dönüşüyordu. Rekabet ortamında arkadaşsız kaldılar, geçici ortaklarıyla avundular, kendini tekrar eden işlere imza atıp birbirlerine benzemeye başladılar. O marka otomobili, şu marka telefonu olmayanlar yeteri kadar kazanamamakla yaftalanıyordu. Sıkışmış yaşamlarından kaçış yolunu ise hafta sonları spor karşılaşmalarını çılgınca izleyip, barlarda kafa dağıtarak ve cinsel avlarda keyiflenerek buluyorlardı.

Gök kazıcıların koridorlarında klonlanmış, kullan-at kafa işçileri gezinir olmuştu. Sistem, Babil Kulelerinin görkeminde değerlendirdiği yeni-proleterleri işleri bittikten sonra düzeni kirletmemek adına Sessizlik Kulelerine fırlatıyordu. Ruhları çoktan bedenlerini terk etmiş, işlevsizleşmiş okumuş, eğitimli işçiler de orada gözlerini oyacak akbabaları bekler oldular. Artık kafa emeği ucuzlamış ve işsizlik olağanlaşmıştı.

Suskunluk Sarmalına kapılıp muktedirin baskısına boyun eğenlerin yanı sıra küçük bir grup görünmez zincirlerinden kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Körfez Savaşı sırasında Japonya’da mizahi sloganlarla, eğlenceli protesto gösterileriyle başlayan yeni tür muhalefet 2008’deki ekonomik krizin ardından öfkeye dönüştü. Ekim 2011’de finans merkezi Wall Street işgal edildi. Eğitimleri için borçlanan, yaşam tarzlarını kredilerle satın alan, geleceği belirsiz Beyaz Yakalılar finans sistemine başkaldırıyorlardı. Sessizlik Kulelerine dönüşecek gök kazıyıcılarının gölgesi altında sistemi alaşağı etmeyi ilk kez dillendirdiler.

Bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon, bilişim ve medya sektöründe çalışanlar eski çalışma arkadaşlarına işsiz kaldıklarında şık bürolarının, şık kıyafetlerinin anlamı kalmayacağını hatırlattılar. Kendilerine iş adamı payesi verseler de eninde sonunda bir işçiydiler ve kurulu düzen onları kemiklerine kadar sömürüyordu.

Sessizlik Kuleleri’ne dönüşecek Babil Kuleleri Plazalar yıkılmalıydı!

Artık bir zamanlar parlayan zincirlerini kaybetmeye hazırdılar.

 

 

Bülent Efe'nin diğer yazılarını okumak için;

Akıldışılığın İzinde

Erdemli Yoksul, Alçak Zengin

Aşkın Şeytani Yönü

Don Kişot'un Yeni Serüveni; Hiç Kimse Bir Yere Kaçamaz

Kafkaesk ve Gerçek Evrenin Tezahürleri

Politik Kamera

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri