06
Şubat

“Bir Tel Kopar Ebediyen Biter Ahenk”

06 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

"Bir tel kopar ebediyen biter ahenk” Bu dizeyi, atölyeme ruhunu veren isim olarak belirledim. Şiir, okurundan, bir tel koptuğunda ahengin ebediyen biteceğini sezecek duyarlılığı bekliyor. “Rüya gözle görülen bir şey değildir”, bunu bilecek aklı. Sayısız ruhu olan çokkimlikli bir varlığın, şairin harikulade aykırılığını anlayacak yüreği. Şiir, okurundan, sadece okur olmakla, sadece o kişi olmakla yetinemeyecek bir infilakı bekliyor..."

 

Söyleşi - Onur Orhan

2013 yazının bir Temmuz günü tanıştım Gümüşlük Akademisi’yle. Bana kalırsa geç bir tanışmaydı bu, daha erken olmasını dilerdim. Ancak yine de kozmosun büyük saatine göre tam zamanında olmuş olmalıydı her şey. Elimde valizlerim, zihnime yerleşmiş bu ikircikli düşünceyle ilerledim Gümüşlük Akademisi’nin toprak yolunda; mütevazı ve şirin kulübelerin/odacıkların yanından geçtim.

Görünürde kimse yoktu. Kapıda beni karşılayan bir görevli mesela. Aslında bir kapı da yoktu. Bir bahçeye açılan patika vardı sadece, dolayısıyla ismim sorulmamış, kimliğime ihtiyaç duyulmamıştı…

Mutfağı bulmak, çayı bulmak demekti benim için. Küçük bir göletin dibinde, Gümüşlük’ü ve denizi gören bir tepede sessizce içtim ilk çayımı. Biraz zaman geçince hareketlendi bahçe. Büyük harfle yazmak gerek bu Bahçe’yi.

Sonunda vakfın müdürü Emre Çetinkaya’yla tanıştık. Beni küçük evciğime, üç-dört gün kalmayı planlayıp sekiz gün kaldığım odama götürdü. Eşyamı yerleştirdim, kendimce kıymetli olanları, mesela dizüstü bilgisayarımı iyice saklayıp gizledikten sonra odanın anahtarını sordum. Odaları kilitlemeye ihtiyaç duymadıklarını söyledi. Güven veren bir açıklama değildi bu, yadırgamıştım ama daha ilk dakikadan mesele çıkaracak değildim ya, nasılsa bir yolunu bulur, alırım anahtarları dedim kendi kendime. Belli bir tedirginlikle, odamın kapısına birkaç kez bakarak kahvaltı etmeye gittim; aklımda çantalarım, teknolojik ilk yardımlarım ve kıymetli evrakım…

Sonra, sonra ne mi oldu? Sonra Latife Tekin’le tanıştım, sarıldık birbirimize, dünyanın en güzel sarılmalarından biriydi benim için. Çok yoğundu, yanımda az durdu ama hafızam beni yanıltmıyorsa tam o sırada, iki arada bir derede, oradan oraya koştururken bana Bahçe’yi anlattı hızlıca. Biz burada hiçbir şeyi kilit altında tutmayız Onur, dedi. Bir kere odalara kilit vurmaya başlarlarsa, kapıya güvenlik koymak zorunda da kalmaya başlayacaklarını, onu da sağa sola yerleştirilmiş kameraların takip edeceğini söyledi. Bahçe’ye inanıyordu, Bahçe’nin enerjisine, gücüne. Buraya hep iyi insanlar gelirdi yahut her gelen iyi olmak zorunda hissederdi kendini, böyle diyordu Latife Tekin. İnsanın içindeki aydınlığı ortaya çıkarıyordu Bahçe. Dünyadaki anlama karşı değildi ama onu aşma deneyimiydi sanki bu haliyle; bir özgürlük sıçrayışı, yaşayan bir şiirdi Gümüşlük Akademisi…

Onur Orhan: Onur, Gümüşlük Akademisi bir süre önce İstanbul Arnavutköy’de bir şube açtı ve Bahçe’nin duygusuyla sıcacık bir yuvanın içinde atölyeler düzenliyor, biliyorum. Senin de yakın zamanda ‘Şiirin Müziği’ üzerine bir atölyen olacak. Latife Hanım’ı, Latife Abla’yı ve Gümüşlük Akademisi’ni yakından tanıyan bir şair olarak öncelikle Latife Tekin’e ve Akademi’ye dair duygularını alabilir miyim?

Onur Behramoğlu: “Yazmak bir nöbet gibiydi… Her romanda bir daktilo kırıyordum.” der Latife Tekin. Maruz kaldığı şiddeti bertaraf etmek için o şiddette bir şey yapması gerekir, o da yazar. Demek ki yazar değil, şairdir. Başka türlü yaşamak gerektiği duygusu, hem her şeyin içinde hem her şeye yabancı olmak, sözcüklerin düz anlamlarıyla yetinmeyip onların maceralarını hissetmek, sonra sözcükleri de aşıp kendi ürperişlerini-“kendi kanının müziğini” dinleyerek hayatı kavrama tutkusu, kürsüden değil yanı başımızdan konuşma içtenliği, çocukluktan sonra içine hapsolunan gündelik hayatın örgütleniş biçimini külliyen reddedip ışığını korumak için durmaksızın çırpınış, ne pahasına olursa olsun gerçeği söyleme kararlılığı, “bir aşk bakışması gibi bir an içimizi dolduran bir sıcaklık”, rüyaya-esine-büyüye inanç, zaptedilemez yaşam enerjisinin tadı, varoluş hazzı: Latife Tekin. İkimiz de kuşlar, çocuklar, âşıklar için yazıyoruz; biriz, birliğiz.

Akademi’ye ‘bahçe’ diyor, doğru. Onda her zaman, bahçeyi ‘bağçe’, yalnızı ‘yalağuz’ yapan bir Anadolu bilgeliği, yumuşaklığı, anne şefkati bulurum. Bir şamanın, kırık parmaklarımızı iyileştiren soluğu... Akademi, aynı zamanda, Gezi Direnişi’yle ayaklanan ruhumuzun başka ruhlarla buluşacağı bir düşünme-duyma alanı. Sen de ‘enerji’, ‘dünyadaki anlamı aşma deneyimi’, ‘bir özgürlük sıçrayışı’ demişsin. Latife Tekin, “Enerji sözcüğünün içinden daha bir sürü sözcük çıkacak ‘en’le başlayan” der. Akademi’nin enerjisinden bir sürü ‘en’ çıkacak, hep birlikte çıkaracağız onları, öylesi güzel çünkü. Diyelim ki, “En yüksek bina, en yüksek ağacın boyunda olmalıdır” diyeceğiz. Şiir, bunu demek için var. Ya da şiir, tam da bu dediğimiz.

Onur Orhan: Şiiri, bestelenmiş şiirler ve dolayısıyla müzik üzerinden anlatacaksın katılımcılara. Bize atölyenden söz eder misin?

Onur Behramoğlu: Türk ve dünya şiirinden seçtiğim şairlerin şiirlerine, onlardaki ‘deruni ahenk’e işaret edecek, önemli ayrıntılara-okunması gereken kitaplara değinecek, şiirlerden yapılmış besteleri dinleteceğim. Baudelaire dediğimizde yolumuz Sartre’a da, Debussy’nin bestelerine de uğrayacak, Mallarme ile Hâşim’i Boulez ve Ahmet Çağan müziği eşliğinde birleştirecek, Nevit Kodallı’dan Yaşar Kurt’a Cahit Külebi şiiriyle yol alacağız. Lorca’dan Füruğ’a şairler, İlhan Usmanbaş’tan Semih Korucu’ya besteciler, bu arada romancılar, felsefeciler yol arkadaşlarımız olacaklar. Theodorakis de bizimle, Hafız Burhan da. Neruda da bizimle, Edip Cansever de…

Onur Orhan: Şiirin bir ruhta mana kazanması için şairin yetenekli olması kadar şiir okuyucusunun da hazır olması gerekiyor. Şiir, okurundan ne talep ediyor, ne bekliyor?

Onur Behramoğlu: “Bir tel kopar ebediyen biter ahenk” Bu dizeyi, atölyeme ruhunu veren isim olarak belirledim. Şiir, okurundan, bir tel koptuğunda ahengin ebediyen biteceğini sezecek duyarlılığı bekliyor. “Rüya gözle görülen bir şey değildir”, bunu bilecek aklı. Sayısız ruhu olan çokkimlikli bir varlığın, şairin harikulade aykırılığını anlayacak yüreği. Şiir, okurundan, sadece okur olmakla, sadece o kişi olmakla yetinemeyecek bir infilakı bekliyor.

Onur Orhan: O zaman sadece ummakla yetinmeyip çaba harcayalım ki “bir tel kopmasın, edebiyen sürsün ahenk,” Onur.

Onur Behramoğlu: “Çuvalı tozutma, siyasetle koy” dermiş eskiler. Belki “bir kirpik düşümü” vaktimiz var, belki yıllarımız. Siyasetle, incelikle, anarşist bir derviş edasıyla çalışacağız hayata, şiire, aşka. 

Şiir: “Açık denizde bir at kişnemesi!” Ne mutlu onu duyana… 

 

Onur Behramoğlu ile Şiirin Müziği Etkinliği ile ilgili detaylı bilgi için;

Gümüşlük akademi/ OnurBehramoğlu/ Şiirin Müziği Atölyesi

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri