04
Şubat

Klasik romancılar yaşamın karmaşıklığından bir akılcılık çıkarmaya çabalar...

04 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Oysa insan eylemi çoğu zaman nedensizdir, hesaplanamaz ve gizemli bir yanı vardır.

 

Bülent Efe

Yalnız ve mutsuz bir adam ve bir kadın karşılaşırlar, birbirlerinden hoşlanırlar. Akıllarının bir köşesine beraber yaşama fikri düşer.

Birbirleriyle konuşabilmek için baş başa kalacakları anı kollamaya başlarlar. Günün birinde bu fırsat karşılarına çıkar. Kaçamak bakışlarla bakarken suskundurlar ve başları çoktan dönmüştür. Uzun sessizliği bölen aşkta her zaman daha cesur olan kadının sesidir. Birdenbire ‘havanın güzelliğinden’ bahseder, son sözcükler ağzında yuvarlanırken derin bir iç çekişle susar. Adam ise onu dinler gözükür, gerçekte duygularını açıklayabileceği kelimeleri zihninde sıraya koymakla meşguldür. Gücünü topladığında dudaklarını aralar, o da ‘havanın ne kadar parlak olduğunu’ söyler.

Güneşli bir öğleden sonra sadece rüzgârsız, mavi gökyüzünü övüp dururlar.  Hiçbir zaman aşktan söz edemeyeceklerini ikisi de kavrar ve çaresizce ayrılırlar. İkisi de kendilerine neden aşktan bahsetmediklerini açıklamaya çalışır, avutucu nedenleri bir bir sıralar.

Oysa insan eylemi çoğu zaman nedensizdir, hesaplanamaz ve gizemli bir yanı vardır.

Klasik romancılar yaşamın karmaşıklığından bir akılcılık çıkarmaya çabalar. Akılcı bir gerekçe eylemi doğurur, eylem de bir başka eylemi tetikler. Kahramanın serüveni nedensellik zinciri içinde başlar, gelişir ve son bulur. Bütün büyük sorular sorulmuş, hemen hemen hepsine mantıklı cevaplar verilmiştir.

Genç Werther arkadaşının karısını sever, arkadaşına ihanet etmeyi göze alamaz ancak aşkından da vazgeçemez. Onu yok oluşa götüren öykü yolu açık seçik bir nedensellikle örülüdür. İntiharı matematiksel bir kesinlikle açıklanabilir.

Anne Karenina’nın intiharı ise tamamen farklıdır. İnsanlar onu hor görürler, ama onun dünyasında ve bizimkinde sıradan bir üstten bakışın anlık acısıdır yaşanan. Anne Karenina da duraksamadan onları hor görüp varoluşuna devam edebilirdi. Oğlunu görmesi engellendiği için mi ölümü tercih etti? Vronski her şeye rağmen onu sevmiyor muydu?

Anne Karenina tren garına giderken kendini öldürmek aklının köşesinden bile geçmemişti. Amacı Vronski’yi bulmaktı. Beklenmedik bir itkiyle hareket etti. Onun eylemi anlamsız değildi, sadece kavranabilen nedenselliği aşan bir yanı vardı.

Tolstoy, Anna’nın iç dünyasını, geçici heyecanlarını, bölük pörçük duygularını roman tarihinde ilk kez bir iç konuşmayla kaleme aldı. Anna Karenina Werther’den de Kirilov’dan da farklıydı, daha sahiciydi.

Kirilov’un intiharı tanımlanabilir ilişkiler ve entrikalarla açıklanabilir. Eylemi şüphesiz delicedir, yine de bilinçli, tasarlanmış ve düşünülmüştür. Karakteri tuhaf intihar felsefesine dayanır. Düşüncelerinin mantıksal sonucu onu varoluşundan ayrılma kararına götürür. Dostoyevski, inatçı, mantıkla örülü aklın deliliğini yakalamıştır.

Oysa Tolstoy yaşamda daha sık karşılaşılan mantıkdışının, akıldışının müdahalelerini keşfetmiştir.

Kararlarımızda, yaşamımızda akıldışılık zannettiğimizden daha önemli bir rol oynar. İzini fark etmeden sürmeye devam ederiz.

 

Bülent Efe'nin diğer yazılarını okumak için;

Erdemli Yoksul, Alçak Zengin

Aşkın Şeytani Yönü

Don Kişot'un Yeni Serüveni; Hiç Kimse Bir Yere Kaçamaz

Kafkaesk ve Gerçek Evrenin Tezahürleri

Politik Kamera


Kapak tasarımında kullanılan fotoğraf Joe Wright'in yönettiği Anna Karenina filminden (2012 yılı yapımı) bir sahneye aittir. (Anna Karenina; Keira Knightley)

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri