04
Şubat

Çocukluğun, inancın, umudun yerle bir olduğu bir geceydi...

04 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

“Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradesiyle yapılır”

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 1948, Madde 16.

 

Çocuk, üzerine eğilen koca bedeni görmemek için gözlerini kapattı. Bir Amerikan filminde şefkatli bir annenin kabus gören kızına söylediği, “10’a kadar say, gözünü açtığında hepsi gitmiş olacak.” palavrasını hatırladı. Yine de 10’a kadar saydı, gözünü açtı. Adam hala oradaydı…

 

Aybike Serttaş

Çocukluğun, inancın, umudun yerle bir olduğu bir geceydi. Oyuncak bebeklerin, okul arkadaşlarının ve evciliğin başka bir dönemde kaldığı bir gece. Artık bir evi vardı çünkü, hem de hayali değil gerçek. Başka bir yerde, başka bir yaşıtı anasının dizinde otururken “çocuk” hızlandırılmış bir yaşamı yaşar gibiydi. Bir gün oynadı, bir gün çocuk oldu, ertesi gün büyük.

Hayatının kırılma noktasını, henüz çocuk olmaktan öte tanımlamalar yapamadığı bir yaşta yaşarken, gözü aynaya takıldı. Üzerindeki elbise adi bir kumaştan yapılmıştı. İlk giydirdiklerinde kabarık olduğundan prenses elbisesine benzetse de bembeyaz oluşu hoşuna gitmemişti.  “Pembe olsa olmaz mı” diye de soramamıştı. Çünkü anasının ağzını bıçak açmıyordu. Çünkü anası çocuk gelişimi ile ilgili pedagojik bir altyapıya sahip değildi ve o an ihtiyaç duyulan da bu değildi. O an ihtiyaç duyulan kadının kaderinin değişmesiydi. Kadının sesinin duyulması, kadının hakkının verilmesiydi. Olmadı.

Kocaman beyaz elbisenin üzerindeki küçücük kafa yaşanan olaydaki çelişkinin sinyalini veriyordu zaten. İncecik bileklerin dokusu altın bilezikle uyuşmamıştı hiç. Göz kapaklarında mavi bir boya vardı ki ikide bir gözünü kaşıdığından dağılmıştı. Saçları kıvır kıvır yapılmış, üzerine biraz sim dökülmüş, sıkıca toplanmıştı. Bütün bu hazırlıklar hoşuna gitse de evdeki gerginlik bu oyunun tadını çıkarmasını engelliyordu.

Ev kalabalıklaşmaya başlamıştı. Annesinin arkadaşları ciddi yüzlerle yardıma gelmişlerdi. Nüfus cüzdanındaki yaş hesabına göre hepsi 30’larında olsa da beden yaşları 50’lere varıyordu. Yaşama sevincinin kadınlara verdiği o parıltı, sevilmenin ve sevmenin gözlere yerleşen huzuru yoktu hiçbirinde. Zorluklara göğüs germeyi iş edinmiş, kaya gibi kadınlardı bunlar. Mutsuzluğu kader bellemiş, sabırlı, şefkatin en derinine sahip analar.

Çocuk dışarı çıkıp arkadaşlarıyla oynamak istiyordu aslında. Ev çok kalabalıktı ve konuşulanları anlamıyordu. Ara sıra komşu teyzelerin kendisini süzdüğünü görüyordu. “ Biz de böyle olduk, alışır alışır” diyorlardı. Kim, neye alışacak bilmiyordu. Erkekler bahçede oturuyorlardı. Onların sohbeti daha koyuydu. Kadınlar sık sık çay, kahve dağıtıyordu bahçede. Havadan sudan konular uzadıkça uzuyor, memleketin hali ile yağmurun seyrekliği aynı ciddiyetle tartışılıyordu. Hiçbiri küçük bir çocuğa beyaz, kabarık bir elbise giydirip yüzünü gözünü boyayıp “kadınlık yap” demenin sosyo-ekonomik boyutunu tartışmıyordu. Böyle bir boyut yoktu çünkü onlar için. Kadınlık yapmak karşı cinsin asli vazifesi ve Allah’ın takdiriydi. Yağmurun o sene hangi aylarda yağacağının sorgulanmaması gibi… Ekinlerin ne zaman biçileceğinin, ağaçların hangi tarihte budanacağının gayet net olması gibi…

O gün kadınlar evde sessiz sessiz dertleştiler. Erkekler bahçede cinsiyetlerinin verdiği özgüvene dayanarak yüksek sesle kahkahalar attılar. Kız çocuklar bir köşede, erkek çocuklar bir köşede oynadılar. Çocuk, bekledi, bekledi, bekledi. Uykusu geldi, gidemedi. Yemesi için verdikleri hiçbir şeyi yiyemedi. Gecenin bir vakti olduğunda evdeki kalabalık dağılmaya başladı. Çocuk, anasına sarıldı, babasıyla uzaktan vedalaştı. Bir adamın peşine takıldı, kendi iradesiyle asla çıkamayacağı o evin kapısından içeri adımını attı.

Dışarıda çocuğun hayalleri kaldı, umutları, masumiyeti, saflığı… Şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Masumiyet ve saflık “bırakmayacağız onu” dediler ve kapanmakta olan kapıdan son anda içeri girdiler çocukla birlikte. Hayaller ve umutlar bir süre kapının önünde beklediler, başka kapılarda başka hayaller vardı. Bu coğrafyanın eşikte beklemeye alışkın duyguları…

Çocuk, üzerine eğilen bedeni görmemek için gözlerini kapattı, o gece ve başka gecelerde. Evinin hanımı olmayı öğrendi günden güne. Kucağına sahip olamadıklarıyla ikame edilemeyecek gerçek bir bebek verdiklerinde anladı kadınlığı. Hiç soru sormazdı da cesaret edip o gün sordu, elleriyle başka bir çocuk gelin uğurlamak istemediği için belki de; “kız mı erkek mi?” diye…

 

 

Aybike Serttaş'ın daha önceki yazılarını okumak için;

Kadın Olmak

"Fikirler Kurşun Geçirmez"

Truva atı hepimizin evinde: Dünyanın en müthiş silahı televizyon

 


Kapak ve sayfa tasarımında kullanılan fotoğraflar Dilan Bozyel'in 'Babam Bizi Sevmiyor' adlı çalışmasına aittir.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri