03
Şubat

Sacher-Masoch’nun Aynasında Yakalanan Toplum

03 Şubat 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Mazoşistin özlemle bekleyişine iktidar sahibi kamçısı ya da kılıcıyla eşlik eder, bazen mazoşistin bedenine bastırılan bir topukla katılır oyuna, despot rolünü oynayan. Bunlar hep hayatın askıda kaldığı anlardır, denilebilir ki mazoşizm böyle resimlerden oluşur. Bütün bu dehşetin ortasında cennet, kendisini gösterişli bir kürkün aralığından gösterir. Severin, Wanda’nın yardımıyla bu kavuşmayı, hayata ve hatta özgürlüğe kavuşmayı geciktirir, geciktirir, geciktirir… Bu hayatı dondurmaktır, hazzı askıya almak ve arzunun özgürlüğünden kaçmaktır.

 

Onur Orhan

Devletler iktidarlarını her an, belli bir dozda kullanıyorlar toplumun üzerinde. Bu içine doğduğumuz bir hâl, bize önceden verilmiş bir gerçeklik olduğundan, devletin inceltilmiş şiddetini sezmemiz ve kavramamız genellikle pek kolay olmuyor. Çok fazla kabulle başlıyoruz hayata çünkü.

Bu işin korkunç tarafı. Devletin sorgulanamazlığı ve insanın sorgulamamazlığı, bu işin dehşetli yanı. Çünkü devlet çağlardır, a priori bir gerçeklik -diyelim ki deney ve deneyim öncesi bir gerçeklik- olarak tepemizde duruyor ve ne kendisini, ne içeriğini sorgulatıyor. Buna yanaşmıyor devlet.

Devlet, neredeyse bir dogma bugün, elbette bizlerin yarattığı bir dogma. Onsuz yaşayamayacağımıza/yapamayacağımıza fena hâlde inanmış, ona metafizik bir kuvvet vermiş, kutsal bir içerik kazandırmışız.  

Evet, devlet belki de insanın yarattığı en pragmatik dogmadır bugün ve kesinlikle en soyut makinedir. Ne var ki insan kendi yarattığı bu dogmayı, dogma kavramının ruhuna ters olsa bile kırık dökük bir çabayla anlamaya, analiz etmeye çalışır. Toplumun önemli bir kesimi devletin gölgesi altında pineklesin, en azından bazı öncüler bu meseleye kafa yorar, bu soyut makinenin resmini çıkarmaya çabalar. Üstelik başarır da! Sisler içinde kalan yanları olsa bile devletin, onun hakkında ciddi bir fikrimiz olur bu çabalar sayesinde. İçimizi bazı kurtlar kemirse, ciddi şerhlerimiz, haklı eleştirilerimiz olsa bile Hobbescu ve Rousseaucu toplumsal sözleşmenin -daha çok Rousseaucu sözleşmenin diyelim hadi- bir gerçeklik barındırdığını sezeriz. En azından insanların zımni de olsa birlikte yaşama iradelerinin olduğundan söz ederiz, gerçi başka bir yolu da yoktur bunun… Bir kere doğmuş olan insan dağ başına gitse bile toplumsaldır çünkü, çünkü topluma doğmuştur, çünkü böyledir insan.

Devletin sorgulanamaz olması korkutucu dedik. Çünkü bu, devletin iktidarını baştan kabul etmek, onun elinden gelen her türlü şiddete hemen teslim olmak demektir. Evet, her gün belli dozda şiddete razı gelmektir, hiç sorgulamamak devleti. Mavi gökler sizi aldatmasın, alçak tavanlı bir mekândır devlet. Onun çatısı altında başımız biraz eğiktir bizim; boynumuzu omuzlarımızın arasına sıkıştırır, öyle dolaşırız. Ne var ki bazen devlet tavanını iyice alçaltır, boynumuzu kısmamız da yetmez, bir sürüngenmişçesine yaşamamız buyrulmuştur artık, mavi gökler onun, kara toprak bizim olacaktır. O tanrısallaştıkça, biz insanlığımızın sınırlarını daraltırız.

Devletin sorgulanamazlığının kabulü o kadar korkutucudur ki, aramızda kurulmuş olduğu varsayılan hukuku çiğnediğinde dahi birçoğumuz sesini çıkaramaz ona. Toplumun önemli bir kısmı devlet denilen örgütün her şeyin en iyisini bildiğini düşünür hâlâ. Metafizik bir inançtır bu. İşte insan iradesinden bu denli geçtiğinde, bırakın Rousseaucuyu, ortada Hobbescu toplumsal sözleşmenin bile olmadığını ama bambaşka bir sözleşme olduğunu görür, dehşeti tüm hücrelerimizle sezeriz.

Bu Sacher-Masoch’nun sözleşmesidir.

Bir kölelik anlaşması.

 

Sacher-Masoch’yu Takdimimdir

İktidarların marifetlerini, üstelik tek adam iktidarı olmuş olan iktidarların marifetlerini uzun uzadıya anlatmaya lüzum yok; demokrasi yalandan özgürlük makamındadır. Böyle zamanlarda kuvvetler ayrılığı yürütme içinde eriyip gitmiş, hukuk türlü tezgâhların sonuncunda kerameti kendinden menkul hâle gelmiştir. Yasalar, kim tarafından çalınırsa ona ötmektedir.

İş bu hâldeyken bile iktidara muhalefet edenlerin bazısı “diktatörleşme demeyelim de, otoriterleşme diyelim,” diyebilir ülkenin içinde bulunduğu durumu tarif için. İyiniyetli de olabilir bunu söyleyenler, hemen kötülük aramam ben. Çünkü bilirim onlar, devletin iktidarına doğmuş hemen hepimiz gibi iktidarın şiddetini baştan kabul etmişlerdir. Ancak insanın içine düştüğü bu hâlden, anlayışımızdaki, hoşgörümüzdeki bu yersiz genişlemeden endişelenmek gerekir, aman diktatörleşme demeyelim diye diye despotu cesaretlendirebiliriz mesela. Çünkü söylenmiştir bize gerçekler:  “İktidarın zehrini gördük, despotu sarhoş eden, / Halklar, gördük kırbaca tutkun deliler gibi.”*

Ve görürüm ben de, bu Sacher-Masoch’nun aynasında toplumun takdimidir.

Kürklü Venüs’ün yazarı, mazoşizmin isim babası Leopold von Sacher-Masoch’un Severin isimli kahramanı, Wanda adlı bir kadına, yani Kürklü Venüs’e bir kölelik sözleşmesiyle teslim eder kendini. Severin’in Wanda’dan beklentisi Wanda’nın kendisini aşağılaması, kadının kendisine duygusal ve fiziksel olarak eziyet etmesidir. Meselenin bütün felsefi derinliğine girmeksizin -mesela Oidipuscu göndermelere vb- söyleyelim ki, mazoşişt ilişki rastgele bir ilişki değildir, planlıdır.

Burada karşımıza tuhaf bir sözleşme çıkmaktadır, bunu topluma uyarlarsak bir toplumsal sözleşme hatta.

Gilles Deleuze, “Sacher-Masoch’un Takdimi” eserinde çok detaylı inceler Kürklü Venüs yapıtını. Deleuze’ün üzerinde önemle durduğu birkaç noktadan ikisine vurgu yapacağım ben. Hazzın ertelenmesine ve mazoşist ilişkinin altındaki sözleşmeciliğe; mazoşist ilişkinin bir yönüyle iki kişi arasındaki oyun yanına yani.

 

Sacher-Masoch’nun Aynasında Yakalanan Toplum yahut Severin’in Cennet Arzusu

Kürklü Venüs’te şiddet cinsel hazza eşlik eder, cinsel hazzı önceller diyelim hatta. Romanda şiddet daimi bir tehdit hâlindedir, iktidarı elinde bulunduranın iktidarın nesnesine tehditidir bu.

Mazoşist, cinsel hazzını erteleme yoluyla Eros’u -yaşam içgüdüsünü-, böylece hayatı erteler. Bir cennet düşünün altında, bir özlem süresince tükenmektir bu. Mazoşistin özlemle bekleyişine iktidar sahibi kamçısı ya da kılıcıyla eşlik eder, bazen mazoşistin bedenine bastırılan bir topukla katılır oyuna, despot rolünü oynayan. Bunlar hep hayatın askıda kaldığı anlardır, denilebilir ki mazoşizm böyle resimlerden oluşur. Bütün bu dehşetin ortasında cennet, kendisini gösterişli bir kürkün aralığından gösterir. Severin, Wanda’nın yardımıyla bu kavuşmayı, hayata ve hatta özgürlüğe kavuşmayı geciktirir, geciktirir, geciktirir… Bu hayatı dondurmaktır, hazzı askıya almak ve arzunun özgürlüğünden kaçmaktır.

Ne var ki mazoşist şiddetin gerçekliğinin yanında bir de oyun yanı vardır. Şiddeti uygulayan, rolünün sembolik yanını bütünüyle unutarak gerçek bir zorbaya dönüşürse eğer, mazoşist işin içinde bir oyunbozanlık olduğunu sezecek, sözleşmenin çiğnendiğini anlayacaktır.

Mazoşist ilişkide şiddeti uygulayan gerçek bir sadist olamaz, çünkü gerçek bir sadist oyun sevmez, oyunbozandır. Karşısındakinin eğlendiğini anladığı anda onun eğlenemeyeceği bir davranışa geçecek kişidir sadist. Bu da mazoşist sözleşmenin ihlalidir.

Toplumun da tek adamın iktidarına tahammül edeceği bir sınır çizgisi vardır, bu acıya ve aşağılanmaya dayanma sınırıdır aynı zamanda. Ne var ki bu sınır çizgisi bazen aşılır, işler kontrolden çıkar, kamçıyı elinde tutan silahlara sahip olmanın gücüyle vurur sırtımıza. Bu arada toplumun çoğunluğu henüz duruma aymamışsa işte o zaman tehlikeli bir eşiğe sürükleniriz hep birlikte.

Bu aşamada devletin soyut bir makine olarak tasarlanmış olması işimize yarar, çünkü içindeki çelişki sırıtır. Devlet, iktidarını şiddet üzerinden kurmaya kalktıkça soyut makine somutlaşır ve a priori -deney öncesi- konumunu kaybeder. Bu tanrının yeryüzüne inmesine benzer, bir kere meydana inen yaralanabilir de. Devlet soyut varlığından uzaklaşmış olur böylece, fazlasıyla görünürdür, belli bir zaman dilimindeki deneyimin konusu olmaya, toplumun zihninde sınanmaya başlar. Şiddeti artıkça ikiyüzlülüğü artar iktidarın, çünkü sembol yanını tüketir gittikçe, bize verdiği yalancı umudu, sahte cenneti dahi gösteremez olur artık, gerçi toplumda da o cennete bakacak hâl kalmamıştır zaten.

Ve artık Eros’un zerresi yoktur çünkü her yer Thanatos -ölüm içgüdüsü/ölüm- olur.

Diktatörleşme Eğilimi      

Nedir bir devletin diktörleşme eğiliminden söz etmek için elimizde olması gereken veriler? İlla Auschwitzlerin olması, Gulagların açılması mı lazım?

Düşünün bunu lütfen. Her şey olup bittikten sonra skor tabelasını okur gibi zulümlerin, ölümlerin listesini tutmak, bunlardan söz etmek neye yarayacak? İnsanlık tarihi yeterli dersi vermedi mi bize, her çağ kendi döneminde bir kez daha çiğnenmeyi mi bekleyecek yoksa iktidarların ayakları altında?

Ah, şu hazzın ertelenmesi ve günümüzde yalancı hazların üretilmesi meselesi, hayat kaynağımızı -Eros’u- makinelere ve mallara yöneltme eğilimi, makineşleşme eğilimi… Budur bizim belamız, biraz kurtulacaksak içine düştüğümüz fasit daireden, bu kölelikten, anlamamız gerekenlerden biri de budur.

Yoksa…

Eğer Eros yoksa, her yer Thanatos olur, mesela Taksim değil.

Hukuk bütünüyle lağvedilir, bırakın Rousseaucu sözleşmeyi, mazoşist sözleşme bile iptal olur.

Ve bütün bunların gerçekleştiği yerde, bizi bekleyen oyunbaz Wanda bile değildir artık, artık kamçısına razı olacağımız bir Kürklü Venüs bile yoktur.

Her yer Thanatos’la kuşatılmış olur.  

 

Onur Orhan'ın diğer yazılarını okumak için;

"Güzel Yalanlar Coğrafyası"

"İktidarın Ahlak Oyunları; Kızlı Erkekli Bedenler"

"Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru Hepimizin Onurudur" (Heinrich Böll 'Sözcüklerin Tehlikesi)

"Devletler Barbarları Sever, Barbarları Beklerler..."


*Yolculuk, Kötülük Çiçekleri-Charles Baudelaire

* Kapak tasarımında kullanılan illustrasyon "solve thyself" (negativefeedback)

* Sayfa tasarımında kullanılan fotoğraflar;

(1) KimLong II Heykeli, Kuzey Kore

(2) Gilles Deleuze (Sacher-Masoch’un Takdimi), Sacher Masoch'un heykeli (Kürklü Venüs/Venus in Fur) ve Hollanda yapımı 1994 tarihki 'Venus in Fur' filminden bir sahne

* Sayfa tasarımında kullanılan illustrasyon Alessandro Bavari (tryptichon)

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri