30
Ocak

Özgürlüğün rengidir esmer, çünkü pişmeden özgür olunmaz…

30 Ocak 2014 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Tanrının hatası mı bilinmez ama yeterince pişmemiş insanlar yeryüzünde hep var oldu ne yazık. Esmer’in yadırganması da doğal haliyle.

Ama aldırdığı görülmemiştir Çingenelerin utanç duyulası bu çiğliğe. Kimse bilmez “Kadim Kast sistemi” içinde doğduklarını, bu yüzden efsunludurlar öteki sayılmaya. Dünyanın 72 ulusunun en alt boyunu oluşturma iftirasını bir şeref madalyası gibi taşımışları da bundandır.

 

Orhan Gökdemir

Bin yıl önce Hindistan’ın kuzeyinden yola çıktılar. Asya’yı kat ettiler boydan boya ağır aksak adımlarla, dağıldılar eski dünyanın üzerine.  Yol üzerinde rastladıkları her dine, her dile, her kültüre dokundular; nerede konakladılarsa oralı oldular. Çiçeklere konan arılar gibi, insanlığın kültür mirasını ayaklarıyla taşıdılar oradan oraya. Tutkulu şarkılar ve danslar derlediler büyük insanlık ailesinden.

Buna rağmen silinip gitmemişlerdir o yolculukta. Çingenelerin sırrı, sırrını açık etmemeleridir çünkü. Dünyanın en renkli insanlarından geriye esmer bir tat kalması bundandır.

Söylence bu ya; “Tanrı yeryüzünde yaşayacak olan insan yaratma işini bitirdiğinde, biraz da cennet balçığını aldı ve onu biçimlendirerek kızartmaya karar verdi. Fakat tanrı kendi eserini fırından biraz erken çıkardı; sonuç beyaz adamdı. Daha iyisini yapma umuduyla bu sefer balçığı uzun süre fırında bıraktı ve sonuç siyah adamdı. Tanrı üçüncü denemede nihayet istediğine ulaştı. Çingene yaratılmıştı…”

Tanrının hatası mı bilinmez ama yeterince pişmemiş insanlar yeryüzünde hep var oldu ne yazık. Esmer’in yadırganması da doğal haliyle.

Ama aldırdığı görülmemiştir Çingenelerin utanç duyulası bu çiğliğe. Kimse bilmez “Kadim Kast sistemi” içinde doğduklarını, bu yüzden efsunludurlar öteki sayılmaya. Dünyanın 72 ulusunun en alt boyunu oluşturma iftirasını bir şeref madalyası gibi taşımışları da bundandır.

Kim ne derse desin özgürlüğün rengidir esmer, pişmeden olmaz. Derler ki, “Evde oturan ölür!” Evlerini sırtlayıp, göçü kader kabul etmeleri de belki bu nedenledir.

GÖÇEBE BİR ŞARKI

Sabahattin Ali Değirmen adlı hikâyesinde şöyle yazar:

“Siz sevemezsiniz adaşım, siz, şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: batı rüzgârı kadar özgür dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingeneler...”

Sevgi varsa denklemde, ne gam!

Kimilerine göre dünyanın en gamsız milletidir Çingeneler, beyinlerindeki endişe merkezi doğuştan eksiktir. Ama rengârenk boyalı gecekondularından yoksulluk da eksik olmaz, klarnet ve darbuka sesi de. Kederlenirler de elbette ama üflerler klarnete dağıtırlar kara bulutları.

"varım yoğum bir eski dünya

döneriz onla doğudan batıya

adresim yokmuş kimin umurunda

mutluyum ben çadırımda

sizin olsun kentleriniz

gönlümüzde bizim evlerimiz" diyor göçebe bir şarkı. Nihayetinde hepimizin tek evi, tek yurdu, tek adresi değil mi dünya?

Dünyanın hüznüne inat, aşkla, dansla ve neşeyle yoğrulmuş bir halkın hikâyesidir bu. Vuralım darbukaya öyleyse, klarnete üfleyelim, sınırsız aşkı anlatalım yitmiş olana!

AĞIR HAVA

Mehmet Fatih, kentten uzak tutmak için yedi tepeden birinin kıyısındaki sur dibine sürmüştü onları. Surların ortasındaki kemerli geçitten geçip, öyle girilirdi mahalleye. Sulaktı, dereler de burada birleşirdi vakti zamanında. Derler ki derelerin bu ikramı Çingenelerin yüzü suyu hürmetinedir.

Şehir büyüdü ve dereler kurudu sonra. Surlar delik deşik edildi Anadolu’dan göçüp gelenlerce. Kıyıdaki Sulukule, şehrin merkezindeydi artık.

Her şeye rağmen halkı yoksul ama mutluydu. Sokaklara taşmıştı evler, birbirine sokulmuş, birbirine sığınmıştı. Bin yıldır darbukanın tıkırtısı, kemanın kıvrak nağmelerinin peşinden koşardı burada. Şehrin bedbahtları gelir, felekten bir gece çalar, ruhunu arındırıp giderdi.

Bin yıl sonra bir gün bu kadim Çingene mahallesini dönüştürmeye karar verdi aklı evveller. Vinçleriyle, kepçeleriyle geldiler, mahallenin bir ucundan girip bir Moğol ordusu edasıyla, öbür ucundan çıkıp gittiler. Sonra ölü ele geçirdikleri o mahalleye varsıllar için lüks evler diktiler. Ne tarih şimdi, ne klarnetlerin iç burkan sesi, ne Çingene kızlarının göbecikleri, ne atlı arabalar… Betona batmış bedbaht bir şehir geriye kalan.

Şehrin üstüne çöken bu ağır hava, darbukalar sustuğu içindir!

 

AKSAK RİTİM

Düzenin kıyısındaki “kenar mahalle”de, dünyanın bilincinden silinmiş insanları anlattık size.

Ezeli “günah keçileri”ni…

Yaşadıkları acılarla başa çıkmak için unutmayı kolektif bir sanat haline getirenleri…

Büyük insanlık ailesinin mucizevî müzisyenlerini…

Yüzünü geçmiş ya da geleceğe değil sadece içinde yaşanan ana çevirenleri…

Dünyayı yurt bilenleri, bir “anavatan” kurma özlemine hiç yüz vermeyenleri…

Aileyi devletten daha anlamlı bulanları…

Diledikleri gibi yaşama özgürlüğüne tutkuyla bağlı olanları…

Onlar ki hem ayrı bir millettir hem her milletin bir parçasıdır. Hem insandır hem tabiattır. Hem sınırlar dışında tutulmaya çalışılan, hem sınır tanımayandır.

Bir aksak ritim takılmışsa dilinize şimdi 9/8’lik, sebebi mutlaka bir Çingenedir!

 

 

Orhan Gökdemir'in diğer yazılarını okumak için;

"Cengiz Unutmaz"

"Zenciler Kötü Kokar Çünkü Üzerine Beyaz Adamın Kokusu Sinmiştir"

Dinler Tarihinde Senkretik Haller/ Dindar Nesile Din Bilgisi Dersleri

Sisler Ülkesi; Komitas'ı Bilir misiniz?

Aşık Bir Çocuk Olarak Doğdu Neşet Ertaş ve Aşık Bir Çocuk Olarak Öldü

Siber Direniş Örgütü; Redhack


Kapak tasarımında kullanılan "çingene kız" resmi İlker Oran'a aittir.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri