28
Ocak

Bir mektup her zaman arada kalıştır

28 Ocak 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

De Sade, Vincennes hapishanesinden eşine yazıyordu 1783 Kasım ayında, Kafka 1921'de “hepsi fazla kişisel, kimseye okutma ve tümünü yak!” dediği laf dinlemez dostu Max Brod'a, Van Gogh acılar içinde Theo'ya.  Ece Ayhan sık, kısa, titiz ve kesin yazıyordu, Cemal Süreya kağıda eğik yazardı bir farklılık katmak için, Neruda “sümüklüm” diyordu sevgilisine, Rosa Luxemburg ise “aşkım, altınım, hazinem” diye sesleniyordu. Eluard'ın mektup üstünden Gala'nın memelerini, ağzını, ellerini ve “kutu”sunu öpüşü, Thomas More'un kızına kömür parçalarıyla yazışı, Halid Ziya'nın Tevfik Fikret'e “Monşer” diye seslenişi. Ve belki yüreğimi en buran mektup cümlelerinden biri; Necatigil ara ara “dörtgen sevgiler” yolluyordu dostlarına. Neden dörtgen? Evler, köşeler, kütleler...

 

Kaan Koç

Mektup. Kaç yerinden açılır bir mektup? Nereden bilebilirim? Bilirsin, biraz düşünmek yeterli. Bir mektup; 90'larda kokulu zarflara koyulan ya da birkaç yüzbinlik özel koleksiyon mektup açacağıyla yırtılan bir başka zarftan fırlayan. Mektupta bir ulaşılmazlığın taşkesilmişliği vardır. Açılan zarftır. Haklı gibisin, mektubu açamayız değil mi? Evet, mektup çıkar. Ama bu çıkma eylemini doğrudan mı düşünmeli? Hayır, bir çıkıştır; ister karşı çıkış ister acil. Bir uzun düşün – eylem sürecinin son halkası olarak yani? Evet. Öyleyse bir mektup, her zaman arada kalıştır. Evet. Hayır.

            “sevgilim, buruşturup atma bu mektubu” (1)

Hakiki mektup çözümsüzlükten çıkar. Mecburiyeti mi kast ediyorsun? Beni nerenle dinliyorsun? Peki ya? Şu; kişinin nihayete erdiremediği dengeler, nihayeti ararken o tutku köprüsünü uzatmak istediği haller ve  nihayete ermesini -kötümserlikten de olsa- imkansız bulduğu başlangıçlar olur. Ve bu durumlarda mektup şöyle demektir yaşama; bana sunduğun bu azap karşısında ben de bu kağıt üstünde deri değiştirip duracağım işte!

Elden verilen mektuplar, yazılırken yarım kalanlar, yazılıp yollanmayanlar – belki en acısı -, yazıldıktan sonra kaybedilen mektuplar, yanlış adres yazılan ya da bilerek yanlış adrese yollananlar, geri gönderilenler ve hiç yazılmamış olan mektuplar. Olmak isteseniz bunlardan biri, hangisini seçerdiniz? Ben hangisini seçerdim? Galiba yarıda kalan. Bu olmak isterdim; başka ihtimallere hep açık ve tahmin edilemez. Araf'ta kalmanın dik alâsı. Niçin böyle bir azabı tercih ediyorsun peki? Alışık olduğumdan galiba. Her zarfa her mektup uymaz. Doğru.

“Nice aşk mektupları / Karanlık korkusundan / Belki de yollanmadı” (2) 

Aşk mektubu, elveda mektubu, sövgü ya da takdir mektubu, intihar, borç, sitem ve hasret mektubu... “Mektubun yazılması başka bir şeydir, gönderilmesi bambaşka bir şey” der ve ekler Enis Batur, “onların yeri posta tarihi değil, âdemoğlunun kaydı tutulmamış kararsızlık ve vazgeçiş tarihidir. Ne olursa olsun göndermediği mektubu kişi kendisine yazmış olduğunu, gün gelir kabullenir.” Peki Kaan, gönderilmemiş bir mektupken şu an ve “keşke” deyip yarım bırakılmış bir mektup olmayı seçerken, türüne karar verebiliyor musun kendinin? Yarım kalmış bir aşk mektubu? Fazla arabesk belki. Bir ihtimal tamamlanmamış bir intihar mektubu olabilirsin; hem kağıda hem okuyucuya ucu açık kalan en görkemli sonu bırakırsın böylelikle. Yazarken mektubu acaba nefesi yazının bitişini beklemeden ağzından son kez çıkıp ruhunu tükürdü mü bu adam? Yoksa vazgeçip hayata döndü de bunun utancıyla mektubu havada mı bıraktı? İki sonuçta da haşmetli bir yeni başlangıç var. Bir başlangıç, sıkıcılıktan ne kadar uzak olabilirse o kadar yani. Yalayalım zarfı. İçinde mektup yoksa bile.

Elinde mektup tutan hatta onu okumaya başlamış birini düşünüyorum; sırtı biraz kambur ama farkında değil, gözkapakları ara ara kapanıp açılmayı unutuyor, masasında soğumaya başlayan bir bardak kahve olabilir -mektup bıçağı kullandıysa viski de mümkün- ve en güzeli; kağıtta okuduklarının etkisiyle değişiklik gösteren nabzı, mektubun sismograflık kudretine yakalanıyor. Yer yer titreyen parmaklar, dengesi bozulan bilek ve bir rüzgarın üflediği yapraklık günlerini hatırlayan çin kireciyle beyazlatılmış kağıt parçası. Oysa zarfın içine 3-5 kez akağaç özünden yapılma bir esans bulaştırmıştı gönderen. Sigarasını yaksın mı okuyan? Hayır, gönderen yaksın. Ya ikisi aynı anda olsa? Ortada herhangi bir “ikisi” olsaydı, olabilirdi bu.

            “Yaşamım geçti bitti, yerinden kıpırdayamaz bir kütükten başka bir şey değilim ben artık.” (3)

De Sade, Vincennes hapishanesinden eşine yazıyordu 1783 Kasım ayında, Kafka 1921'de “hepsi fazla kişisel, kimseye okutma ve tümünü yak!” dediği laf dinlemez dostu Max Brod'a, Van Gogh acılar içinde Theo'ya.  Ece Ayhan sık, kısa, titiz ve kesin yazıyordu, Cemal Süreya kağıda eğik yazardı bir farklılık katmak için, Neruda “sümüklüm” diyordu sevgilisine, Rosa Luxemburg ise “aşkım, altınım, hazinem” diye sesleniyordu. Eluard'ın mektup üstünden Gala'nın memelerini, ağzını, ellerini ve “kutu”sunu öpüşü, Thomas More'un kızına kömür parçalarıyla yazışı, Halid Ziya'nın Tevfik Fikret'e “Monşer” diye seslenişi. Ve belki yüreğimi en buran mektup cümlelerinden biri; Necatigil ara ara “dörtgen sevgiler” yolluyordu dostlarına. Neden dörtgen? Evler, köşeler, kütleler...

(Franz Kafka'dan Max Brod'a Mektup) Vincent van Gogh (Theo'ya Mektup)

 

Satırlar satırlar satırlar, noktalar tutsak – mecburen ağırbaşlı, virgüller “acaba”lı, ünlemler yol kesici. İltifatlar, sevgiler, çok özlemler, tehdit ve küfürler, istek ve arzular, tık tık tık, sarkacın sallandığı bir kırık ağaç dalı; dışa yazdıkça içten silinen o cümleler ve en kütleli “şey” mektup.

Evet, mektup. Kimdir sahibi bir mektubun? Bembeyaz ve münhal bir kağıt boşluğa asılıdır önce, hiçliktir ilk sahibi. Alıp biri onu başlarsa yazmaya önce yazana aittir; sayfa doldukça an be an yabancılaşır ikinci sahibi olan yazana. Artık bazı anlamlar bazı kelimelere gelmiştir ve kişi elinde tuttuğu aynı anda hem ceset hem de bir canlı olan “organizma”yı belki son bir göz geçirmeden sonra zarfa tıkar. Zarfa tıkılış, mektubun uyutulması demektir. Kefen gibidir bir zarf; aynı zamanda yırtılmayı bekleyen bir cenin zarı. Postalanır sonra ve bu esnada önce -gerçek anlamıyla- o mektubun sahibi posta müdürlüğüdür. Adresine ulaşınca zarfın açıldığı andan, hava hücumunu kabul eden o ilk ufacık yırtılış saniyesiyle birlikte mektup okuyacak olan'a aitleşir. Başlanır kabul seansı; gözün üstünü çizerek ilerlediği satırlarda suda dağılan ve göle büyüyerek yayılan halkalar gibi aynı anda yürür iki oluşum süreci: mektup büyür ve yok olmaya başlar. Zarfın açılmasıyla dışa taşan, mektubun 3. boyutu, her okunan cümlede hızla tekrar kağıdın altına doğru uzar bu kez. Varoluşu yine toprağın, kağıdın yani boşluğun içine sarkar. Mektup yine kimsesizliktedir. Yazan bir parçasını atmış, posta müdürlüğü görevini yapmış, okuyan ise sözcüklerin sunduğu gizli ya da açık taleplerin eylem sonucuna karar vermiştir; tamam ya da devam. Hiçlik tekrar sahip çıkar mektuba.

Kafka bütün aşklarını mektup üstünden yaşamayı seçti, hiçliğe tutunuyordu. Pessoa, 1920'de Ofelia'ya “benim yazgım başka bir Yasa'ya ait” diyerek veda ettikten sonra 1929'da tekrar karşılaşmıştı onunla. Bir süre daha yazıştılar ama hiç birleşemediler. Ofelia Queinoz, bir söyleşide Pessoa'nın onu terk ederken yazdığı cümleleri açıklıyordu işte; “Az uyuyorum ve başucumda kağıt-kalem bulunuyor hep. Geceyarısı uyanıp yazıyorum, yazmak zorundayım ve bu senin için çok tatsız bir durum olur, rahatça uyuyamazsın bile.”

“Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum.” (4)

1887'de ölümü deneyimleyen Beşir Fuad, “ameliyatı icra etmek” diyordu adına. Ve bu mektubu yazdığı sırada baldızı içeri girseydi şayet, o mektuba, o mektubun canlı haline yani o intihara gerçekten ulaşabilmiş olacaktı. Ama her mektup gibi dünyayı dışarda bırakmayı bildi Beşir Fuad, sanki mektup kavramının ayaklanmış haliydi. Baldızı girmedi içeri, her zamanki gibi, mektuptan içeri kimse giremedi. Ne yazan, ne müdürlük ne de okuyan.

Mektup diyorum. Evet, mektup diyorsun. Sonra? Kaç yerinden açılabilir bir mektup sence? Bence? Hiç.


 


(1) Anna Ahmatova, 1912.

(2) Nice, Behçet Necatigil

(3) Arthur Rimbaud, bir hastane müdürüne.

(4)  Beşir Fuad, intihar mektubunda.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri