23
Ocak

Fotoğraf Sanatçısı Dilan Bozyel ile Söyleşi

23 Ocak 2014 Yazar: Aykırı Akademi

 

"Dünyaya kalbimin en güneş yüzü görmemiş odasından bile sevgi dileyebiliyorum" diyen biri Dilan... Fotoğrafçılığı da hayatı gibi kalıplara sığdırmıyor. Kültürü özünden geliyor. Sabah kahvesi davetiyle, martılarla konuştuğu evinde buluştuk. Bireysel varoluş ve delilik üzerine açtık sohbetimizi. Çocukluğumuzdan, 90'lardan, kadınlardan; başkaldıran insanları da ihmal etmeyerek aykırı bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Söyleşi - Aydan Öksüz

Dilan, fotoğraf çekimlerin şahane. Sosyal sorumluluk içerikli sergilerin, çalışmaların var. Başka neler yapıyorsun?

Şahane mi?! Ne mutlu bana, teşekkür ederim.

Uzmanlık alanım fotoğraf, en yakın arkadaşım sanat. Sanatsal -dedikleri- kişisel çalışmalarım dışında, dergilere ve gazetelere çekimler yapıyorum, reklam ve moda çekimlerim devam ediyor, müzisyenlerle albüm çalışmaları yapıyorum, kısa filmler-poetik art videolar üzerine çalışıyorum. Son dokuz yıldır nadir molalar vererek yolculuk yapıyorum, kameram ve bavullarımla yaşıyorum diyebilirim. Doğuda çocuklara ve gençlere, batıda üniversite öğrencilerine, galerilerde lise öğrencilerine fotoğraf-algı dersleri veriyorum.

Diyarbakırlısın ve sıkça gidiyorsun doğduğun yere. Oralarda yaptığın çekimlerde neler etkiliyor seni?

Baba tarafından Diyarbakırlıyım, yaklaşık 19 yıl orada büyüdüm. Fotoğraf hayatıma girmeden önce gözlerimin gördüğü, bilinçaltıma yolladığım her kareyi, her rengi orada tanıdım. Dolayısıyla, fotoğrafçı kimliğimle orada çekim yaparken Diyarbakır’ıma dışardan çok bakamadığımı itiraf edebilirim.  Turist gibi değil de, arka mahalleleri, detayları, hikâyeleri yakalıyorum. Daha raconlu bir tabirle anlatmam gerekirse, sokağı koklayabiliyorum. Dünyanın her yerinde olduğu gibi orada da çocuklardan çok etkileniyorum, arka mahallelerde top oynayan (insanımız, onları ‘taş atan çocuklar’ olarak tanır) çocuklarla sohbet etmek ve sonra vizörümden onları görmek; çoğunun gerçekleşmeyecek hayallerini fotoğraflamak, kelimelerin anlatmaya yetmediği bir tutku benim için.

“Babam Bizi Sevmiyor”

Doğu denildiğinde aklımıza kadınlar, çocuklar geliyor. Bir de çocuk gelinler…

Bırakın bir çocuğu, bir kadını, bir insanı; bir canlının hayatına hükmetmek, elinden hayallerini, hedeflerini, umutlarını, rüyalarını, oyunlarını, oyuncaklarını almak…Ne dinin, ne vicdanın, ne gelenek göreneğin, ne devletin (ki zaten içi boş tenekeden farkı yok tüm insanlık tarihinde devlet düzeninin), ne de baba sözünün hakkı olabilir. Jilet kesiği gibi olan bu sorunla empati kurabilen bizim gibi insanların görevi olmalı, yaraları ellerimizle kapatıp tedavi etmeye çalışmak. Sadece çocuk gelinler de değil, işçi çocuklar, doğu topraklarında bitmek bilmeyen ‘kız çocuklarına sünnet’ sorunu… Canımızdan bir parça koparıp olumlu değişimi sağlamak gerekir, canımız buna yeter de üstelik; ne boş şeyler, daha fazla paralar ve kişiler için parça parça sıyırırken canımızı…

Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi’nde “Ama Ben Daha Çocuğum” semineri düzenlendi. Orada “Babam Bizi Sevmiyor” sergisini açtın.

Bilgi Üniversitesi son sınıf öğrencilerinin Betül Mardin önderliğinde her yıl düzenlediği seminerin bu yıl değindiği sorun, ‘çocuk istismarı’ idi. Çocuk gelinlere dair çalıştığımı duyup iletişime geçtiler. Seve seve elimden geleni yaptım, seminer günü insanların ve basının duyarlılığı umut vericiydi. Keşke böyle bir sorun olmasaydı da bu konuyla ilgili ‘başarılı’ bir çalışma yapmamış olsaydım.

Nedir doğudaki “baba” figürü?

Erkek otoritesine dayanan bir toplumun kadınları ve de istisna sayabileceğimiz bilinçli erkekleri olarak o çemberin bir adım dışında durup çerçeveye baktığımızda, trajikomik boyuta vardığını görüyoruz ‘baba’ figürünün. Ailelerde ilk ve son söz sahibi olan babaların, yine kendi babalarından miras kalan bu geleneğinin tek çözümü eğitim. Okullar, kitaplar bu işe yaramalı zaten. Matematik veya kimyadan daha elzem bir eğitim bu.

O çocukların yüzünde, kalbine dokunan ne oldu?

Atölyelerime katılan çocuklardan öğrendim ben bu sorunun boyutunu. Evden kaçıp atölyelerime gelenler, ders aralarında sarılıp ağlayan kız çocukları…Ah! Nefessiz kaldığım onlarca dakika. Evlerine gidişlerim, babalarıyla konuşmaya çalışmalarım, çocuklarının sanatsal yeteneklerini, inanılmaz hayalgüçlerini babalarına sergilemek için çırpınışlarım. Sadece fotoğraf çekimlerinde değildi yani hissettiğim sızı. Anlatırken kendimi frenlemeye çalışıyorum çünkü duygusallığım bu olayı daha trajik (daha trajik nasıl olacaksa!) göstermekten başka bir işe yaramaz. Mantıklı olmak, ayrıntılı düşünmek, doğru adımlar atmak gerekiyor çözüme yaklaşmak için. Çözüme ulaşılır mı, yazık ki öyle bir vaadim olamaz, kendime bile. Ütopik olur, tıpkı “Savaşlar sona erecek” -ziyan olan- umut cümlesi gibi.

Balkondan bacaklarını sallayarak deniz kenarında olduğunu hayal eden bir çocuğun bilinçaltına giren kelimeler...

90’lar kuşağındansın. Çocukluğuna baktığında o günden bugüne doğuda neler değişti, asıl değişmesi gereken şey ne sana göre?

Diyarbakır’ da Körfez Savaşı ve OHAL döneminde küçük bir kız çocuğuydum. Terör sorunu, faili meçhuller, suikastlar, ceset evler… Balkondan bacaklarını sallayarak deniz kenarında olduğunu hayal eden bir çocuğun bilinçaltına giren kelimeler bunlar. Odamın penceresinden bulutları, yıldızları izlemeye çalışırken caddelerde dolanan panzerler, mitinglerde gördüğüm polis şiddeti…Neler değişti diye sorarsanız o küçük kız çocuğuna; fütursuzca uygulanan köyden göç yüzünden o sokaklarda, caddelerde daha mutsuz, daha agresif insan yüzleri var. Doğalgazlı, ısı yalıtımlı evler değil ailelerin ihtiyacı. Köylerinde, tarlalarında, odun sobalarında pişen yemeklerden sonsuz haz alan aileleri betonların arasına soktu bu düzen. ‘Çok gelişti, gelişiyor’ diyorlar doğu şehirleri için. Gelişmek onlarca markalı alışveriş merkezleriyle doğru orantılıymış gibi. Ya da gençler artık eğlenebiliyor diyorlar. Bir barda oturup promil oranıyla mevcut sorunlarını unutmak değil ki gelişmek! Asıl değişmesi gereken asimile edilen insanlık, kültür, öz. Eğitime önem verildi diyorlar, boyuna kolejler açmak mı eğitime verilen önem? Aynı (her anlamda) yobaz ve skolastik bilgiler içeren kitaplar ha tekli sırada okutulmuş, ha üçlü sıralarda, ne fark eder?!

Küçükken, “Anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun?” yerine “Türk müsün Kürt mü?” diye sorarlardı...

Yine 90’lar ciddi göç ve kentleşmelerin en yoğun yaşandığı dönem oldu. Bu bizim “köken” problemimizi etkilemiş olabilir mi?

Annem Kıbrıs-Limasollu, babam Türkiye-Liceli. Küçükken, “Anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun?” yerine “Türk müsün Kürt mü?” diye sorarlardı. Annemin Kızılderili felsefesine bağlılığı sayesinde çocuk yaşlarımda nerede durmam gerektiğini buldum. Ben her yerdeyim, her şeyim. Doğayım, ağacım, kitap sayfasıyım, şarkı sözüyüm, dans figürüyüm, şiir mısrasıyım, Van Gölü’yüm, Dicle ve Fırat Nehri’ yim, Akdeniz’im, Ege’yim, Karadeniz’ im, hatta Atlas Okyanusu’ yum; tıpkı senin gibi, onun gibi, herkes gibi.

Doğulu kadınları Diyarbakırlı da olduğun için daha iyi tanıyorsun. Doğulu kadının yüzünde, batılı kadına göre farklı olan şey ne?

Doğu kadınının yüzü gerçek hayatın aynası gibi. Acısı, mutluluğu, her şey okunur yüzünden, gözünden doğu kadınının. Sınır koyarak bahsetmiyorum elbette, modernizmden payını -iyi ki- almamış tüm doğu kadınlarından bahsediyorum. Doğu kadını kalbini açar, batı kadını kalbini korur. Koruyarak çürüdükçe ömrü, sona yaklaştıkça anlar eline hiçbir şey geçmediğini. Oysa doğu kadını hayatı yaşar, toprağın hakkını verir.

Son zamanlarda kadına şiddete yönelik fotoğraf sergileri sıklıkla düzenleniyor. Sence bu dikkat çekici mi yoksa antipatik bir etki mi yaratmaya başladı?

Dünyada inanılmaz yaratıcı kampanyalar, çalışmalar yapılıyor. Kılık kıyafeti ya da eğlence anlayışını örnek almak yerine, batının -algı kapılarını tekmeleyerek ya da usulca açan- çalışmalarından ilham almalıyız.

Kadına, çocuğa, insana doğaya karşı bir şiddet içindeyiz. Bu şiddetten nasıl kurtulabiliriz?

Sevgi. Her anlamda aşk. Kendimize duyduğumuz -ego sınırını geçmeyen- saygı. Tüm dünyaya kalbimin en güneş yüzü görmemiş odasından bile sevgi dilemekle cevabımı sonlandırabilirim sanırım.

Umarım her zaman gözleri gülen çocukların, barışçıl doğanın, başkaldıran insanların fotoğraflarını çekersin…

Umarım, umarım ve umarım.

Teşekkür ederim,

Sevgi, sanat ve aşkla.

Sanatçının çalışmalarını görmek için; dylanbozzy.dphoto.com

Fotoğraf çalışmalarından örnekler; (fotoğrafların üzerine tıklayınız)

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri