16
Ocak

Ağıt değil; romantik, agresif bir yakarış: Fazıl Say!

16 Ocak 2014 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Mozart’ın Prag Senfonisi’nin, Haydn’ın Londra Senfonisi’nin yanına İstanbul Senfonisi’ni ekliyor... Kudümün-bendirin-darbukanın neredeyse şef kadar önemli olduğu, bu topraklara özgü 13/8’lik ölçünün de kullanıldığı; timpani gidiş-gelişleriyle tarikatın-zikirin, flüt-obua-klarinet-fagot sesleriyle adalar vapurundaki genç kızların, Tamburi Mustafa Çavuş’la-Ulvi Cemal Erkin’le-umulmadık akor değişiklikleriyle yedi tepeli şehrin dünyaya duyurulduğu; bir tren yolculuğunda rayların tıkırtısıyla hayallere dalıp gitmişken atonal makas değişiklikleriyle kendimize geldiğimiz olağanüstü bir eser armağan ediyor insanlığa.

 

Onur Behramoğlu

“Gördü ki, fazıl, âlim birisi; gölge içinden güneş gibi belirmiş gelmektedir.” (Mevlânâ – Mesnevî-i Şerîf)

Şiirimiz şiir üzerine çok az düşünüyor. Edebiyatımız edebiyat üzerine. Müziğimiz müzik üzerine...Ve her biri, bir diğeri üzerine, çok az düşünüyor. Köklerimizi, dallarımızı tanımalıyız oysa.

Gecenin geç saatleri. Türkiye’nin aydınlanma tarihinde özel bir yeri olacağına inandığım ‘Enver Aysever’le Aykırı Sorular’da Fazıl Say’ı izliyorum. İzliyorum, evet. Güzelanlamlı yüzünü, kederli yüzünü, kardeş yüzünü. “Metin amcam, Metin amcam” dediğim Metin Altıok’tan söz ediyor, “Gölünüze taş düşerim / Gözünüze yaş düşerim”den: “Sadece iki harfin kaymasıyla...” diyor, buruk gülümsemesiyle, “Bu böyle sahte bir hesap değil, bir akış var. O kadar güzel imgelerle, matematikle...” diyor. “Şiire teknik bir konu olarak bakmıyorum, karşılıksız sevgi doğuyor. Ben de o şairler gibi dalıp giden, hayallere kapılan insanımdır.” diye ekliyor.

Dalıp gitmişim gözlerine...Sanki eskiden ölmüş bir çocuğun gözleri. Hani Metin amcamın dediği: “Eskiden nasıl ölünür? / Bunu bilmiyorum henüz. / Ama eskiden ölen biri / Sanırım bir mezat / Gramofonunun borusuna / Sessizce gömülür.”

Usul usul anlatıyor, “Çiğdemde dervişlik var” diyen Pir Sultan gülümsemesiyle. Ya da, bunca yaşadıktan sonra konuşmanın gereksizliğine dair bir gülümseme. Piyanosunu da alıp uçuyor sonra. “Öt ishak kuşu öt; / Bizim payımıza bir âvâz kaldı” deyip de uçuyor.

‘Sardunya’yla geliyor, gittiği yerden. “Şiir, hayatı çok hızlı bir şekilde anlatmaktır. Tabii, daha iyi bir dünyanın kurulması amacıyla.” demiş Can Yücel adındaki yanardağdan getirdiği sardunyayı iliştiriyor yakamıza. Onun hızı, ataklığı, cüretkârlığıyla.

Anadolu-Yunan söylencelerinde güneş arabası sürücülerine ‘phaeton’ denirmiş, fayton sözcüğü de şiirli bir yerlerden geliyor işte böyle. Güneş arabasının atlarını şahlandırıyor Fazıl Say. Kökten dallara yürüyen sular gibiyim artık. İkinci kitabım ‘Senden Öğrendiğim Şarkılar’ı yayımladığımdan beridir, yani tam sekiz aydır tek bir dize yazmamanın gerginliği, pimi çekilmiş bir el bombasının nicedir kafamın duvarlarına çarpıp duruşu, infilak için beklediğim o büyülü dokunuş. Bundan sonrasını biliyorum: Yüzlerce yolda aynı anda akıp giden binlerce aracın sesi. Uğultu. Uykusuzluk. Akıl kamaşması. Vecd. Ne yazacağımı bile bilmiyor gibiyken kendini yazdıracak şiir.

William Butler Yeats’in ‘Kelt Şafağı’na uzanıyor elim. Böyle zamanlarda sorgulamadığım, emrine amade olduğum, her şiir öncesinde şiirin acemisi elim. O kitaba uzanmışsa, bir hikmeti vardır. Rastgele açacağım ilk sayfada muhakkak bir işaret gizlidir, okuyorum: “Adamın biri atlı bir arabaya binerek kundura kutusundan yapıldığı belli olan bir keman çalmaya başladı ve müzikten hiç anlamasam da sesler içimi çok garip duygularla doldurdu. Altın Çağ’dan gelen bir ağıt yakarısı duyuyordum sanki. Kusurlu ve tamamlanmamış olduğumuzu, ustalıkla örülmüş bir örümcek ağı değil, birbirine düğümlenip köşeye atılmış bir ip yığını olduğumuzu anlatıyordu.”

Kundura kutusu. Kundura sözcüğünün masumiyeti. Ayağında kundura...Sonra, ‘ayağında kundura’yı söyleyen türkücünün ve Türkiye’nin değişimi; kundura kutusunun en pahalı ayakkabı kutusuna, onun da, içinden çıkan milyon dolarlarla Pandora’nın kutusuna dönüşmesi.

Bir bebek ölüyor bu arada. Kırk günlük bir bebek. Soğuktan, zatürreeden ölüyor. Adı: Ayaz! Yattığı odanın pencere camı kırık. Bozkır soğuğunun kemirdiği körpe ciğerleriyle. Henüz kırk günlük. Değil kundura, patik bile giyemeden. Düğümlenip köşeye atılmış bir ip yığınından bile değersiz. “İki tür müzik vardır” diyor Fazıl Say, “birisi, melodisi güzel olan...diğeri, anlatıma yönelik...” Ayaz’ın müziği hangisi?

Ayazda bir yüreğim şimdi ve daima. “Her yer taksim her yer direniş!”, haykıran bir yürek. Yine de hep bir ‘hüzün gondolu’nda. Kitabının adı belleğimde ışıyınca Tomas Tranströmer’e uzanıyorum, elbet sebebi vardır, açtığım ilk sayfadadır, orada:  “Kara bir günden sonra Haydn’ı çalıyorum / yalın bir sıcaklık kaplıyor ellerimi./ Tuşlar istiyor. Hafif çekiç vuruyor. / Tınlamalar yeşil, canlı ve sakin. / Tınlama özgürlük denen şey vardır, diyor / ve birisi imparatora artık vergi vermiyor. / Ellerimi Haydn ceplerime sokuyorum / ve dünyayı fütursuzca izleyen birini taklit ediyorum. / Haydn bayrağını kaldırıyorum- anlamı: / “Teslim olmuyoruz. Ama barış istiyoruz.” / Müzik, taşların uçtuğu, taşların yuvarlandığı / camdan ev yokuşun altındaki. / Taşlar evi boydan boya geçiyorlar / tek bir çerçeve kırılmıyor ama.”

Dünyayı Fazıl Say’ın gözlerinden gördüğümde hissettiğim özgürlük. Bana şiiri bahşedecek olan bu, anlıyorum. En güçlü, en vazgeçilmez, en sakındığım duygum. Yuvarlanan taşların tek bir çerçevesini bile kırmadığı  yokuşun altındaki camdan ev: Müzik...O evde yaşıyor Fazıl...O evde yaşıyorum. Teslim olmayacak gücümüz var. O güç barış getirsin istiyoruz dünyaya. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, dayanışma.

Schubert’in Heine’ye, Debussy’nin  Baudelaire’e, Verlaine’e, Hugo Wolf’un Goethe’ye, Pierre Boulez’in Mallarmé’ye, Char’a bakışından haberdar mıyız ki bestecimizin şairlerimize bakışıyla ilgileneceğiz, dünyanın neresindeyiz, bunu sorguluyorum sonra…İlk kez İngilizce şiir besteliyor Fazıl bugünlerde, Edgar Allan Poe’nun bir şiirini…Bunu duyunca Poe okuyan, onun şiirine ilgi duymuş besteci Olivier Messiaen’i merak eden kaç kişi varsa onlarla kuracağımız ülkenin yurttaşı olmayı hayal ederek, şiiri beklerken hep yaptığım gibi, müzik dinliyorum. Bu kez, Fazıl Say bestesi “İnsan İnsan”. “İnanç nedir şimdi bildim” diyen sesini Güvenç Dağüstün’ün, “İnanççç” gibi, kanatırcasına söylenmiş gibi duyuyorum. Ben duyayım diye söylenmiş gibi. Bir tapınakta, bir melek, insan suretine bürünmüş gibi.

Yeni Cami’nin karşısındaki camiyle yaşıt çınar ağacını düşünüyorum, kazılar nedeniyle kuruttuğu, ‘muhafazakâr’ iktidarın. Cami avlusuna büyük beton saksılar içinde konulan on dört palmiye ağacını düşünüyorum! ‘Muhafazakâr’ların sevmediği Fazıl Say, Türk müziğindeki ara sesleri yakalamak için piyanosunun tellerini kapatarak çalıyor, o ağaçlar kurutulup, yerlerine köksüz palmiyeler getirilirken. Mozart’ın Prag Senfonisi’nin, Haydn’ın Londra Senfonisi’nin yanına İstanbul Senfonisi’ni ekliyor; her yer, kafalar da, betonla kaplanırken. Kudümün-bendirin-darbukanın neredeyse şef kadar önemli olduğu, bu topraklara özgü 13/8’lik ölçünün de kullanıldığı; timpani gidiş-gelişleriyle tarikatın-zikirin, flüt-obua-klarinet-fagot sesleriyle adalar vapurundaki genç kızların, Tamburi Mustafa Çavuş’la-Ulvi Cemal Erkin’le-umulmadık akor değişiklikleriyle yedi tepeli şehrin dünyaya duyurulduğu; bir tren yolculuğunda rayların tıkırtısıyla hayallere dalıp gitmişken atonal makas değişiklikleriyle kendimize geldiğimiz olağanüstü bir eser armağan ediyor insanlığa.

Bir yenilgiye dönüp baktıkça duyulan kırgınlığın, görevimizi yerine getirememekten doğan kederin, kaybedilen zamana isyanın müziği.

Ağıt değil; romantik, agresif bir yakarış: Fazıl Say!

Anadolu ile kâinatın sentezi.

Şiirin esin perisi:

Onur Behramoğlu'nun diğer yazılarını okumak için;

"Direnenler'in Rabia'sı"

"Kardeşim Hristo; Yaralarını Sözcüklere Sararak Direnenler"

"Bende Beni Aşan Kudret; Panik Atak..."

"Bazen Üzümü Atlayıp Şaraba Geçer Gibi Gider Güz... (Sezai Karakoç'la Sabah Çayı)"

"Bir Bayram Sabahı Çocuk ve Allah"

"Genç Şaire Mektup"

"Beşiktaşk"

 


Kapak tasarımında kullanılan tasarım Fazıl Say'ın Dortmunt Konzerthaus'da verdiği konsere ait afiş/görsel tasarımdır.

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri