14
Ocak

Denizi görmemeye mahkûm edilmişler ülkesi

14 Ocak 2014 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Üçüncü sınıftayken 12 Eylül gelmiştir üzerine, Cengiz’i işkence tezgâhına çekmiştir haliyle; Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bütün sorunların hesabı ondan sorulmuştur. Cengiz itiraf etmemiştir sorunlara nasıl yol açtığını ama o günden sonra unutmayı unutmuştur. Okuduğu bütün kitapları ağır bir yük gibi kafasında taşımaktadır artık; her sayfasını, her virgülünü, her noktasını tastamam hatırlamaktadır. İşkencede verilen elektrik, Cengiz’in hafıza silme kartını bir daha tamir edilmeyecek bir biçimde bozmuştur.

 

Orhan Gökdemir

Cumartesi veya Pazar sabah erken saatlerde arar. Karadeniz’in o tempolu ve heyecanlı şivesiyle konuşur. Bazen kelimeler birbirine karışır, hangisinin nereden başladığını şaşırırım. Bazen Nietzsche ile başlar konuşma, oradan Kant’a ve Marks’a uzanır. Bazen, Karadeniz’in bir kasabasında sabah yağmış yağmurun fındık yaprakları üzerinde bıraktığı çiğ tanelerinin içinden geçen ışığın bizdeki iş düşümleri üzerine uzun bir analizle devam eder. Her sohbet mutlaka Türk aydının dramı-trajedisine bir uğrar; sosyal değişme kuramlarından şairlere geçen köprü ise her zaman kalabalıktır. İyileşmektedir iyileşmesine ama mutlaka ilaçları da bırakana kadar içmek gerekmektedir. İlaçlar bırakılınca kesin düze çıkılacaktır; sorun sadece ilaçların bırakılma tarihinin belirsiz olmasındandır.

Cengiz Türüdü’yü siz bilmezsiniz. Benim köy öğretmenimin çocuğudur. O çocuk, Karadeniz’den kalkıp Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kapısına dayanmıştır vakti zamanında. O kapıdan girmekle kalmamış, kütüphanesini de kafasında depolamıştır. Üçüncü sınıftayken 12 Eylül gelmiştir üzerine, Cengiz’i işkence tezgâhına çekmiştir haliyle; Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bütün sorunların hesabı ondan sorulmuştur. Cengiz itiraf etmemiştir sorunlara nasıl yol açtığını ama o günden sonra unutmayı unutmuştur. Okuduğu bütün kitapları ağır bir yük gibi kafasında taşımaktadır artık; her sayfasını, her virgülünü, her noktasını tastamam hatırlamaktadır. İşkencede verilen elektrik, Cengiz’in hafıza silme kartını bir daha tamir edilmeyecek bir biçimde bozmuştur özetle.

Ne sakıncası var diyeceksiniz… Çok. Çünkü Cengiz, unutamadığı için yeni kitap da okuyamamaktadır. Okumaya kalkıştığı her an büyük sorunlar yaşamakta, tıbbi müdahaleye ihtiyaç duymaktadır.

Küçük kardeşi Orhan benim yaşımda, adaşız. 12 Eylül onu 10 yıldan fazla bir süre hapishanede tuttu. Bir cinayetin faili olduğu iddia ediliyordu. Sonra aynı cinayetten bir başka kişinin yargılanıp hüküm giydiği anlaşıldı. Pardon bile demeden saldılar Orhan’ı. Şimdi bembeyaz saçlarıyla dolaşıyor özgür özgür; görünüşü de, aklı da o 10 yılı yaşanmamış kabul ediyor.

“Ninnak” ailenin kız kardeşi. Ninnak da yattı 5 yıl kadar ki ne ile suçlandığını kimse hala bilmiyor.

Şinasi lisede, Turgut ortaokuldaydı 12 Eylül darbesinin yapıldığı gün. Şinasi yakalayıp içeri tıktılar, Turgut için “aranıyor” ilanı çıkardılar. Öğretmen baba, dayanamadı olup bitenlere, Turgut’u yakaladığı gibi karakolun yolunu tuttu. Polisler şaşırdı baba-oğlu görünce, “buyur amca ne derdin” var dediler. Baba, “aradığınız teröristi getirdim, size zahmet olmasın” dedi, Turgut’u orada bırakıp gitti.

En trajik olanını en geriye bıraktım; Recai var bir de. 12 Eylül’ün öngünlerinde sıradan bir lise öğrencisiydi, elbette sıkı bir devrimciydi de. Yağ kıtlığı vardı o zamanlar, stokçuluk alıp başını gitmişti. Recai arkadaşlarıyla birlikte kasabanın vicdansız stokçularından birini deposunu patlattı. Halka duyuru yaptı, yağları bedava dağıttı. Yağları alan halk çocukları yağladı, dualar etti. Ama depo sahibi Recai’yi adamlarına vurdurttu. Recai o günde bu yana beynini kemirip duran bir kurşunla yaşıyor. Kurşun hareket ettikçe Recai’nin ruh durumu da gidip geliyor.

Baba öldü, anne hayatta. Cengiz ve Recai, İstanbul’un yeni çıkma semtlerinden birindeki bir gecekonduda, bahçedeki tavuklarla birlikte yaşıyor. Az uyuyor ikisi de, çok sigara içiyor. Çevredekilere bakarsan bu iki orta yaşlı delikanlı biraz deli, bana sorarsanız, 60 yıllık tarihimizin en aydın hali…

O kasabada herkes bu çocuklara bayılmaktaydı Kenan Evren ve şürekâsı aksini söyleyene kadar. 12 Eylül’den bir gün sonra, o çocuklara dua eden kasabalılar karakolun önünde sıraya girdiler “terörist” diye gammazlamak için.

Acımasız bir aydın kırımı ile başladı her şey. Sonra Kenan Evren’in silindiri geçti ülkenin üzerinden, sildi hafızasını bir daha geri gelmemek üzere.

12 Eylül Utanç Müzesinden

 

O Karadeniz kasabasında, kendi çocuklarını gammazlama utancı dolaşıyor hala elini kolunu sallaya sallaya. Muhafazakârlaşıyorlar haliyle. Ama öyle bir bedel ödetti ki tarih onlara, denizle arasına koca bir otoyol sokup, denizi görmemeye mahkûm etti sonsuza kadar.

İmamlar arasında kaldıysak şimdi, işte o günlerin bakiyesidir.

Ama hala umutluyum ben; çünkü bu ülkenin esra-cengiz yanıdır Cengiz. Herkes yapılanları unutsa Cengiz unutmaz!

 

 

Orhan Gökdemir'in diğer yazılarını okumak için;

"Zenciler Kötü Kokar Çünkü Üzerine Beyaz Adamın Kokusu Sinmiştir"

Dinler Tarihinde Senkretik Haller/ Dindar Nesile Din Bilgisi Dersleri

Sisler Ülkesi; Komitas'ı Bilir misiniz?

Aşık Bir Çocuk Olarak Doğdu Neşet Ertaş ve Aşık Bir Çocuk Olarak Öldü

Siber Direniş Örgütü; Redhack


Sayfa tasarımında kullanılan illustrasyon Bjorn Pretzel'e aittir.

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri