10
Ocak

"Umut'un Umudu..."

10 Ocak 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Oyundan çıkan her izleyici Yavrucuk’un oyunuyla, ışığıyla, yüksek ve enerjik performansıyla büyüleniyor, şaşırıyor ve fazlasıyla tatmin oluyor. Ancak oyuncunun esir alan müthiş ışığı ve performansının dışında bir kere bile sahici bir sarsıntı yaratamayan metin, transları konu alan Umut karakteriyle her gün ölüm kalım, zulüm, baskı ve fazlasına maruz kalan insanları klişeye kurban ediyor.

                                         

Şenay Tanrıvermiş

Ebru Nihan Celkan'ın yazdığı tek perdelik tiyatro oyunu Sumru Yavrucuk yönetmenliğinde ilk kez Aralık 2012’de sahnelenmeye başladı ve bu yılda Kumbaracı’da oynamaya devam ediyor. Yavrucuk aynı zamanda tek kişilik oyunun transseksüel karakteri Umut’u canlandırıyor ve usta oyuncu bu rolle 2012’nin en önemli kadın oyuncu ödüllerini toplamış bulunuyor. Dolayısıyla bol ödüllü, usta ve popüler oyuncunun performansı bu yıl daha büyük bir ilgiyle zaten küçücük olan salonu tıklım tıklım dolduruyor. Gerçekten oyundan çıkan her izleyici Yavrucuk’un oyunuyla, ışığıyla, yüksek ve enerjik performansıyla büyüleniyor, şaşırıyor ve fazlasıyla tatmin oluyor. Ancak ne yazık ki oyuncunun esir alan müthiş ışığı ve performansının dışında bir kere bile sahici bir sarsıntı yaratamayan metin, transları konu alan Umut karakteriyle her gün ölüm kalım, zulüm, baskı ve fazlasına maruz kalan insanları klişeye kurban ediyor. 

Transseksüel Umut’u erkek değil de bir kadın oyuncunun canlandırması kafaları karıştırıyor ve izleyici aslında Sumru Yavrucuk’un performansını nasıl değerlendireceğini, daha doğrusu değerlendirip değerlendiremeyeceğini bilemiyor. Böylece izleyici cinsiyet koşullanmalarıyla oluşmuş kalıp yargıları sorgulamak için zorlayıcı bir izleme deneyimine itilmiş oluyor. Seyircinin itildiği yeni ve yabancı izleme alanı çok yasaklı, zorlu ve fazlasıyla kilitli olduğu için verimli ve kıymetli bir düşünsel yolculuğu vaat ediyor. Ancak yolculuk boyunca yeni, yabancı, farklı ve derinlikli bir şey söylenmiyor maalesef. Sanki makyaj, kostüm ve altı fazla açıkça çizilen bir cinsiyet ilanı dışında seyirciyi vaat ettiği az bilinen, az görülen insanların dünyasına götüremiyor oyun, hatta konunun yanından geçtiğine bile zor ikna ediyor. Aslında Umut anlatıyor açık açık ama anlattığı bir şey yok ve sır verir gibi anlattıklarını zaten bilmeyen yok! Tabii Umut’un kendi kendini deşifre ve ilan edişindeki yüzeysellik ve adeta bilgilendirme yapar gibi duygu, düşünce ve hayatını anlatmasına ikna olunamadığı gibi oyunun hiçbir sürprize izin vermemesi ve merak edilecek bir şey bırakmaması da cabası!

Tamam, her oyun sürprizli olmak zorunda değil ve sadece bilinen ya da bilindiği sanılan bir konunun duygu, düşünce derinliklerine girilmesi de bir oyun için fazlasıyla yeterli olabilir. Ama bir türlü oyunun ilan ettiği konu anlatılamıyor, ya da yeterince yetmiyor. Ayrıca bırakın transseksüel olmanın bitmez tükenmez sıkıntılarını, ölümle burun buruna ve mücadelenin her türlüsüyle iç içe bir yaşamın dayanılmaz ağırlığını sıradan bir hayat kadının reddedilmesi ve dışlanması bile yeterince verilemiyor ya da verilmiyor. Oyun daha çok star bir oyuncunun virtüöz tekniğini, zekasını ve yaratıcılığını şova dönüştürdüğü bir performans olarak tatmin ediyor ancak içerik herkesin bildiği klişeler toplamından oluşuyor. Bir iki argo sözcük, iki üç farklı şive, ağlamaklı acıklı birkaç tirad atarak transseksüel bir seks işçisinin var olma sıkıntısı anlatılabilir mi? Ya da bu kadarını zaten herkes bilmiyor mu? Bilinenin, görülenin, duyulanın ve hep aynı şekilde tasvir edilenin içine biraz girilse ve klişeler pekiştirilmese iyi olmaz mıydı?

Oyun, bir şeyler söylemek için değil de yüzeysel bir duyarlılıkla Sumru Yavrucuk'un samimiyetine ve kabiliyetine yaslanarak popüler bir konu sömürülüyor gibi hissettiriyor sonunda. Dahası ilk başta akla gelen bu oyunu neden bir erkek değil de kadın oynuyor sorusu oyun bittiğinde açıklanmış oluyor; bir oyuncu performansı sunuluyor, büyüleyici, hipnotize edici bir şov yapılıyor!

Dolayısıyla metin olarak yarattığı anlamlar translar için incitici değil mi? Bedene sıkışmış ruhları anlatmak için kullanılan enstrüman bir kadın bedeni olunca ve söylem basitten öte ezberlenmiş ve çalakalem yazılmış bir dram olunca oyuncunun yüce performansı anlamı azaltmıyor mu? Transların acı dolu yaşamlarıysa mesele, anlık seyirci avlama zaferiyle anlam ziyan edilmiyor mu? Anlatılan hikaye de trans olmanın sıkıntısı hayat kadını olmak seviyesine indirilip orada boğulmuyor mu? Neticede oyun müthiş bir sihirbaz performansı olma başarısına takılıp orada şarampole yuvarlanıp ölmüyor mu? Translar için tek başarılı ismin Bülent Ersoy ilan edilmesi ve bu anonsun defalarca tekrarlanması, yanlışı büyüterek yaşamı sahneye taşınan insanları küçültülmüyor mu? Elbette anlık duygusal yükselmeler ve alçalmalarla oyun çok etkileyici patlamalar dolu ancak tüm doruk noktalarından klişe ve yüzeysel saptamalarla mesajlar kaybolmuyor mu?

Örneğin asker baba metaforuyla temsil edilen egemen iktidar, devlet, sistem ve her koşulda dinleyen dokunaklı anne miti bıktırmadı mı? Bıktırmanın da ötesinde gerçek çok daha komplike, zor ve alengirli değil mi? Oyuna göre trans olmak eşittir hayat kadını olmaksa bu oyun transları anlatmak adına yapılan kocaman bir tekrar değil mi?

Sumru Yavrucuk’un büyüleyici oyunculuğunun altını çizerek ve hak ettiği ödüllerin az bile olduğunu hatırlatarak görmek gerekir ki, konunun ciddiyetine, önemine ve büyüklüğüne insafsızlık yapılıyor. Oyuncu kusursuzdan öte, oyun sıradan da kötü ve mesele gayet çetrefilli bir evren olunca sonuç sadece bir oyunculuk performansı olarak görülüyor. Örtüşmeyen konu ve oyuncu denklemi ise yeni bir söylem yaratmak yerine maalesef sorun oluyor.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri