09
Ocak

Şiirdir yaranın iyi tarafı...

09 Ocak 2014 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

“Bir yaranın iyi tarafı olur mu? Benim için olmuştur,” der Cemal Süreya. Şiirdir yaranın iyi tarafı. Bazılarıyla bakışlarımızın benzemesinden duyulan mutluluk. “Şiirdir kişiyi kurtaran bu karanlık, bu yalnızlıkla, berbatlıklarla dolu evrende. Bir de sevgiler kurtarabilir. Kuş kanadı, at soluğu, ana sütü...” der.

(Onur Behramoğlu’nun Remzi Kitap Gazetesi’nde yayınlanmış yazısıdır)

 

Onur Behramoğlu

Cemal Süreya’yı yazamadım bugüne dek.

İki türlü yazamamak bu. İlki, gözlerinde kendi gözlerimi görüp (“iyi çocuksun; tuhaf çocuksun; ağzını burnunu tıkasalar gözlerinle soluk alırsın”), yaşamının kimi kırılma anlarıyla (“yırtılan ipek sesiyle”) kendi yaşamım arasında benzerlikler bulmaktan. İkincisi, ezberlenmiş birkaç dizesinin sıralanmasıyla anlaşıldığı sanılan şairin hiç de kolay anlaşılır olmadığını düşünüp, ona tekrar tekrar başlamaktan.

İlk kitabım ‘Asit ya da İksir’in adı, bir yerde, uzak bir çağrışımla Hâşim’in düşülkesi ‘O Belde’ye bağlanırsa (“Bir yalan yer midir veya mevcûd”), bir yerde de Cemal Süreya’dır: “Çünkü Ali’yi dirilten iksir de saklı / Hasan’a sunulmuş ağuda”

Beş yüz bin kişinin yerinden yurdundan edildiği 1930’larda Erzincan’dan Bilecik’e (“bir serçe kente”) sürgünü yaşayan Kürt çocukla, 1980’lerde batıdan doğuya sürgünü yaşayan sol görüşlü aile çocuğunun bakışları benziyor demek. (“Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani, / Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı”) Henüz yedi yaşındayken annesini kaybeden bir çocukla, enfarktüs geçiren annesini kaybedeceğini sanan aynı yaşlardaki çocuğun bakışları benziyor. (“Bu ipi kimse için gezdirmiyorum / Bir kere asılmıştım çocukluğumda”) Belki müfettişlik deneyimlerimiz de karışmıştır onlara: Derinleşme isteği, yanlışı düzeltme duygusu (“Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, / Bir yanlışı düzeltircesine açmış”), sıkı disiplin, yalnızlık. İş bulmadan, her şeye meydan okuyarak, unvanları bırakabilmek buluşturmuştur bizi. Onun hiç vazgeçmediği, ilk gençlikte benim de sayfalar dolusu yazdığım aşk mektupları, “sevmek ne uzun kelime”, öğretmiştir. Tutkunu olduğumuz Dostoyevski, aynı giderilemez kederi yüklemiştir bakışlarımıza. (“Ölüm bir kafiye arayabilir / Ak gömleğinde”) Kadınlar, kıvılcımları. (“N’olur ağzından başlayarak soyunmaya / Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme”)

“Bir yaranın iyi tarafı olur mu? Benim için olmuştur,” der Cemal Süreya. Şiirdir yaranın iyi tarafı. Bazılarıyla bakışlarımızın benzemesinden duyulan mutluluk. “Şiirdir kişiyi kurtaran bu karanlık, bu yalnızlıkla, berbatlıklarla dolu evrende. Bir de sevgiler kurtarabilir. Kuş kanadı, at soluğu, ana sütü...” der.

“Aşkın, yani cesaretin, yani kavganın...” Çok çalışmalı Cemal Süreya’ya, en çok da bu sözler ışığında. Aşk, yani cesaret, yani kavga. Şiirin eşkıya güzelliğini düzyazıya taşımak da onda (“Ağır ol Bay Düzyazı, / Sen ancak uçağa binebilirsin!”), Şeyh Galip’le Apollinaire’i buluşturmak da, kimselerin tanımadığı en genç şairi izlemek de. “Ün, türlü koşullar içinde koşuyu kazanan attır. Efsane, koşuyu kaybetse de koşuyu sürdüren at. Zapata’nın atı.”

Bir yazısında Neruda’dan alıntıladığı şiir tanımı, ondan ödünç alıp şiirimizin göklerine saldığı güvercinleri uçurur: “Güvercinin pençesiyle perçinlenen kusursuz bir şiir.” Öyle bir şiiri perçinler, güvercinler, güzeller Cemal Süreya: “Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz / Gökyüzünün o meşhur maviliğinde”, “Bacaklarının daraçısında / Bir tünek dalgın güvercinler için”, “Bir güvercin ben öldüğüm zaman / Nice hüzünlerden yaprak yaprak / Bir güvercin ben öldüğüm zaman”, “Barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına / Bu yüzden edep kuralı gözetmez Anadolu ermişi.” Divan şiirinde ‘gül’le kafiyeli olsun diye uydurulan ‘bülbül’ değildir bu, üzerine kitap yazılabilecek derinlikte ‘güvercin’ imgesidir.

Yine de imgenin ne olduğunu bir türlü anlayamayanlara ya da onu divan edebiyatının ‘mazmun’u sananlara gülümseyerek seslenir: “Başladı Afrikası uzun bir gece”, “Biz seviştik Süveyş kanalı kapanmıştı / Ellerimizin balıkları bütün kanallarda”, “İki alev gibi yürüdük sokaklarda / Ben mavi-kırmızı o kırmızı-mavi”, “Yine de yine de sevişirken / Kullandığımız her kelime / Hırsızın devirdiği eşya”

Kadınların en sevdiği şair. “Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını” diye sorduğundan mı? “Yıkıcı bir aşk bu / Yıkıyor milletin ortasına / Tutku yükünü” derken, “Biliyorsun kişi tutkularıyla / Yalnızlığını adlandırıyor o kadar” diyecek kadar, “Mutsuzluğa da var mısın?” diye soracak kadar dürüst olduğundan mı? “İnsan sevişirken bütün çağlarda birden oluyor, geçmiş çağların hepsini birden yaşıyor bugünle birlikte” derinliğinden mi? Ayakta durabilsin diye, aşk dizesini kadın adına da söyleme isteğinden mi? Sadece çok yakından bakılınca görülen güzelliği övmesinden mi? “Beni öp, sonra doğur beni”de acılarla duyulan sevgili anne, anne-sevgiliden mi? Eziyetler çekmesine sebep oğlundan söz ederkenki şefkatinden mi?

“Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum / Her nasılsa sokağa düşmüş / Kolumu kanadımı kırıyorum.” Başkasını değil, daima kendi kolunu kanadını kırmasından mı yoksa?

Yedi kırlangıç ömrü, altmış üç sene biçmiş kendine, yanılmış elbet. Aritmetik bilmez çünkü, “yeni bir hayatın acemisi.” Bir şeyin fiyatını soramaz, sorarsa almak zorunda kalacaktır sanki. Kadıköy İskelesi’nde babamla karşılaştığında, türlü işlerde çalışarak hukuk fakültesi’nde okuyan delikanlının cebinde ekmek parası bile olmadığını sezip, incitmeden harçlık veren “Cemal ağabey!” Geceleyin kalkıp belli etmeden üstümüzü örten biri varsa, işte onun elleri. “İlk kezmiş gibi buluştuğumuz, son kezmiş gibi seviştiğimiz” biri varsa, o.

Kendisini hastaneye götüren ambulansın parasını cebinden ödeyen parasız yatılı.

Devletin şairi Behçet Kemal, Cumhurbaşkanı Bayar’a şöyle tanıtmıştı onu: “Hani fan-fin-fon şairler var ya..”

‘Cemalettin Seber’ yazdırır adını, hastane kayıtlarına. Cemal Süreya’yı öldürmeye kıyamamıştır.

 


Sayfa tasarımında kullanılan illustrasyon; Anetalvanova Scars Project 1

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri