09
Ocak

Enver Aysever’in kaleminden Cemal Süreya…

09 Ocak 2014 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Güzel yüzlü bir kadın gördü mü, bir imge gibi, şiire döneceğine inandı mı o kadının, mektuplar yazmaya koyulur. Anlaşılır ki bu mektuplar adrese gitmez. Hem kadın dile gelir, hem şair. Aşk “aynı masada mektuplaşmak”tır, ömrü “kendi postacısı olan kız”ı aramakla geçer.

(Enver Aysever'in Remzi Kitap Gazetesi'nde yayınlanmış yazısıdır)

 

Enver Aysever

Kendinden usanmış, esrik geceler geçirmekten yorgun düşmüştür şair. Yenilgiler tarihidir yaşamı. Baştan başa kırık, yaralı. Kimseye mutluluk vermediğini fark eder. Saatlerdir aç kalmış bir bedendir taşıdığı. Gözünü yummak, şöyle serin, rahatlatıcı bir rüya görmek ister. Birazdan son adımlarını atacaktır İstanbul’a belki. Her olup biten şiire yaraşsın ister. Ne acayip bir adam olduğunu bilir, bazen utanır yaptıklarından.

Gönül kırıklığıyla dolu pek çok kadın bırakmıştır geride. Ne doğru dürüst ‘merhaba’ demeyi becermiş, ne yerli yerinde ‘hoşça kal’. Bir sürgün imgesidir Cemal Süreya. Gizlenmek zorunda kalarak geçen bir çocukluk… İyi bir mektebe düşerse kendini kurtaracağına inanan bir köksüz… Daha kucağına sığınmaya ihtiyacı varken, doyamadan ona, verir toprağa anasını. Dilinde Türkçe vardır da, kabullenmez Kürt soyundan geldiğini. Gizler! Gizlese de bunu isteyerek, tercih ederek mi yapar, yoksa yazgısı bastığı topraktan gelir de bundan mıdır dalıp gitmeleri.

Bir çocuk gibi desek yeridir. Bir imgeyi buldu mu değmeyin keyfine. Hesap kitap işlerinden anlar. Bitirir okulları. Müfettiş çıkar sonunda. Kıymetli bir sıfatı, itibar gören bir mevkii vardır. Düşer Anadolu yollarına. Namusludur ve böyle bilinir, kıvanç duyar bu sözü işitmekten. Terazisi tamamdır.

Kadınlar vardır yanı başında, oysa bir acemidir Cemal Süreya… Sevda sözlerini derli toplu söyleyemeyen ya da belki aşırıya kaçan, ardında yaralı kadınlar pahasına coşkusuna yenik düşen. Belki ayran gönüllü, der biri kabaca. Sahicidir duygularında, bunu şiirlerden görürüz. Bir yandan memleketi yazar, öte yandan sevdayı.

Şaşar yazar dostu Tomris Uyar “Git, dolaş bir erkek hiç mi gece dışarı çıkmaz,” der, o vakit aynı evi paylaşmaktadırlar. Tuhaf bir adamdır. İşten çıkıp eve gelmesi gerekince, dolanır kapı önünde. Zaman dolsun da, geç saat olsun, öyle bassın, diye zile. Şaşar kadın bu hale.

Ciddiyetle, takım elbiseli, kravatlı yapmaktadır işini Cemal Süreya. Görsen, bu adamdan şair çıkmaz, dersin belki, ama yepyeni bir imgedir o! Aklında bir gün çıkaracağı dergi, Papirüs vardır her zaman. “Ah bir zaman olsa da sadece edebiyatla uğraşsam” diye geçirir içinden. Papirüstür o, kollarını kanat olarak çırpmaya hazır.

Dostu yazar Muzaffer Buyrukçu her an yanı başındadır. Mektuplarından söz eder şair Süreya’nın. Güzel yüzlü bir kadın gördü mü, bir imge gibi, şiire döneceğine inandı mı o kadının, mektuplar yazmaya koyulur. Anlaşılır ki bu mektuplar adrese gitmez. Hem kadın dile gelir, hem şair. Aşk “aynı masada mektuplaşmak”tır, ömrü “kendi postacısı olan kız”ı aramakla geçer. Kadınları vardır. Kimi biyografisine girmez. Neden kimse Mübeccel İzmirli adını anmamaktadır? Oysa o; “Bir şey yemez içmezdi/Beslenirdi sadece/Küçük dargınlıklarla” demişti şiirinde. Sonra “Evleri oldu; güzel;/Elleri vardı ince,/Bizler rakı içerdik,/O, ecel şerbeti, damla,/Dostları için gizledi,/Çok daha önce ölmüştü/Çok daha önce yoksa” diye yazmıştır adı Mübeccel İzmirli olan şiirine…

Anılarını yeniden kurarak yaşamayı seven adamın adıdır Cemal Süreya. Neden silinmiştir kimi izler, aklına düşer meraklısının. Sonra “Üvercinka” çıkagelir bir yerden. Büyük başarılar, uzun tartışmalar ve çocukluktan gelen şiddetle birlikte. Büyük pişmanlıktır Cemal Süreya. Sert vurulan bir tokat, aniden girilen öfke nöbetleri ve ucu bucağı olmayan ve yanılgılarla dolu gelecek düşlerinin izcisidir o. Evlenir, başaramaz. Hır gür sürer. Oğlu olur, Memo! Tutkundur oğluna.

Görmez evladının zaaflarını. Daha çocuk mırıldanmaya başlayınca büyüklük görür onda. Memo şiir gibi konuşur onca! Memo bilge olacaktır. Memo büyük adam, şanlı şöhretli.

Moda’da küçük bir eve sığınır. Sevdiği kitapçı kadınla birleşmiş, yeni bir yaşam ister; dingin ve şiir dolu olsun, diye heves eder. Yazmaktadır. Meyhanelerde peçetelerden taşar bazen şiir, kimi zaman bir karalama gibi orta yerde. Henüz söylenecek söz vardır, yaşanacak zaman. Ama Memo saldırgan, Memo kindar, Memo öc alır gibi gelir peşinden babasının. Derinden gelen bir acının adıdır Cemal Süreya.

Sevmeyi, gülmeyi ve alay etmeyi de bilir elbet şair. Memleketi adım adım gezmenin deneyimini taşır yanında. Sözü taş gibi ağırdır. Yumruk gibi sert! Siyasal itirazları taşar kaleminden. Kendini esirgemez kavgaya girmekten. Darbenin memleketi ne hallere koyduğunu görür. Savrulan liberallerin halini önce o sezer. Meydan okur ve Özal’a bir çağrı kaleme alır. Der ki;

Dostu Buyrukçu’nun haberi yoktur, Turgut Bey itibar etmez bu davete! O günlerde herkesin kartvizitini yazmaktadır Cemal Süreya. “99 Yüz” diye koyulur yola, belli ki hızını alamaz. Herkes payına düşeni alır keskin kılıcından. Herkesi şemsiyesinden tanır.

Ne çok söz vardır edilecek ve yazılacak ne çok yüz… Memo durmaz. Saldırgandır. Zalimdir. Öfkeli, kindar. Görmezden gelir şair uzun süre. Sonra kaçmak ister oğlundan. Bir an olsun rahat vermez Memo. İntikam alacaktır Cemal Süreya’dan. Böyle bir gün evi basar. Yatağına bile el koyar şairin. Kapı dışarı edecektir neredeyse. Tekmeler, yumruklar babasını Memo. İlk sözcüğüne şiir dediği, oğul Memo! Zor atar kendini dışarı şair, vapurla geçer Kadıköy’den Cağaloğlu’na. Yüzü zifir karanlık, avurtlar çökmüş, sanki ruhu ölmüş gibidir. Tek lokma yemeden rakıya sarınır. Yanı başında Öner Ciravoğlu, Muzaffer Buyrukçu ve doktor Halil İbrahim Bahar vardır.

Hiç biri beğenmez halini. Ertesi gün gelir ölüm haberi. Hani şiirinde önce söylediği:

Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım

Ama ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir

Üstü kalsın

Eğer şairin kaleminden çıksaydı “99 Yüz” bir metin olarak nasıl yazardı kendini, bu soru hep askıda ve akılda kaldı. O yüzdendir sanırım Şemsiyesi Kayıp!

 


Kapak tasarımında kullanılan Cemal Süreya fotoğrafı Ara Güler imzalıdır. Şemsiye illustrasyonu Michael Vincent Manalo'a aittir.

Sayfa tasarımında kullanılan görseller Erdem Buyrukçu'nun arşivine aittir.

Cemal Süreya oğlu Memo ile birlikte; Yusufçuk Dergisi, 1980

İntahar önerisi; Yeni Yaprak, Kasım 1989

Son Gün Muzaffer Buyrukçu ile Cemiyet'te, 1990

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri