27
Aralık

Barış Atay ile Söyleşi

27 Aralık 2013 Yazar: Aykırı Akademi

 

‘Arka Sıradakiler’ dizisinin ‘Saffet’i Barış Atay 2012 yılının haziran ayında hükümete yazdığı mektupta “Siz Kimsiniz?” diye sorarak, kendisi gibi düşünen pek çok insanın duygularına adeta tercüman olmuştu. 'RedHack' soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan Atay , geçtiğimiz hafta katıldığı ‘Aykırı Sorular’ programında, “Cemaati de iktidarı da istemiyorum” diyerek sert eleştirilerine devam etmişti.

Atay’la sanatçı kimliği, muhalif duruşu ve devletin sanata müdahalesi üzerine söyleştik.

 

Söyleşi - Arya Su Altıoklar

 

Sanat Zaten Başlı Başına Muhaliftir…

Barış Atay her ne kadar Arka Sıradakiler dizisinden önce bir çok projede yer almış olsa da Saffet karakteri ile tanındı. Saffet izleyiciyle kendini bu denli sevdirecek bağı nasıl kurdu?

Arka Sıradakiler tanınmayan oyunculardan oluşan bir kadro ile yapıldı. İnsanların empati kurmalarındaki rahatlık bundan kaynaklanıyor. Aslında sizin de tanımadığınız bir insanı izliyor. Öte yandan Saffet karakteri sokakta yaşayan, ailesiz, çocuk esirgeme kurumunda büyümüş, herşeye rağmen dürüstçe konuşan, duygularıyla hareket eden bir adam olduğu için insanların Saffet ile kendilerini özdeşleştirmeleri zor olmadı. Saffet saydam bir karakter. Ben en önemli noktanın bu olduğuna inanıyorum.

Günümüzün önemli sanatçıları arasındasınız. Özellikle aktör, oyuncu sözcüğü yerine sanatçı kelimesini kullanıyorum. Bunun nedeni Barış Atay’ın sanatçı ruhundaki isyancı, sorgulayıcı yönünü oyunculuğuyla taşıması. Emek Sineması, Reyhanlı Patlaması ve Gezi Direnişinde Barış Atay hep bu sanatçı kimliğiyle ön plandaydı. Bir çok sanatçı sıfatı barındıran meslektaşınızın sizin aksinize bu olaylar karşısında sessiz kaldığını gördük. Bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle sanatçı tanımını kendi hayatımda yapmıyorum, "sanat ile ilgilenen kişi" bana daha doğru bir tanımlama gibi geliyor. Mesleki olarak kelimenin sonrasına “çı” eklediğimizde esnaflık durumu yaratmış oluyoruz. Meselenin özü bu geçtiğimiz 6-7 ay ile sınırlı olamaz. Sanat zaten başlı başına muhaliftir. Sanatla ilgilenen kişi de muhalefet eden kişidir. Bu insan sosyalist olsa da öyledir, bu insan şu an var olan iktidarın yanlısı da olsa öyle olmalıdır. Kendi düşüncenizden insanlar iktidarda olsalar bile onlara yandaşlık yapamazsınız, sorunları gösterirsiniz; fakat Türkiye’nin kendi sanatını yaratmakla ilgili bir problemi olduğu için ülkemizde "muhalafet yapan sanatçı" diye bir kavram oluşturabilmiş değiliz. Münferit olarak elbette ki muhalafet eden sanatçılar vardır; fakat bunu genele yayamıyoruz. 68-78 kuşağında yer alan devrimci oyuncular, müzisyenler, sanatla ilgilenen insanların var olduğunu söylememiz çok doğal; fakat 80 darbesinden bu yana 33 yıl boyunca bu denli büyük bir halk haraketi yaşanmadı. Sanatçılığın televizyonda izlediğiniz dizi oyuncularına indirgendiği bir dönemde bu halk hareketinin arasında oyuncuları görmek insanlar açısından “vay, bu oyuncu da Gezi’deymiş” gibi bir algı yaratmış olabilir; fakat ülkemizde "muhalif sanatçı" profili olmadığından iktidar tarafından gösterilen tepkiler bazı sanatçılarda korku yaratmış olabilir. Ben kimsenin korku eşiğinin tartışacak durumda değilim. Ben oraya Barış Atay olarak çıktım. Geziye destek verip, daha sonra geri dönmemeyi tercih eden ve hala aynı şekilde muhalefet yapan insanlar da oyuncular da müzisyenler de var. Bu da onların, bizim tercihimizdi; ancak her insanın bir korku eşiği vardır. Oyuncular sadece daha göz önünde oldukları için daha net görürünüler ama korkan bir öğretmen de olabilir, bir marangoz da… Bir oyuncu korkuğu zaman “geri dönüş yaptı” denmesi daha kolaydır; fakat tabi ki doğru olan o saatten sonra geri dönülmemesidir. Geri dönenleri de kendi vicdanlarıyla baş başa bırakmak lazım. 

 

Daha Çok Mektup Yazılmalı!

2012 Haziran ayında Türkiye’de yaşayan insanların ötekileştirildiğiyle ilgili hükümete karşı çok dikkat çekici bir mektup yazdınız. Düşüncelerinizi kaleme aldırtan son damla neydi? O mektubu yazdığınız gün içinde bulunduğunuz duyguları anlatabilirmisiniz?

O sırada yanlış hatırlamıyorsam Roboski Katliamı yeni olmuştu. Hükümetin ardı ardına toplumun her kesimine olan baskısı artık bende o kadar birikmişti ki… Beni en çok acıtan noktalardan biri de bu “ötekilik” kavramı üzerinden insanlara gidilmesiydi. Yazmış olduğum mektup o anın hezeyanıyla yazılmış, çok içten bir yazıydı. O yazı aslında isyan eden bir yurttaşın yazısıydı. Açıkcası o zaman insanların bu kadar sahipleneceği, okuyacağı bir yazı haline geleceğini düşünmemiştim. Gözaltı sürecinde bu mektup sanki ben çıktıktan sonra yazmış olduğum bir yazılmış gibi de lanse edildi. Daha sonra gerekli düzeltmeler yapıldı… Mektuptan daha çok dikkat çekici nokta şu; yıl 2013… Ve biz şu an aralık ayındayız. Benim o mektupta yazdığım hiçbir şey hala değişmedi. Hatta üzerine Reyhanlı, Gezi ve şu an yaşadığımız yolsuzluk hikayesi eklendi. Demek ki daha çok mektup yazmalı...

Tiyatronun, operanın, balenin kapatılmaya çalışıldığı günlerden geçiyoruz. Devletin halkına sanat, ilim götürmek en büyük görevlerinden değil midir? Bu yeni tasarı konservatuarlara yapılan başvuruları etkiler mi? Devlentin sanata verdiği desteğin düzenlenmesinin arkasında kurum içi yalnışların da payı var mıdır?

Devlet tabii ki sanatı halka götürmek zorunda olmasa bile bir şekilde desteklemek zorunda. Devlet destekli tiyatroların olduğu ülkelerde zaten devlet tiyatrosu ödenenekleri vardır. Devlet tiyatrosunun olmadığı ülkelerde ise her türlü sanat dalı için ciddi bir tiyatro ödeneği bulunur. Türkiye’de sanata olan müdahale bazen gündem değiştirmek için, bazen de gerçekten devletin sanatla olan ilişkisinin çok zayıf ve güdük kalmasından dolayı gerçekleşiyor. Günümüzde sanatı dizayn etme çabası var. Muhafazakar sanat diye bir tanım yapılıyor; ancak sanatın muhafazakarı olmaz. Belki muhafazakar bir estetik söz konusu olabilir… Sanatın bir çok birleşeni olduğundan, sanatı olduğu gibi muhafazakarlığa sürükleyemezsiniz. İsteyen tiyatroyu devlet desteği olmadan da yapmıyor mu? Yapıyor. Örneğin benim arkadaşlarımla kurmuş olduğum Emek Sahnesi bütün oyunlarını devletten herhangi bir yardım almadan yapıyor… Konservatuara başvuran yeni nesil elbette ki bu yeni düzenlemelerden etkilenecektir; ancak bunun çok büyük sayılara ulaşacağını düşünmüyorum. Sanatı da çok doğru algılamadığımız için konservatuara gelen belli bir kısım öğrenciler olayı televizyon olarak görüyor. Kurum içi yanlışların kapatılmayla ilintili olmadığını; ancak bahaneleştirildiğini düşünüyorum. Bizim en büyük yanlışımız tepkimizi geç vermemizdi, Emek Sineması ve peşi sıra gelişen olayların bize tepki verme konusunda hızlı olmamızın gerekliliğini öğrettiğini düşünüyorum.

 

İktidarın Sanatı Dizayn Etme Çabası…

Gezi Direnişi sırasında bir çok çarpıcı tespitte bulundunuz. Barış Atay olaylar sırasında hakkını arayan vatandaş ve sorgulayan sanatçı kimliğiyle oradaydı. Yaz aylarının bitişi ardından üniversitelerin açılmasıyla olayların tekrar başlayacağı ön görülüyordu ancak beklenen olmadı. Geriye dönüp yaşananları bugün değerlendirdiğimizde, yaşadığımız ve yaşattıklarımızın heyecanından sıyrılarak, Gezi sonrası Türkiye’de nelerin eskisi gibi olmadığını söylemek mümkün?

En önemli nokta şu; geziden önceki kadar rahat bir iktidar artık yok. Şu an ne kadar küçük olduğunu iddia edersek edelim yapılan her yanlışa ses çıkaran çok büyük bir kitle var. Gezi’de yaptığımız tespitleri benim gibi sokaktaki herhangi bir vatandaş da yapabiliyor; çünkü Gezi’yi hep beraber yaşadık. Gezi Direnişi’nin ve tespitlerinin bu kadar güçlü olmasının sebebi bu. Ben sadece bu tespitleri televizyon ekranlarında söyleme şansına sahibim; ama sokaktaki adam zaten yanındaki insanla bunu konuşabiliyor. Bundan sonraki süreçte “gezi ruhu” dediğimiz şeyin her türlü soruna ya da her türlü tepkiye riayet edeceğini düşünüyorum.

RedHack soruşturması kapsamında yer almanızdaki tek gerekçe RedHack’in sözcüsüyle aranızdaki ses benzerliği miydi? Sizce Gezi eylemlerinde yer almış olmasaydınız yine de bu sesinizle göz altına alınırmıydınız?

Dosyada var olan tek gerekçe gerçekten de sesimin benzemesiydi, bana bu şekilde söylendi. Ben bu olayın RedHack ile ilgili olduğuna inanmıyorum. RedHack operasyonunun da RedHack ile ilgili olduğuna inanmıyorum; çünkü RedHack’in her ne kadar geziden önce de eylemlerde bulunduysa da bu kadar ön planda olmasının nedeni Gezi’ye verdiği destektir. Bu saatten sonra özellikle muhalif kesimlerde yapılan herhangi bir cadı avının Gezi’den bağımsız düşünülemeyeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla soruşturma benim sokakta olmamla, Gezi’ye destek vermemle ilintili; çünkü aklıma başka bir olasılık gelmiyor. Bir insanı sadece sesi benzediği için alıp yargılamayı düşünmezsiniz. Ne yazık ki iktidar denilen aygıt her yolu deniyerek kendi dizaynını gerçekleştirmeye çalışıyor. Soruşturmada yer almam farkındalık yaratılması açısından etkili olduysa, ne mutlu bana… 

“Pensilvanya’da sessiz sedasız oturuyor falan ama vurdu mu sert vuruyor…Ne de olsa “hoca” tabi! Çırağın da had bilmesi lazım!” tweetinize değinirsek, yapılan operasyonları kendinizi 140 karakterle sınırlandırmadan nasıl değerlendirirsiniz?

Halktan biri olarak değerlendirmem gerekirse; bu durumu ahlaklının ahlaksızdan, güçlünün güçsüzden veya bir savunucunun gerçekten kendi halkının savunmak için karşısındakinden intikam alması olarak değerlendirmek mümkün değil. Burada bir çıkar çatısması var. Özellikle dershane ve cemaatin de evlerini kapsayan kızlı-erkekli konusunda hükümet operasyon sinyalleri vermemiş olsaydı böylesine derin bir ayrılığı kimse beklemiyor olacaktı. Fakat olaylar beklentilerin çok üstünde gerçekleşti. Bu durumda ne cemaat, ne de hükümet saf tutabileceğiniz ya da yan yana durabileceğiniz bir kesim değil. Ne yazık ki bu iki taraf çatışmamış olsaydı yine hiçbir şey ortaya çıkmayacaktı… İki güç çarpışırken, yani iki fil çarpışırken çimenler altta kalır mı? Kalır; ancak unutulmamalıdır ki ilk yağan yağmurda çimenler tekrar biter.

 


Barış Atay'ın mektubundan alıntı içeren resim facebook/dagyelim adresinden alınmıştır.

 

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri