24
Aralık

Onur Behramoğlu & Zeynep Altıok Söyleşisi

24 Aralık 2013 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Metin Altıok ile dertleşecek, söyleşecek, karpuz kavun yiyecektik, izin vermediler. Her kitabımda ona bir şiir adıyorum ben de. Ona...Metin amcama...

‘Gölgesi Yıldız Dolu – Metin Altıok Kitabı’ vesilesiyle Zeynep’le beraberim şimdi.

Onur Behramoğlu

 

-Yangın kavminden kardeşim Zeynep! Bizi yakmaya yeminli olanlar hangi kavimden, biliyor musun, tanıyor musun onları?

Tanımıyorum onları ben can Onur! Hiç görmedim öyle kara yürek 1993 2 Temmuz’una kadar. Hoş o zaman da tanımadım ama canımızı yaktılar. Bizler onları tanıyamayız. Öylelerine hiç yakın olmadık. Biz temiz insanların çocuklarıyız. Onlar, biz böylelerini tanımayalım diye yaşamlarını aydınlık yolunda yitirdiler. Onların karanlığıyla mücadele ettiler. Sonra karanlık bizim hayatımızı kapladığında da bu sefer onların sahipleri biz onları tanımayalım diye korudular, ödüllendirip kaçırdılar. Değil bize tanıştırmak, adalet önüne bile yaklaştırmadılar.  Zamanı gelince çıkartıp yeniden görevlendirmek üzere sakladılar. Nasıl tanıyacağız ki...

 

-“Din mi dediniz? Şiir dine karşı bile değildir.” Okuduğum en kısa-en yoğun-en çarpıcı meydan okuma, Metin Altıok’tan…Onun kızı, nelere-kimlere “karşı bile değildir”?

Tek karşı olduğum haksızlık, adaletsizlik. Kötü yüreklere karşı değil kapalıyım. Ama mücadeleden kaçmam. Yani karşı bile değil karşısındayım ayrımcılığın, kötülüğün ve omurgasızlığın.

 

‘Zor Zamanda Olmadık Yerden Çıkan Soğandır’ babam bana...

-“Şiirin ne olduğunu anlamak yine şiirle mümkün”. Şairi-şair babayı anlamak neyle mümkün, mümkün mü?

 O da şiirle mümkün be Onur’um. Uzun yıllar hem de küçük yaşta uzak düştük babamla. Ama o şiir gibi mektup yazar, şiir gibi severdi beni. Bana hitabı bile şiir sözcükleriydi sanki. “Erken olmuş yemişim, dalının yaralısı” diye sevilen biriyim. Babamın soluğu şiir kokardı. Zarif adamdı. “Soğan kadar şirin sözlerin var. / Sohbetimizde vazgeçilmez yerin.” diyen adamın kızıyım. Şiir yazamam ama şiirle bakarım ben de. O yüzden en çok kötü niyet yaralar beni.

 

-Babalar hep güçlü, hep en sağlam dayanak. ‘Kırpık Yün Parçaları’, ‘Havı Dökülmüş Sevincin’, ‘Rüzgârın Yırtık Yeri’, ‘Kanadı Kırık Bir Akşam’ diyen bir babanın gücünü nasıl hisseder peki, onun küçük kızı?

“Baktım bavulumda filizlenmiş bir soğan; / Nasıl girmişse girmiş, / Boy vermiş çamaşırlarımın arasından.” Zor zamanda olmadık yerden çıkan soğandır babam bana. Onun gücünü iyiliğinde bulurum. Acıyı bilmeyen paylaşamıyor. Babam acılı adamdı. Başkalarının dertlerinden içlenen, yıpranan bir güzel ve kırılgan yürek. Onu güçlü kılan bu. Tuhaftır, en ihtiyaç duyduğum anlarda bir mesaj gelir. Bir sabah dilimde bir dizeyle uyanırım. Bir tesadüf oluverir o gün. Onun gönderdiğine inanırım. Bu batıl bir inanç gibi değil. Bir his sadece.

 

-“Metin Altıok şiire başkaldırmıyor, sanki ona boyun eğiyor gibi.” Okuduğum en yalın övgü-eleştiri/eleştiri-övgü, Turgut Uyar’dan Metin Altıok’a… Belki de sadece sevgi, sahici sevgi, saf sevgi…Zeynep nelere başkaldırıyor, nelere boyun eğiyor?

Sadece sevgi, saf sevgi, sahici sevgi arayan ve bunu yaşamış, tatmış biri olarak sadece yalnızlığa boyun eğiyorum. Başkaldırıda yalnızlığa, sevgisizliğin yalnızlığına, en güvenip sevdiklerinin yanında yalnızlığa... Başkaldırıya ise boyun eğmem. Yalnızlığa da teslim olmuyorum, boyun eğiyorum diyelim.

 

Küçük Tragedyalar... Sözcükleri Çok Olanlar...

-‘Küçük Tragedyalar’, senin için yazıldı, sana adandı. Öylesine büyüklerini yaşamak zorunda kaldın ki, küçük tragedyaların oldu mu hiç, olabildi mi?

Küçük tragedyalar kazanımdır. Derin düşünmeyi, hissetmeyi sağlar. Büyüklerine dayanabilmeyi getirir. Daimi kırılganlıklar - bunu yersiz zayıflıklar diye düşünme- zerafet, hissedebilme ve baş edebilmeyi de getiriyor. Bir zaman geliyor küçükleri büyüklerinden daha derin, daha tamir edilmesi güç oluyor. Ben düşüncesizliklere, yanlışlara, zayıflıklara kırılmam. Bunlar herkesin başına gelebilir. Ama sevgisizliklere, hoyratlıklara kırılıyorum

 

-“Sözcükler nesnelere ne katar? / Çok düşündüm bunu” diyor Metin Altıok. Madımak sözcüğü örneğin, güzelim bir bitkiye Türkçede ne çağrışımlar katabilecekken, bugün ne anlama geliyor…Ya da, tülbent sözcüğünün nesnesine kattığı yumuşaklıkla, türban sözcüğünün nesnesine kattığı bir mi?...”Bir an önce gel buraya / Karpuz, kavun yiyelim” dediğinde şair, kızına böyle seslendiğinde, karpuzda-kavunda bir buluşma sevinci, bir hasretlik çınlıyor. Madımak merdivenlerinde babanın elinde tuttuğu nesneyi düşünüyorum sonra. O nesneyi, onu tutuştaki masumiyeti-naifliği-insanlığı karşılayacak sözcük bulamıyorum. Ben de şunu çok düşündüm: Bazı adamlar, duruşları, susuşları, bakışları; bir eli, bir nesneyi, bir düşünceyi, bir inancı sımsıkı kavrayışlarıyla ona ne katarlar?

Sözcüklerle işi vardı babamın. Sözlük okurdu mesela. Yeni sözcükler öğrenmekten heyecan duyardı. Nesnelere birşey katabilmek, imgeleri tanımlayabilmek, hisleri sözcüklere dökebilmek sözcük zenginliği ile olabiliyor. Şiir okumayan, sözcükleri bilmeyen adamlar sadece yakabiliyorlar güzelim sözcükleri ve onları bilenleri... Oysa sözcükleri çok olanlar, bunun acısını paylaşırken bile kelime seçiyorlar özenle, daha iyi tanımlayabilmek için.

 

Nefrete Uzak, Akıl ve Vicdana Teslim...

-“Şair, dile ve gerçeğe, bunların iç mantıkları dışında bakan kişidir.” Dili ve gerçeği, bir duygu mantığıyla yeniden kuran. Sivas gerçeğini hangi duygu mantığıyla yeniden kurdun, kurabildin mi?...”Şair Metin Altıok yakılarak öldürüldü” diyen gündelik dil, hangi imbiklerden geçti sende, hangi söze dönüştü?

Ben en derin kaybıma öfkenin iç mantığı dışında bakmaya  çalışıyorum. Öfkem büyük ama ona yenilmedim. Nefrete ise çok uzağım. Nefretle hareket eden, nefretle insan yakabilenlerden farklıyım. Akıl ve vicdana teslim oldum. Bununla beslediğim uzun bir mücadelem var. Bir de bende en olumlu dönüşümü paylaşma sağladı. Bir acıya, kendi kaybıma saplanıp kalmadım. Benzer acılar yaşamış insanların insanlığıyla daha da güçlendim. Toplumsal Bellek Platformu’yla yola çıkmak örneğin, bana yeni bir yol açtı. Mücadele en çok biz olmayan için olsun dedik.                           

 

- “Bir acıya kiracı” olmamak için, “yanlış iliklenmiş gömlekte bir düğmeyle iliğin gülünç çaresizliği”ne düşmemek için, “bir misilleme olmak için dünyaya”, ne yapmalı Zeynep, ne yapmalıyız?

“Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli. /Çok sevmeli öyleyse,çok söylemeli!” 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri