19
Aralık

Paris’in Arka Sokaklarından Beyoğlu’nun Arka sokaklarına Taşınan Masalsı Serüven

19 Aralık 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

SOKAK KIZI İRMA 

Ragıp Savaş – Füruzan Aydın – Emrah Eren ile Söyleşi

 

Bakırköy Belediye Tiyatroları oyuncuları yeni sezonda usta tiyatro adamı Haldun Dormen’in yönetmenliğinde neşeli bir müzikalle izleyici karşısına çıkıyor. 1960’larda ABD’li yönetmen Billy Wilder’ın romantik komedi türündeki filminden tiyatroya uyarlanan Sokak Kızı İrma, geceleri el ayak çekilince, uyuyan şehrin arka sokaklarında kendince yaşam süren karakterlerin maceralarla dolu hikâyesini anlatıyor. Türk tiyatro izleyicisinin Dormen tiyatrosunun ilk uyarlamasından aşina olduğu müzikal, 55 yıl sonra yepyeni bir düzenlemeyle seyirciyle buluşuyor. Müzikalin başrollerini paylaşan Ragıp Savaş, Füruzan Aydın ve Emrah Eren ile ‘Efkârlılar Kahvesi’nde’ keyifli bir söyleşi yaptık ve İrma’nın renkli dünyasına daldık.

 

Söyleşi - Işıl GEREK

 

Sokak Kızı İrma, ilk olarak beyazperdede izleyici karşısına çıkıyor ve Billy Wilder’ın sinema klasikleri arasına giriyor aslında. Hikâyenin etkisi o dönemde Türkiye’ye de ulaşıyor ve Türkiye’de yapılan ilk Batılı müzikal olarak Haldun Dormen imzasıyla tiyatro severlere sunuluyor. Projenin geçtiği süreçlerden bahsederek başlayalım mı?

Ragıp Savaş: Sokak Kızı İrma’nın ilk çıkışı, Irma La Douce adıyla sinema versiyonu. Ve benim gençliğimde bayılarak izlediğim filmlerden biriydi. Yıllar yıllar sonra bize sahnede oynamak kısmet oldu. Oyuna hazırlık aşamasında filmi aldım ve bir kere daha izledim. Üzerinden çok zaman geçmiş olmasına rağmen yine çok severek izledim. Ama tabii bizimki uyarlama, Haldun Dormen tiyatroya uyarladı, hikâye, Türkiye’de geçiyor ve Türk karakterler var.

 

Aslında bunu Haldun Hoca, ilk olarak 1961’de sahneye koyuyor ve müzikal büyük yankı uyandırıyor.

Ragıp Savaş: Evet, ilk olarak Dormen Tiyatrosu’nda sahneleniyor. O zaman Gülriz Sururi, İrma’yı canlandırıyor. Tabii o zamanlarda Türkiye’de çok fazla müzikal yapılmadığı için, Haldun Ağabey anlatıyor da kapı baca kırılmış izdihamdan ve yaklaşık bir sezon kapalı gişe oynanmış. Yani onlar için nasıl bir heyecan olduğunu tahmin edebiliyorum. O yıllarda bir tiyatronun müzikal yapması çok büyük bir olay. Haldun Ağabey, o yıllarda müzikal yapma cesaretini göstermiş ve bana göre şimdi müzikallerin vazgeçilmez ismi, en aranan yönetmeni. Bunu samimiyetle söylüyorum. 85 yaşında ama bizden çok daha genç ve inanılmaz enerjik, üç aylık prova süresince iki dakika oturmadı. Dolayısıyla tüm bu ilgiyi, övgüyü hak ediyor. Çünkü müzikalin farklı bir mantığı ve sahnelenme tekniği var. Bunu çok iyi özümsemiş bir yönetmen ve tiyatro adamı. Dolayısıyla biz de çok keyifle çalıştık.

Emrah Eren: Haldun Dormen, bir duayen. Soyadı ile anılan bir tiyatrosu var.  Sokak Kızı İrma da herkesin hafızasında anısı olan bir oyun. Ben 1992 yılında izlemiştim. O zaman 13 yaşındaydım. İzmir’e turneye gelmişlerdi. Gülriz Hanım, İrma’yı canlandırıyordu. O zaman sanıyorum 63 yaşındaydı. Ve bütün medya Gülriz Hanım’ın o yaşta İrma’yı oynamasıyla ilgili olarak çalkalanıyordu. O efsane beni de çok etkilemişti ve oyunu ben de izlemeye gitmiştim İzmir’de. Seneler sonra tiyatroda bu proje gündeme gelince çok heyecanlandım. Yani çocukluğumda izlediğim bir oyunun içinde yer alabilmek beni çok mutlu etti.

2013 versiyonunda hikâye, bu kez Paris sokaklarından Tarlabaşı sokaklarına taşınıyor. Nasıl farklılıklar ve yenilikler var metinde?

Ragıp Savaş: Aslında tamamen farklı olduğunu söyleyebilirim. İrma, yine İrma. İrma’nın babası ve annesi Türkiye’de birlikte oluyorlar ama sonra babası annesini terk edip kaçıyor. Bu sırada İrma doğuyor. Ayvalık’ta yaşıyorlar. Ve sonra bir şekilde İstanbul’a geliyor. Tabii tüm bu aşamalar sadece anlatılıyor. Hikâye, İrma’nın İstanbul’daki yaşamıyla başlıyor. O bir hayat kadını, yaşamını bu şekilde sürdürüyor. Hikâye, İrma’nın çalıştığı mahallede geçiyor. İrma’nın o mahalledeki arkadaşları ile aşık olduğu ve benim canlandırdığım Metin karakterinin başından geçen olaylar anlatılıyor. Metin çok kıskanç bir adam olduğu için İrma’yı başkalarıyla paylaşamıyor. İrma’nın başka adamlarla birlikte olmasına engel olmak için bir oyun buluyor ve Çetin karakterini yaratıyor. Ancak tek bir müşterinin olmasını kabul edebilirim diyor ve yarattığı Çetin karakteriyle İrma’nın birlikte olduğu ‘tek adam’ oluyor. Ama bu arada ona para yetiştirebilmek için çok çalışıyor ve kendini bir dizi maceranın içinde buluyor. Böyle danslı, müzikli, eğlenceli, seyircinin iki buçuk saat çok güzel vakit geçirdiği bir oyun. Bu yorum tartışılabilir, kimi bu halini yadırgayabilir ama ben olduğunu düşünüyorum.

 

Karakterlere değinelim biraz. Gülriz Sururi ile özdeşleşen İrma karakterini canlandırmak nasıl hissettiriyor size?

Füruzan Aydın: Ben bu oyunda yer alacağımı öğrendiğim zaman çok korktum. Gülriz Hanım’dan izleme fırsatım olmadı benim. İyi ki de izlememişim. Daha fazla korkardım. Ama beni rahatlatan Haldun Dormen oldu. Ben şimdiye kadar hiç bu kadar alçakgönüllü, centilmen, karşısındakini bu kadar önemseyen bir yönetmenle çalışmamıştım. O açıdan beni çok rahatlattı. Çok da keyifli bir prova süreci geçirdik. Ben, orijinal İrma’yı canlandırmıyorum tabii. Bu uyarlamadaki Tarlabaşı İrma’sı, sevimli bir fahişe.

Emrah Eren: Benim oynadığım karakteri Altan Erbulak canlandırmış seneler evvel. Allah’tan ben de ondan izlememişim. Yoksa ben de Füruzan gibi çok zorlanabilirdim. Benim oynadığım karakter, oyunun anlatıcısı. Bu biliyorsunuz, Haldun Dormen’in uyarlaması. Dolayısıyla anlatıcı da biraz daha yerel, daha meddahvari. Bu Sokak Kızı İrma düğününün kamberi. Her sahnede ve her olayın içinde var. Kılıktan kılığa giriyor. Bazen bir Laz uşağını, bazen yaşlı bir adamı oynuyor, bazen bir avukat kılığına giriyor. Kılıktan kılığa girerek oyunu seyirci için daha anlaşılır kılmaya çalışıyor.

Oyunun müzikleri Edith Piaf ile de çalışmış olan Fransız Besteci Marguerite Monnot’ya ait. 2013 yılındaki bu uyarlamada Fransızca bestelere sadık kalındı, öyle değil mi?

Ragıp Savaş: Müziklerde orijinallerine sadık kaldık, aslında belki müziklerin de uyarlanması gerekirdi ama öyle bir vaktimiz yoktu açıkçası. Oyunun müzik direktörlüğünü Tolga Çebi yaptı. Aslında şarkılar çok beğeniliyor. Biz burada seyircilere anketler yapıyoruz. O zaman bu şarkıların CD’si var mı diye soranlar oluyor, böyle talepler var. Ama bu biraz karmaşık bir süreç, albüm gibi basılması için telif hakları vb. bazı süreçlerden geçilmesi gerekiyor. Bir gün belki bu da yapılabilir gerçi neden olmasın.

 

Müzikal izlemek seyirciler açısından çok keyifli. Oyuncu olarak sizde durumlar nasıl? Müzikallerin yeri sizin için de ayrı mı? Müziğe ve şarkı söylemeye kişisel olarak da bir yatkınlığınız ve sevginiz var değil mi?

Ragıp Savaş: Yani bizim için müzikal oynamak hem de komedi oynamak çok keyifli gerçekten. Yani oyunun nasıl başlayıp bittiğini bilmiyoruz. Oyun da şu anda çok iyi gidiyor, kapalı gişe oynuyor. Tabii, oyunlar seyirciyle güzel. Dolayısıyla sahneye çıktığınız zaman dopdolu bir salona oynamak gerçekten büyük bir keyif. Ben, gerçekten şarkı söylemeye çok düşkünüm. Bunu geliştirmek için de çok çabalıyorum ve çalışıyorum. Çocukken başladı bu sevgi bende ve konservatuar yıllarında da devam etti. Dört yaşındayken anneanneme ufacık bir darbuka aldırmışım, onunla başladı her şey. Sonra bir pianikam ve akordeonum oldu. Sonra duyduğum her şeyi çalmaya başladım. Sonra ailem bu yeteneklerimin farkına varıp ders aldırdı ve konservatuarda da çok üzerine gittim.  Müziğe karşı feci bir hayranlığım var hala, dolayısıyla müzikal yapmak inanılmaz bir keyif veriyor. Müzikal, repliksiz oyun demektir aslında. Daha az replikli, daha çok şarkılı müzikallerin daha da çoğalmasını diliyorum.

Füruzan Aydın: Ben ilk defa canlı olarak bir orkestra eşliğinde şarkı söylüyorum. Çok heyecan verici olduğunu söyleyebilirim. Bu aynı zamanda beni çok zorlayan bir süreç oldu. Bu kadar kalabalık bir izleyici karşısında hem rol yapıp hem şarkı söylemek gerçekten kolay değil. Ama üstesinden geldim galiba.

Emrah Eren: Benim için de müzik tiyatrodan eskidir. 8 yaşından beri müziğin içindeyim. Enstrüman çalıyorum, şarkılar söylüyorum ama ilk defa bu kadar yoğun müzikli bir çalışmanın içinde yer aldım. Zaman, zemin, zuhur diyorum ben. 3Z kuralı. İlk defa bu oyuna denk geldi, çok da güzel oldu.

 

Bu kadar yıl geçmesine rağmen, oyunun hala bu kadar ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?

Ragıp Savaş: Bence oyun çok fazla oynanmadığı ve yıpratılmadığı için seyirci merak ediyor.   Çünkü Sokak Kızı İrma’yı izlememiş olsalar da hemen hemen herkes duymuştur, dolayısıyla bir merak uyanıyor insanlarda. Zaten gişe bazında baktığınızda da müzikaller daha fazla tercih ediliyor. Ne yazık ki artık seyirci çok soru soran, onu düşündüren ve yıpratan oyunları tercih etmiyor. Aslında bizim tercih ettiğimiz onların izlenmesi, ama maalesef insanlar daha çok eğlendikleri ve bir şey düşünmeden keyifli vakit geçirdikleri oyunları tercih ediyorlar. Bu yüzden müzikaller daha çok rağbet görüyor.

Emrah Eren: Bir kere bence bu markadan kaynaklanıyor. İrma büyük bir marka. İkinci marka Haldun Dormen. Üçüncü marka, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın 25 yıldır oluşturduğu kurumsal geçmiş. Bütün bu markalar birleşince, iyi ekip, iyi yönetmen, iyi oyun, hepsi bir araya gelince salonun boş olması imkânsız hale geliyor neredeyse.

 

Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın kemik bir izleyicisi de var aslına değil mi?

Füruzan Aydın: Evet yaptığımız işleri sürekli takip eden bir kitle var ama biz 6 sene Tersine Dünya diye bir oyun oynadık. Hep aynı seyircinin 6 sene boyunca bu salonu döndürmesi bana pek mümkün görünmüyor. O nedenle yeni insanlara da ulaştığımızı düşünüyorum. Ama daha fazla nasıl büyüyebiliriz? Biz turne yapabiliriz, merkeze açılabiliriz. Haftada bir falan farklı yerlerde bir temsil olanağı olsa ne güzel olur.

Son dönemde yaşananlara baktığınızda, tiyatronun geleceğine dair endişeleriniz var mı?

Ragıp Savaş: Benim hiçbir endişem yok. Yani hükümetin özelleştirmeyle ilgili aldığı kararı nasıl uygulayacağını merakla bekliyorum. Biz oyuncular, kendi aramızdaki sohbetlerde bu özelleştirme kararını bir yere oturtamıyoruz. Bunun ciddi bir hata olduğunu düşünüyorum. Devlet ödenekli tiyatrolar dünyada birçok yerde var ve burada da olur. Mesela bizim biletlerimiz dört lira. İzleyici, dört liraya gelip koskoca bir oyunu ve birçok değerli oyuncuyu izleyebiliyor. Dolayısıyla bu devlet sayesinde oluyor.

Yani devlet olmasa bu biletler kırk liradan elli liradan başlayacak. Dolayısıyla bu kadar çok seyirci de olmayacak. Devlet tiyatrolarının, devlet opera balesinin ya da genel anlamda devlete bağlı sanat kurumlarının derdest edilmesine, yeniden düzenlenmesine ben varım. Bütün sanatçılar buna var zaten. Çalışmayanların ihraç edilmesi, daha çok çalışır hale getirilmesi, bunlar düzenlenebilir. Ama özelleştirme deyince koskoca devlet tiyatrosunu kime vereceksiniz? Şirketlere mi? Dolayısıyla bu kararın nasıl uygulanacağını merakla bekliyorum. Tiyatronun geleceğiyle ilgili hiçbir endişem yok. Söylemler hep aynı, işte tiyatrolar bitiyor falan filan deniyor. Evet, özel tiyatrolar çok büyük sıkıntı içerisinde yine de bir şekilde üstesinden geliyorlar. Ama eğer iyi bir oyun oynuyorsanız, dağ başında da olsa seyirci mutlaka geliyor. Dolayısıyla işini iyi yapan tiyatro seyirci buluyor ve ayakta kalıyor. Ama bu devlet yardımları meselesinde birçok şaibeler var. Onların değerlendirilmesi lazım, ödenekler kime ve nasıl veriliyor, bunlara bakmak lazım. Ayrıca tiyatroya ya da genel anlamda sanata dokunmak hiçbir siyasinin yapmaması gereken bir şey. Akıllı bir siyasetçi sanata dokunmaz. Dokunsa da bu pozitif anlamda olmalı, bütün sanat dallarını zenginleştirmeye yönelik adımlar atılmalı. Çünkü sanata dokunduğunuz zaman birçok şeye dokunabilirsiniz. Ve bu dokunuşun geri dönüşü çok tehlikeli olabilir. Ama hükümetin çok yanlış bir şey yapmamasını umuyorum. Yaparlarsa bunun en büyük zararını yine kendileri görecektir diye düşünüyorum.

Emrah Eren: Evet, İstanbul’da başlayan ve tüm ülkede devam eden bir alternatif tiyatrolar dalgası var. Bu tiyatrolarda ben de zaman zaman işler yapıyorum. Ama Broadway olmadan, Off-Broadway olmaz. Dolayısıyla Broadway’i besleyen de, bizim gibi ekonomik durumu daha zayıf olan ülkelerde, devlet desteği ve ödenekleri. Yerel yönetimler, devlet bu ödeneği kestiği zaman, tiyatronun can damarını kesmiş oluyor. Aslında bu şekilde alternatif tiyatrolara da engel olmuş oluyorsunuz. Çünkü genelde aktörler burada yetişiyor. Yani oyunculuk buradaki büyük projelerde, büyük eserlerde, Shakespeare’de, Çehov’da ya da Brecht’te öğreniliyor. Küçük salonda 50 kişiye oynamanın hazzı bambaşkadır ama büyük salonda seyirciyle buluşmak apayrı bir tecrübe katıyor hem seyirciye hem oyuncuya. Bu tecrübenin bizlerin elinden alınması Türk tiyatrosunun köklerine balta vurmaktır.

 

Oyuncuların son dönemde gördüğü baskı ve hedef gösterilme konularıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ragıp Savaş: Yani bunlar maalesef, Gezi olaylarına dayanıyor. Ben hiçbir siyasi partinin taraftarı değilim. Olamam da şu anda. Çünkü benim görüşümü yansıtan bir siyasi parti yok. Ben gerçekten demokratik olan, insanların özgürlüklerine inanan bir parti bekliyorum. Gerçek anlamda, yalandan değil. Ancak böyle bir partinin taraftarı ya da takipçisi olabilirim. Dünyada ya da Türkiye’de diyelim, gerçek demokrasi olmazsa, ne sanat anlamında, ne ticaret anlamında, ne eğitim anlamında hiçbir şey doğru yolda gitmeyecek, buna eminim. Dolayısıyla demokrasi ve özgürlükten başka bir yol yok önümüzde.  Ve tabii ki sanatçıların söyleyeceği şeyler olmalıdır. Gerçek sanatçı hiçbir şekilde ideolojisinden vazgeçmez, çizgisini değiştirmez. Hapse de girse, kurumundan kovulsa da değiştirmez. Her şeyi göze almak zorundayız. Yarın daha kötü şeyler de yaşayabiliriz. Barış gibi, biz de gözaltına alınabiliriz ya da hapse girebiliriz. Bu üzülecek bir durum değil. Aksine bizim doğru yolda olduğumuzu gösteren bir şey.

 

Son olarak yeni projeler var mı? Sizi televizyonda ya da sinemada da görecek miyiz?

Ragıp Savaş: Bir sinema projemiz var onu konuşuyoruz, Mayıs gibi başlayacak bir proje. Dizi çekmekten çok yoruldum, bu şartlarda Türkiye’de dizi yapmak gerçekten çılgınlık. Ama maalesef yapmadan da maddi anlamda hayata yetişemiyoruz. Benim tek istediğim bir şey var hayatımda. Ragıp Savaş olarak çok basit ve dürüst bir hayat yaşamak istiyorum. Bunun için de çok büyük paralarda, hedeflerde gözüm yok.  Bugüne kadar çok çalıştım, hayatımı garanti altına alabilmek için çok uğraştım. Bundan sonra tabii ki güzel projeler olursa yine sinema ya da dizi düşünebilirim ama artık daha çok tiyatro yapmak istiyorum.

 

Sokak Kızı İrma, 2013-2014 sezonunda Bakırköy Belediye Tiyatroları, Müşfik Kenter sahnesinde oynamaya devam edecek. Programla ilgili detayları http://bbt.bakirkoy.bel.tr adresinden takip edebilirsiniz.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri