05
Aralık

Erbil’in Eserlerine feminist yaklaşım

05 Aralık 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Leylâ Erbil, novellası Üç Başlı Ejderha'ya gelinceye kadar romanlarında kadın karakterlerini az çok aktif birer devrimci, aile köklerinin karşısında yer alan bir isyancı, toplumun düzenine baş kaldıran bir komünist ya da solcu bir sosyalist olarak tanıtır yadırganma pahasına da olsa.

 

Elmas Şahin

Yüzünü kadına çeviren feminist çözümlemelerle Leylâ Erbil'in eserlerine baktığımızda geleneksel çözümlemelerden farklı bir dünyaya girdiğimizin ayırdına varıyoruz hemen. Metinler arasında dolaşırken ayağımıza bir yığın dikenler batıyor. Dört yanı ataerkil, ailevi, toplumsal ve dini tabular ve kurulu düzenle beslenmiş olan "cinsellik" orta parmağımızı hemen yakalayıveriyor, kendisine giydirilen elbiseleri yırtıp parçalayarak erkeğin sonsuz yoldaşı olan kadının artık o eski kadın olmadığını görüveriyoruz. Babanın dikip annenin suladığı kızın iğdiş edilen, başkaldıran, özgürlüğün anahtarını arayan, özel ve kamusal alanda varolma ve yokolma ikilemleri içerisinde kadınlaşan dikenleri batıveriyor diğer parmaklarımıza. Böylece eril cinsin üzerinde, toplumun değerlerinin üzerinde dişi cinsin horon teptiğini görüyoruz. Neler oluyor diye etrafımıza baktığımızda, geleneksel erkek ve kadın tiplerinin can çekiştiğini fark ediyor; yeni kültürel kazanımlar içerisinde cinslerin boy attığına şahit oluyoruz.

Leylâ Erbil, novellası Üç Başlı Ejderha'ya gelinceye kadar romanlarında kadın karakterlerini az çok aktif birer devrimci, aile köklerinin karşısında yer alan bir isyancı, toplumun düzenine baş kaldıran bir komünist ya da solcu bir sosyalist olarak tanıtır yadırganma pahasına da olsa.

Üç Başlı Ejderha başlı başına bir siyasi kargıştır topluma, devlete, bireye yöneltilen. Tarih bir belgesel gibi giriverir esere, Bizans'ın Roma'nın ruhunu yeniden hortlatarak, İstanbul sokaklarında dolaşıverir tarih hem de çırılçıplak. Dövülmüş, sövülmüş, korkutulmuş, ırzına geçilmiş, boğazına kadar -Tevfik Fikret'in deyimiyle- "levs-i riyâ" dalgalanmaktadır sokaklarında, "solucanlarla, sülüklerle, yılanlarla dolu, katil kuleler, kaleli, zindanlı saraylarıyla" Aya Sofya'sı Sultan Ahmet'iyle Yere Batan Sarayı’yla, bir zamanların şanla şöhretle zenginlik ve ihtişamıyla göz kamaştıran, şimdi ise boğazına kadar çamura batmış bir İstanbul, Tevfik Fikret tadında giriverir Erbil'in romanına.

"..sen de bak bak,,, dövülmüş sövülmüş ağızlarına ahiret ateşinden gem takılmışçasına korkutulmuş çaresiz insanlarını gör güzel ülkemin ki,,, korktuklarından habersiz korkuyla zinaya girmişler sanki,,, bak bak şu geçenlere bak yarım papuçlu, yırtık kotlu gençlerimiz,,, en büyük zevkleri otuz bir çekmek ekşi kokulu sinemalarında Pera'nın,,, çıtlamak kabak çekirdeği,,,"

Ancak Üç Başlı Ejderha sadece İstanbul'un bu kokuşmuş kirli çamaşırlarını dökmez gözlerimizin önüne. Kadının cinsel bir varlık olarak ayaklar altında ezilişini de dile getirir hiç kalkmadığı oturduğu eşikten-ki o eşik kadının cinsel organını simgeler, içi basılmaktan iyice oyulmaya başlamış bir cinsel organdır o. Ve Sultan Ahmet Meydanının, eski Hipodrom'un bulunduğu noktanın ortasına dikilen bir vajinadır o. Anlatıcı kadının Freudvari bir rüya imgesiyle doğum yaptığı yerdir orası. Dünyanın tam merkezi olan bir vajina. Başları insan kafası bedenleri yılan olan oğulların, ince uzun oğulların doğurulduğu noktadır eski Roma'nın merkezi ve yeni İstanbul'un tam ortası olarak kadınlığın böyle çiğnenişi de bir feminist yaklaşımla dile getirilmiş olur yazarın kaleminden.

Buna benzer bir meydan okuyuş ise Cüce'de vardır. Kadınlığın daha doğrusu cinsiyetler arası savaşın yapıldığı Cüce'de Freud'un psikanalizini, rüyalarını mahremlerinden çıkarıp deşifre eder Leylâ Erbil, feministlerin "cinsiyetler savaşı"nı hatırlatırcasına. Freud ve feministler böylece karşı karşıya gelirler. 1920-70'li yıllarda çok tartışılan iğdiş edilmiş kadın, penise imrenme, penis kıskançlığı gibi kavramlarla feministlerin tepkisine uğrayan Freud'un üstün erkekleri, aşağılanmış kadınları boy boy resim çektirirler Cüce romanında çırılçıplak.

Mustafa Horasan'ın çizdiği desenlerle erkekler kılıç büyüklüğünde penislerle tasvir edilir. Koca bir fallusu ifade eden erkek ayrıca yine Freud'un buluşu olan balık simgeleriyle de giriverir Cüce'ye. Kadının karşısına fallusuyla güç gösterisi yapan cücemsi yaratıklar kendilerinden büyük cinsel organlarıyla meydan okurlar dişi cinse. Kadın ise bir midye, bir salyangoz, ağaç olacaktır; başında fallusun köpek balıkları, kılıç balıklarıyla meydan okuduğu. Böylece cinsiyetler savaşı feminist bir savaş olarak giriverecektir romana; hem de feminizm kelimesine tek satır bile yer verilmeden anlatılıverecektir resimlerle cinsiyetler savaşı. (Bu öyle bir savaştır ki, Kalan'da Lahzen adıyla geçmişten günümüze Tuhaf Bir Kadın'dan "kalanlar"; Tuhaf Bir Erkek ile de yıllardır yıkımdan başka bir işe yaramayan Gorgolar, bilinç akışından birer birer dökülüverir metinler arasına...)

İçinden geçenleri dilediği gibi yazan, bazen şiirsel bir havayla, bazen üç virgüllü, ünlemli, noktalı ya da devrik cümleleriyle sonunu okuyucuya tamamlatan, bitmezliği belirten kendine has anlatım ustalığıyla kadın yazınına yeni bir teknik, yeni bir bakış, yeni bir görüş, yeni bir düşünüş getirir Leylâ Erbil.

 

 


Bu yazı, Çağ Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr.  Elmas Şahin’in ‘Leylâ Erbil'in Eserlerine Feminist Bir Yaklaşım’ adlı –henüz yayımlanmamış - doktora tezinden, Onur Behramoğlu tarafından seçilmiş bazı bölümleri içermektedir.

Kapak tasarımında kullanılan illustrasyon Penny Slinger'e aittir.

Orta bölümdeki tasarımda Yerebatan Sarnıcı'nın fotoğrafı yanında, Tomasz Sctowski'nin kadın figürü ve Julia Ann Lock'un 'ejderha' çalışması kullanılmıştır.

Son bölümde Mustafa Horasan'ın resim çalışmalarına yer verilmiştir.

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri