03
Aralık

Melih Cevdet Anday’dan Hiç Yayımlanmamış Bir Mektup

03 Aralık 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Sabahattin Kudret Aksal’dan 20 yıl kadar sonra, 13 Eylül 2013 gecesi eşi Münire Aksal’ı da yitirdik. Görmeye giderdim ara sıra; günlük hayat-edebiyat, ozanlar-yazarlar üzerine güzel, uzun sohbetler tuttururduk. Bazen sadece o anlatır, ben keyifle dinlerdim.

Bir gün Melih Cevdet Anday’dı konumuz. Bu mektubun varlığını o sırada öğrendim. Ne ki kolay bir yerde değildi, ama Münire Aksal, bulacağına söz verdi. Nitekim bir sonraki uğramamda mektup Sabahattin Kudret Aksal’ın masasının üzerinde hazırdı. Okudum ve öyle sevdim ki Melih Cevdet Anday’ı sevenlerin de okumaya hakkı olduğunu söyledim. Kırmadı Münire hanım, bununla birlikte ancak ölümünden sonra yayınlamamı rica etti.

Verdiğim sözü –elbet hüzünle de – yerine getiriyor; kendisini, Sabahattin Kudret Aksal’ı ve Melih Cevdet Anday’ı sevgiyle saygıyla anıyorum. Zarf yitik, mektupta da sadece gün ve ay kayıtlı; 4 Ağustos. Melih Cevdet Anday’ın Paris Büyükelçiliğimizin Kültür İşleri Sorumluluğunu üstlendiği 1970’li yılların birinde Paris’ten yolladığı ortada, ama hangi yıl? Pek de önemi yok aslında bu konunun. Üstadın yıllar sonra sohbet-deneme arası bir mektubunu okumak az keyif midir?

Adil İzci

 

 

Aziz Kardeşim Sabahattin,

Mektubunda, şimdiye kadar hiçbir yabancı ülkeye gitmediğini, bu bakımdan benim Paris’teki yaşamım üstüne hiçbir tasavvurun bulunmadığını yazıyordun. Özellikle bunun üstünde durarak, bugün sana Paris’in bence en ilginç yanlarından birini, kahvelerini anlatmaya çalışacağım. Bunda senin kahvelere olan sevgin de rol oynuyor elbet.

Paris’in kahvelerine dışarıdan bakarak başlayalım. Film çevirir gibi. Bu kahvelerin başlıca özelliği, kaldırıma doğru çıkıntı yapmalarıdır. Demek Belediye buna müsaade ediyor. Söz konusu çıkıntı ahşap ve camekandır genellikle, ama sadece renkli bir tentene ile kaldırıma uzamış kahveler de var. Sonuç olarak, Parisliler, sokağa açık, onun yanı başında bir yerde otururlar kahveye gittiklerinde, isteyen içeriyi yeğleyebilir elbet.

Paris’te bunlardan on bin kadar olduğu söyleniyor. Kısacası Paris’te kahveden geçilmez. Tam sana göre bir yer. Bunların adı: Café – Bar – Restaurant’tır. Bu ad tentenenin üç yanına yazılmıştır. Gerçi “Kahve” adı ile “kahve içilecek bir yer”in bulucusu Türklerdir, bunu Avrupalılar Türklerden almışlar. Fakat Paris’teki “Café”yi, bizim kahvelerimizden ayıran özellik, café’lerin içki ve yemek de vermeleridir. Diyebiliriz ki, bu yerlerden birine girdin mi, orada saatlerini hatta gününü geçirebilirsin.

Tezgahta İçenler

Bir café önündeki masalardan birine otursan, elbet yoldan gelen geçeni seyrederek eğlenebilirsin; ama burada kimse café’ye bunun için gitmez, belki de başkalarına bakacak vakti yoktur da ondan. (Genellikle, Paris’te kimse kimseye bakmıyor.) Müşteri yalnızsa ya içkisini içerek bir kitap olur, ya da şarabı ile yemeğini yer. Bu bakımdan café’nin dışını içine yeğlemek gibi bir eğilim yoktur. Ancak içerdeki comptoir’da (tezgahta) içkilerini ayakta içenler vardır ki, bunlar da birbirleriyle, ya da içki veren kadın ya da adamla konuşurlar.

Fransızlar için “geveze” sıfatını, sanıyorum, rahatlıkla kullanabiliriz. (Belki “konuşkan” demek daha yerinde olur.) İçki verenlerle müşteriler arasında bir konuşmadır sürer gider. Devamlı müşteriler, tezgahtaki kadın ya da adamla dostluk kurmuşlardır. El sıkışır, hatta öpüşürler karşılaştıklarında. Ayak içiciliği günün hiçbir saatinde eksik olmaz. Ama bundan Paris’te herkesin boyuna içki içtiği anlamı çıkarılmamalı.

Kafa parlatılacak yer

Café’lere sabahleyin bir müşteri akını oluyor. Bunlar genellikle gece çalışan kimseler, evlerine hiç gitmeden içkilerini ve kahvelerini içiyorlar. Ama işlerine gitmeden buralara uğrayıp kafayı tütsüleyenler de var elbet. Café’ler öğleye doğru tenhalaşıyor. Öğle zamanı bir kalabalık oluyor ki, sorma. Önden mutlaka bir aperitif içiyorlar. Bizim rakıya benzeyen (su koyunca beyazlanan) üç içki var; ricar, pastir, pesno. Ama çoğunluk bira ya da şarap içiyor. İçkinin yanında “meze” verme adeti yok. Ama tezgahta mutlaka katı yumurta bulabilirsin, onu ayıklar meze yaparsın.

Bu Café’lerde uzayan içki sofraları görmek olanaksızdır. Ne öğle, ne akşam. Café (meyhane), uğranılacak bir yerdir de ondan. Herkesin bir evi barkı var. Ya işine gider adam, ya sevgilisine. Böylece café, kafa parlatılacak bir yerdir daha çok (…)

Café’ler (meyhaneler), semtin seviyesine göre değişiklikler gösteriyor. Zengin mahallelerinde öyle café’ler görüyorum ki, girmesem bile durup bakıyorum. Ama Paris’in kenar köşesinde, işçilerin, halkın gittiği café’lerde de elbet başka bir tat var. Belki de en halis Fransızca oralarda konuşuluyor.

Sabahattin, buraya gelseniz de, birlikte bir café’de içsek!

Ben ve Yaşar, Münire’yi ve seni özlemle öper; iyilik haberlerinizi bekleriz.

Bana yeni şiirlerini yollarsan çok memnun olurum.

 

Melih Cevdet Anday

 

Cumhuriyet Gazetesi – Kültür Sayfası, 3 Aralık 2013, Adil İzci

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri