03
Aralık

Yaralarını Sözcüklere Sararak Direnenler...

03 Aralık 2013 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Benim için asıl şiir, Hristo Smirnenski. Gerçek adı Hristo Dimitrov İzmirliyev. Emekçilerin şairi, emekçi insanı konu alan şiirin yaratıcısı, Bulgar dilinde. Sofya’da bir evde duvardaki resmiyle karşılaşıncaya kadar tanımadığım, kardeşim Hristo!

 

Onur Behramoğlu

Şair dostum Gökçenur Ç. ile birlikte, Bulgar Yazarlar Birliği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü kutlaması ve 10. Uluslararası Yazarlar Konferansı’na katılmak üzere 21-25.09.2013 tarihlerinde Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daydık.  Ivan Vazov tiyatrosunda yapılan kutlama töreninden bir gün sonra düzenlenen Uluslararası Konferans’ta, Bulgaristan Kültür Bakanı ve diğer ülke katılımcılarının yanı sıra bizler de birer konuşma yaparak, daha önceki yıllarda bu konferansa katılmış olan Ernesto Che Guevara, Yannis Ritsos, Mihail Şolohov, Yevgeni Yevtuşenko ile aynı sıralarda bulunmaktan onur duyduğumuzu belirttik. Balkan Kültür Enstitüsü’nce düzenlenen Türk Şiiri gecesine de konuk olarak, ‘21. Yüzyılın Türk Şairleri’ başlığıyla Bulgar Yazarlar Birliği dergisinde yayımlanmış şiirlerimize, Gezi direnişine ve iki ülke tarihine-kültürüne dair soruları yanıtladık.

Buraya kadar ne söylediysem düzyazı. Beni coşkulandıran ne varsa yazamadığım kuru bir gazete haberi işte. Yaşanan gerçeklikse, inadına şiir. Hız çağında, gidiş dönüş on sekiz saat otobüs yolculuğunu yeğleyişimiz mesela. Yol boyu Gökçenur’un birkaç yeni şiir dosyasını bana okuyuşu. Sonra, Wallace Stevens, Robert Penn Warren, genç Bulgar şairi Ivan Hristov ve daha nice şairden, uykusuz geceler boyunca çevirdiği yüzlerce şiir...

Yoksulluğun elle tutulur olduğu sınır boylarından Sofya’ya ulaştığımızda, bir kadının adını zarif bir gerdanlık gibi taşıyan şehrin kollarına kendimizi bırakışımız...Sahip oldukları belki de tek ceketle belli belirsiz eprimiş gömleklerinin uyumsuzluğu içimizi burkan pırıl pırıl bakışlı şairlerle tanışıp, “Ivan Vazov! Hristo Botev! Nikola Vaptsarov!” deyişlerini dinleyişimiz...Şairlerinin adlarını en görkemli tiyatrolarında, en güzel bulvarlarında yaşatma çabalarındaki incelik...

Bir kilise önündeyiz. Şiirlerimizi Bulgarcaya çeviren değerli Türkolog Yordanka Bibina’nın bana sürprizi: “Senin ‘Anarşist Nail Bey’ şiirinde anlattığın, çara suikast düzenleyen anarşistlerin bombaladığı kilise işte bu!” Kilisenin camiyle, sinagogla yan yana durduğu bir şehirden gelmişiz; kilisenin camiyle, sinagogla yan yana durduğu bir başka şehre. Böylesine kıymetbilirliği kendi ülkemizden ziyade dışarılarda gördüğümüz gerçeğinin yükünü sırtımızda taşıyarak gelmişiz.

Uluslararası Konferans’ta Bulgaristan Kültür Bakanı ile karşılıklı oturmuşuz. Oturmuş da bir türkü tutturmuşuz demek isterdim ama şairin siyasetçiyle değil türkü tutturması, frekans tutturması bile söz konusu olamıyor. Daha önceki yıllarda aynı konferansa katılmış olan Ernesto Che Guevara, Yannis Ritsos, Mihail Şolohov, Yevgeni Yevtuşenko anılırken, Gökçenur her zamanki muzip edasıyla dönüp fısıldıyor kulağıma: “Che demişken, devrimci Türk şairi Onur Behramoğlu da burada diyecekler ve sen bu ânı kameraya kaydetmediğine ömrün boyunca pişman olacaksın.”

Balkan Kültür Enstitüsü’nce düzenlenen Türk Şiiri gecesinde ilk soru ‘Gezi direnişi’ne, ardından gelen sorular ‘gerici iktidarlar’a, ‘Kürt meselesi’ne, ‘Balkan kimliği’ne dair. Şiirlerimize öylesine içtenlikle dikkat etmişler, öylesine anlamlı sorular soruyorlar ki, sevinç duymamak elde değil. “Sanki birçok meseleyi bir tek şiire yüklemek, bir tek şiirde anlatmak ister gibisiniz” diyor birisi. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı, bir Batı Avrupa ülkesinin üç aylık gündeminin bizde üç saatte tüketildiğini bilse, neden öyle yaptığımızı çabuçak anlardı diye düşünüyorum. Saman sarısı saçlı bir genç kız söz alarak, “Türkçe konuşmak istiyorum” diyor. Sofya’da yaşayan bir Bulgaristan Türk’ü. Benden bir dize, Gökçenur’dan bir dize söylüyor ezberinden. “Bu geceki etkinliğe, bu iki dize için geldim.” diyor. İşte ödüllere karşı iki şairin şiir ödülü...

“Şehir dışındaki bir manastıra düzenlenecek geziye katılmaktansa, Modern Sanat Müzesi’ni gezip biraz da şehirde avarelik edelim mi Gökçenur?” diye soruyorum. “Eminim manastır çok etkileyici ve çok sıkıcı, Modern Sanat Müzesi’ndeki resimler-heykellerle, şehrin caddeleri çok daha şiirlidir.” Sahiden de öyle. Müzede gördüğümüz, her yanından çivilenmiş insan heykeli, her çağın aykırı insanını, her çağın acısını anlatıyor bize. İşte hemen şurada, ‘Bitmemiş Cümleler’ adında bir tablo: Bir yanında kurt, diğer yanında bir ihtiyar, yukarıda denize dalmış çocuk, aşağıda bir masada oturanlar. “Tablonun ismi de resme, şiire dahil” diyorum, bitmemiş cümlelerle de kitaplar yazılabilir; Walter Benjamin’in hep düşlediği, fragmanlardan, parçalardan oluşan kitaplar. Yurdumuzda muhakkak kırıp parçalayacakları çırılçıplak kadın heykellerine bakıyorum. Erotik mi? Son derece. Tahrik ediyor mu? Hayır, yüceltiyor. Demiyor muydu Cemal Süreya: “Erotizm, soylu anlamıyla, dünyayı değiştirme çabasıdır.”

Sonra caddeler...Yirmi dört saat açık dükkânlarda yirmi dört saat alkol satılırken, bunca sahaf, bunca sokak kitapçısı, bunca okuyan insan bizi hiç şaşırtmıyor. Gezi Direnişi’ne selam gönderen ayaklanmalar olmuş, çatışmalar yaşanmış yüz gündür. Parlamentoyu kuşattıklarını, vekillerin gece yarısı polis arabalarına bindirilerek binadan çıkarılabildiğini, polisin hep sabaha karşı beş sularında saldırıya geçtiğini anlatıyor gençler...

Benim için asıl şiir, Hristo Smirnenski. Gerçek adı Hristo Dimitrov İzmirliyev. Emekçilerin şairi, emekçi insanı konu alan şiirin yaratıcısı, Bulgar dilinde. Sofya’da bir evde duvardaki resmiyle karşılaşıncaya kadar tanımadığım, kardeşim Hristo! O duvar, o suret, o bakışlar.

Olduğum yerde kalakaldığımı, tablodan gözlerimi alamadığımı gören ev sahibi, “Hristo Smirnenski” diyor. “Genç yaşta ölen sosyalist bir şair mi?” diyorum. “Evet, nereden bildin?” diye soruyor, hayretle. “Genç bir adam olarak portresi burada olduğuna göre, erkenden veda etmiş yaşama. Şair olmasa, o kadar erken olmazdı vedası. Sosyalist olmasa da, öyle güzel, öyle kederli bakamazdı.” diyorum. O andan itibaren aklımda sadece Hristo’nun kederli yüzü, bakışları.

‘Yeni Yüzyılda Sözcüklerin Gücü ve Zaafı’ konulu Uluslararası Yazarlar Konferansı’nda, İrlandalı şair-yazar Jack Harte, Gezi Direnişi sırasında İstanbul’da bulunduğunu, hayatı boyunca soluduğu en barışçı havayı Gezi Parkı’nda, çapulcuların arasında soluduğunu söyleyince “Her yer Taksim her yer direniş” diye haykıracağız neredeyse, öyle bir coşku, öyle bir muhabbet duyuyoruz Jack’e. Hemen ardından, Gökçenur dört dörtlük bir şair konuşması yapıyor. Ben de en büyük şairimizle devam ediyorum söze: “Nâzım hapisten çıktıktan sonra Romanya’nın bir köyünden geçerken, adını işiten bir köylü, ona yaklaşarak: “Sen Türk şairi Hikmet misin?” diye sorar ve gülümseyerek, “Neden serbest olduğunu biliyor musun?” sorusunu ekleyip, yanıt beklemeden devam eder: “Biz, köyümüzde geçen hafta senin için bir protesto toplantısı yaptık da ondan.” Sözcüklerimizin gücüne inanalım, en az bu tertemiz Romen köylüsünün inandığı kadar. Şimdi bulunduğumuz şu salonda, tam karşımda koskoca bir duvar resmi duruyor. Bütün büyük şairlerinizi-yazarlarınızı buluşturan bir resim. İçeri girer girmez, resimdeki onlarca suret arasından sanki dosdoğru bana bakan bir şairle göz göze geldim: Hristo Smirnenski. Dün tanışmıştık, Sofya’da bir başka evde. Dün tanıştık dediğime bakmayın, birbirimizi tanırız aslında. Kelime, kelm’den gelir bizde, yara demektir. Yaralarımız gözlerimizden okunur. Biz birbirimizi yaralı, kederli, güzel gözlerimizden tanırız.

Selam olsun, en eski çocukluk yaralarından en yeni dünyalar yaratanlara! Selam olsun, yaralarını sözcüklere sararak direnen, diklenenlere!”

 

 

Onur Behramoğlu'nun diğer yazılarını okumak için;

"Bende Beni Aşan Kudret; Panik Atak..."

"Bazen Üzümü Atlayıp Şaraba Geçer Gibi Gider Güz... (Sezai Karakoç'la Sabah Çayı)"

"Bir Bayram Sabahı Çocuk ve Allah"

"Genç Şaire Mektup"

"Beşiktaşk"

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri