02
Aralık

Kötü kötülüğünü açıkça sunarken sadece “seyredekalma” hali

02 Aralık 2013 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

Lübnanlı sanatçı Rabih Mroué’nin Pixelated Revolution yani pikselleşmiş devrim, devrimin piksellerden ifade edilmiş hali olarak da tanımlayabileceğim çalışmasını “gördüğümden” beri görme/bakma/seyretme hallerini daha çok sorguluyorum.

 

Aslıhan Kazancı

Görmek , eylem:

1. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek

2. Anlamak, kavramak, sezmek

3. Yanına gidip konuşmak

4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek

şeklinde tanımlanıyor Türkçede ve bir anlamda da görmenin eylem olarak gerçekleşmesinden sonra takibinde bir algılama işleyişi öneriyor. Benim bildiğim kadarıyla algılamaksızın görmenin başka bir kelimeyle bir ifadesi de yok. “Bakmak” da olamaz çünkü bir şeye bakmak tercih edilmiş bir eylemdir oysa “görmek” oluveren şeylerin zihinde oluşmasını da kapsar. Dil eğer böyle bir kelimeyi doğurmadıysa yüzyıllardır, o zaman ister istemez olan şeyleri de ister isteyelim ister istemeyelim, bir şekilde kavramamız gerekebilir. Ve aslında bu durumun negatifi yaygındır ve çünkü onların asıl yüreklerinin kulakları sağırdır ve kavramanın gerçekleşeceği aşamayı, doğala karşı gelerek bilinçli olarak reddederler. Ne kibir!

Lübnanlı sanatçı Rabih Mroué’nin Pixelated Revolution yani pikselleşmiş devrim, devrimin piksellerden ifade edilmiş hali olarak da tanımlayabileceğim çalışmasını “gördüğümden” beri görme/bakma/seyretme hallerini daha çok sorguluyorum. Sanatçının eserleri kolaj olarak tanımlanabilir, bir araya getirilmiş videolardan, fotoğraflardan oluşuyor ve ne videolar ne de fotoğraflar sanatçıya ait, hepsi anonim. Çalışmayı oluşturan tüm görüntüler; Suriyeli aktivistlerin hala devam eden iç savaş esnasında çektiği videolardan oluşuyor. Sanatçı bir yandan birinin kendi ölümünün kendi zihninde imkansızlığını sorgularken bir yandan da gerçek bir travmayı gözlemciye hissettiriyor.

Videoların içeriğinden bahsetmeden önce sanırım, sanatçının özellikle vurguladığı şu durumu da söylemem gerekir. Suriye’de medya kavramı çoklu yorumlar arasından seçim yapmaya izin veren bir anlayışta değil. Mroué’nin ifadesiyle; devam eden iç savaşı takip etmenin iki olanağı var bunlardan ilki televizyondan takip edilebilecek, iktidar sansüründen geçmiş ve iktidar propagandası yapan medya organı diğeri de Suriyeli aktivistlerin medyanın yapamadığını yapıp süren olayları, müdahaleleri, gelişmeleri cep telefonlarıyla kaydedip video paylaşım sitelerine koyup kurdukları gerçek bir iletişim ağı. (Evet, bana da bir şeyler çağrıştırdı). Mroué’nin ilk yaptığı ise bu algıyı analiz etmek olmuş. Doğal dürtülerle gerçekleşen bu olguyu bir röportajında; “Tarihte ilk defa cep telefonlarıyla çekilmiş, belgesel olması amaçlanmadan oluşan bir belgesel” olarak ifade ediyor ve bu belgeselde kameramanlar da aslında olayı dışarıdan gözlemleyen değil birebir olayın içinde olanlar. Bu bağlamda; yaşarken, bazı gerçekleri belgelemek durumunda olmanın psikolojini ve bu algıdakilerin nasıl gördüğünü sorguluyor. Videolardan seçtiği fotoğraflar ve videoların kendisi doğal olarak oldukça bulanık görüntüler. Pixelated Revolution adını veren sanırım bu ya da bu durumu da kapsayan zaten piksel-lerden oluşmuşların içinde yaşıyor ve ölüyor oluşumuz. Ve aslında video çekenlerin yaptığı da yine sanatçının ifadesiyle; kendi ölümlerini çekiyor oluşları.

Fotoğraflar ve videolar oldukça çarpıcı. Kurgusal bir çalışma olmadığından sanatçının sunduğu da aslında videoyu çekenin gördükleri. Hiçbir videoda videoyu çeken görünmüyor ama videoyu çekenin deneyimi deneyimleniyor. Tabi videoyu çekenin de videoyu çekerken böyle bir düşüncesi yok, tek derdi gerçekte olanları paylaşmak. Yani Mroué’nin süzgecinden geçmiş olsada eseri gözlemleyenin gördüğü, gerçek gözlemcinin gördüğünün ta kendisi. Beynin görüntü merkezine sızan o gerçek görüntüler, videoyu çekenin zihninde de belirmiş deneyimler aslında ve bu olgu da çok düşündürücü . Tankların sokaklarda rastgele dolaşıyor oluşu, saldıranlar ve saldırıya uğrayanların çirkin buluşma anları, tank topunun durduğu yerde bir şeyleri gözlemleyen bir gözmüşcesine sürekli hareket ve takip halinde oluşu, kaydedildiğini fark edenlerin videoyu çekene vahşi yaklaşma halleri ve videoların bir çoğunun deşifre olmayla sonuçlanıp artık videoyu çekenin değil kaydeden objektifin yere düşüş anını gözlemdiğiniz an Mroué’nin görmeye sunduklarından. Özellikle objektifin düşüş anı hakikaten yoğun bir an ve yoğun bir sorgulama başlatıyor. Mesela düşüş anıyla sonlanan videolar doğal olarak artık videoyu çeken tarafından yayınlanamıyor. Söylenenlere göre aktivistler, yayınlamak üzere kayıtlar bulma amacıyla ortalıktaki sahipsiz telefonları da inceliyorlarmış. Bu demek oluyor ki algılarının normalleştirdiği “kayıtçılık” ve kayıt yapanın öldürülmesinin normalliği gibi bir anlayış oluşmuş. Bununla beraber kayıt yapanların kayda başlamadan önce aldıkları bir ölüm riski var. Ya da en başta bahsettiğim “birinin kendi ölümüyle yüzleşmesinin imkansızlığı” bu aşamada devreye giriyor. Belli ki kayıt yaparken ölenler, daha öncesinde başka kayıtları izlemişler. Hatta belki yaşarken kaydedilenin, ölümle sonuçlanmasına da tanık olmuşlar. Peki öyleyse nasıl bunu bu kadar normalleştirip kabullenmişler?

Eminim aklıma gelen alternatif sebeplerden başka tahayyül bile edemeyeceğim birçok faktör vardır ama ben burada sanatçının da sorguladığı bir faktör çerçevesi içinde sorgulamak istiyorum. Belki de aktivistlerin bu riski almalarında etkili olan faktörlerden biri de ekranda gördüklerinin kendilerinin deneyimlerinden biri olamayacağı, kayıt esnasında sadece bir kayıt yapıyormuş psikoloji-si olabilir. Olaylar tamamiyle gerçektir ama videoyu çeken belki de bir kurgunun içindedir artık. Bu savı destekleyen durumlardan biri de, videoyu çekenlerin fark edildiklerini fark ettikleri andan sonra da hiç pozisyon değiştirmeden kayda devam etmeleri. Birçok video ve videolardan seçilmiş fotoğraflar bu şekilde. Silah kendilerine doğrultulduğunda, tank topu kendilerine döndüğünde, deşifre olduktan sonra vahşi yüzlerle üzerlerine gelindiğinde, hatta direkt olarak namluyla yüzleştiklerinde bile bunu yadırgamıyorlar. Belki bir kabullenmişlik duygusu o anda etkili oluyor ama açıkcası ben içgüdüsel bir kaçış hamlesini daha çok beklerim. Bu açıdan Mroué tüm bu gerçeklikten ayrı olarak görme algısını da inceleniyor. Güncel bir meselenin tüm gerçekliğiyle videolarla işlenmesinin ardından, Mroué “görme”yi biyolojik ve psikolojik açılardan, uzmanlarla birlikte analiz ediyor. Genel kanı; videoyu çekenin o anı bir ekrandan izlemesiyle birlikte her şeyin gerçekliğini tam olarak anlayamama hali olduğu yönünde. O anda sanki kurmaca bir şeyler yaşıyormuş psikolojisi ve kendi gerçekliğinden ziyade o anın sanal çağrışımlarından ayrılamama durumu. Rabih Mroué bu yaklaşımıyla “seyretme” haline ilişkin, her açıdan irdelenebilecek dalgalar serisini başlatan ilk taşı atıyor. Şimdi “seyretme” hali hangi açıdan sorgulanamaz ki? Yazının başında bahsettiğim bir vicdan yoksunluğuyla olanları seyretme hali yok mu? Görüp algılamayı unutmuş seyredenler yok mu? Hatta televizyon gibi hayatlara girmiş o güçlü obje bir seyretme makinesi değil mi? Televizyondan devam edersek, kurmacanın seyredilmesini garipsemiyorum ama bazen televizyondan da sunulan gerçeklerin seyredilmesinin ardından devam edebilen tepkisizliği garipsiyorum. Kötü kötülüğünü açıkça sunarken sadece “seyredekalma” halini tuhaf buluyorum. Belki de biz de seyretmekten ötürü gerçekleri kavrama mekanizmasın-dan iyiden iyiye kopmuşuzdur. Namlu tam olarak bize doğrultulmuştur ama biz sanki namlunun ucundaki biz değilmişiz gibi bir sonraki sahneyi görmek için o anda ekrana bakıyoruzdur. Ta ki kendimiz ve kamera yere düşene kadar.

 

Aslıhan Kazancı'nın diğer yazılarını okumak için;

"Adeta Bir Düşünce, Müzik, His Gibi Yayılmışlar Atmosferde; Çingeneler"

Fani Olduğunu Hatırla; Momento Mori...

Soyut Varoluş

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri