13
Kasım

“Şiir bir sanat olayı değildir. Bir yaşama çabasıdır önce.”

13 Kasım 2013 Yazar: Aykırı Akademi

 

“Şiir bir sanat olayı değildir. Bir yaşama çabasıdır önce.” dediğinde havada kalmıyor anlatmak istediği, şiir onun için ‘üretilen’ bir şey değil çünkü. Yılda dört beş şiir yazabilse ne mutlu ona, yahut iki yıl hiç yazamamış olsa sorun değil. Şiiri salt estetik ölçütlere vurmayı bir kenara bırakırsak, onun dizelerinin yaşamımıza, yüreğimize bu denli ‘dokunuyor’ oluşunun nedenlerinden biri de bu değil mi?

 

Ali Esen

“Eğer böylesi bir işte çalışmadıysan bilemezsin. Akşamlara kadar aralıksız; ‘Evrakı kaydettin mi? Mehmet Tanrıverdi’nin dilekçesi ne oldu? Falancanın sağlık fişini doldur; şunu makinede temiz ediver, al, götür, yap, yaz, olmadı baştan yaz, emredersiniz, başüstüne, değiştiririm efendim’lerin tıklım tıklım doldurduğu uğultu.”

Farklı biçimlerde de olsa, günleri bu ‘uğultu’nun hercümercinde geçmeyen pek az insan vardır. Nihayetinde çoğumuz, yılda bir ya da iki hafta tatilin hayaliyle günleri haftalara, haftaları aylara bağlıyoruz. Bunaltıya, düşlerden gittikçe uzaklaşan günlerin ağırlığına, bir umut kırıntısına tutunarak karşı koyma çabası işte… Malum, yaşamını sevdiği işi yaparak idame ettirebilenler “şanslı” sayılıyor günümüzde, oldukça azlar çünkü.

Turgut Uyar da “Tamamen iktisadi sebeplerle” diye cevap veriyor, neden askerlik mesleğini seçtiği sorulduğunda. Şimdinin meşhur “Simit sat, onurlu yaşa.” sloganının bile “lüks” olacağı 1940'lı yıllar... Babası da harita binbaşısı. (Kızlarını ve karısını bırakıp Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya geçmeyi reddettiğinden mesleğinden azlediliyor. Onun hikâyesi de başlı başına bir yazı konusu.) Turgut Uyar kendi deyişiyle “silahsız askerlik” yapıyor olsa da, öyle bir ortamda memurluk yapmak mizacına, kişiliğine uymuyor. Gencecikken gittiği Posof’ta karısı, çocuğu ve şiirinden başka kimsesi yok. “Şiir bir sanat olayı değildir. Bir yaşama çabasıdır önce.” dediğinde havada kalmıyor anlatmak istediği, şiir onun için ‘üretilen’ bir şey değil çünkü. Yılda dört beş şiir yazabilse ne mutlu ona, yahut iki yıl hiç yazamamış olsa sorun değil. Şiiri salt estetik ölçütlere vurmayı bir kenara bırakırsak, onun dizelerinin yaşamımıza, yüreğimize bu denli ‘dokunuyor’ oluşunun nedenlerinden biri de bu değil mi?

“Bir şiir yazmanın, hiç değilse en azından bir şiir düşünmenin yaşatıcılığını, bana göreliğini, kurtarıcılığını bu kadar bilmezdim. Yalnız şiir, başka hiçbir şey. Parasızlık da, yoksuzluk da ıspanak ve ekmek de duradursun. Yenilmeyeceğim onlara. Yalnız şiir, hep şiire. Şiirden başka hiçbir şeyin malı olmama duygusunun, bilisinin yüceliğine, doyurganlığına ve büyüsüne yalnız.”

 “Küçük Tanrı” Şâirler

Sözü biraz da günümüzde yazılan şiire getirmek istiyorum. Birer 'yapaylık' ve 'yaşanmamışlık' örneği olan şiirlere. (Eğer Rimbaud dehasına sahip olduğunu düşünenler varsa, bu kısmı dikkate almasınlar.) 19-20 yaşındaki bir insanın yazdığı şiirlerin, kendi hayatının bu kadar dışında olması bana garip geliyor. Ünlü şâirlerin şiirlerinden etkiler taşımak, onların biçimlerine özenmek değil kast ettiğim. Düpedüz “başkaların hayatını yaşıyormuş”çasına yazmaktan bahsediyorum. Daha her şeyin başında bu denli ‘kopya hayatlar’ yaşayan, bir yandan da egoları durmadan ‘seyirci’ talep eden insanlara üzülüyorum, ortaya koydukları imgeler, duygular da kopyadan öteye gidemiyor. Nietzsche ağır konuşuyor onlar için:

“Gerçekten de onların tinleri tavusların tavusu ve kendini beğenmişlik denizidir! Seyirci gereksinir şairin tini: bu seyirci isterse öküz olsun!” 

Şüphesiz herkes böyledir demek yanlış, ama ‘yükselen trend’ bu değil mi? Bir ‘yaşama çabası’ olarak yazmaktan geldiğimiz yer; 'kutsal bir görevi yerine getiriyormuş havasında' yazan, yaşayan insanlar... Seyirci edinmenin, popüler olmanın her yolunun mübah olduğu, herkesin bir çeşit “şâir tanrılığını” ilan ettiği gülünesi zamanlar…  Tam da bu konuda Neruda’ya kulak verdiğimizde, basitçe ama çarpıcı bir şey söylüyor bize:

“Şair 'küçük tanrı' değildir. Farklı görev ve işler yapan insanlardan daha bir gizemli iş için seçilmemiştir. Sıkça söylediğim gibi, en iyi şair günlük ekmeğimizi veren adamdır: tanrı olduğunu düşünmeyen mahalle fırıncısı.”

Ah kimsenin vakti yok, durup Turgut'u, Neruda'yı anlamaya!

 


1) Kapak tasarımında kullanılan Turgut Uyar resmi  hturgut.uyar.info adresinden alınmıştır.

2) Sayfa tasarımında kullanılan görseller;

Turgut Uyar, Eşi Yezdan ve kızları Semiramis'e ait 1949 yılında Posof'da çekilen fotoğraf hturgut.uyar.info adresinden alınmıştır.

Fransız sürrealist sanatçısı; şair, roman yazatı, film yapımcısı, ressam Jean Cocteau'nun (1889 - 1963) Philippe Halsman tarafından çekilen ünlü fotoğrafı 

Shantou Üniversitesi kütüphanesindeki çağdaş heykel tasarımı

Haziran 2013 Gezi Direnişi Duvar Yazılarından (turkuazsemsiye.tumblr.com)

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri