30
Ekim

“...Anadolu’nun çaresizliğine yaktığı ağıttır türküler, yasak masak dinlemez.”

30 Ekim 2013 Yazar: Orhan Gökdemir | Köşe adı: LE'BİDERYA
Tüm Yazılar

 

Yasakların, önyargıların, ahmaklıkların geride bıraktığı acı tortulara rağmen yolunda ilerliyor Türküler. Dillerin, kültürlerin, önyargıların duvarlarını aşıp yürüyor.

 

Orhan Gökdemir

1980’li yılların o derin karanlığında duydum kırık, acılı sesini. Bağlamayı, yapamayacağı bir işe zorlar gibi çalıyordu. Sanki, o kadim müzik aletinin onun sesinin hızına yetişmesi hiç mümkün değildi. Garipti, sıra dışıydı, asiydi ama yine de bizden biriydi. Sokakta karşılaşsanız, tanışma faslından iki dakika sonra oracıkta bir rakı faslına ikna edebilir veya ikna edilebilirmişsiniz gibiydi samimiyet aralığı. Haliyle “bizim Ahmet”ti o. Herkes dinliyordu, herkes eleştiriyordu. Solcuydu ama solculuğu da sesi gibi kırıktı. O solcu olduğu için isyan etmişlerden değildi, zaten isyan etmiş ve o arada da solculuğu bulmuştu.

1980’li, 1990’lı yıllarda hızla ve çok üretti. Kendi halinde kalsa sıradan olacak pek çok dize, onun soluğuyla şiir oluyordu. Pek çok kişi dinlememek için direniyordu ama o bir yolunu bulup bütün dirençleri yıktı geçti. “Arabesk” yapıyor diyenlere, Türk şiirinin ustalarını gösterdi. Onlar da arabeskti işte!

“Elinde bir Buzbağ şişe”… Vakti zamanında TEKEL’in ürettiği bir şaraptı Buzbağ. İlk bakışta sıradan bir şarap işte! Ama erbabı, Buzbağ’da olmadık meziyetler keşfetmişti. Şarap alacak parası kıt ama gönlü zenginlerin içkisiydi o. Paylaşıldığında rezil olmakta da bir güzellik bulabilen güzel insanların alamet-i farikasıydı. Ahmat Kaya Buzbağ tadında şarkılar üretti hep. Ancak birlikte dinlenildiğinde, peynir-ekmek katık edildiğinde, paylaşıldığında parıltısı görülebiliyordu.

Çok popüler de oldu arada. Büyük kanallarda programlar yaptı. Ama o programların her anı, onun bu alemin adamı olmadığının kanıtıydı. Eğilip bükülmeye, sınırlanmaya uygun değildi. Oynayamıyordu, taklit edemiyordu, kibarlık yapamıyordu.

Hiç olmayacak yerde, “magazin gazetecilerinin” ininde "Tek bir hayalim var o da bu memlekette Kürtçe bir şarkı söylemek" dedi, linç edilmekten zor kurtuldu. Bu ülkenin o ağır hastalığı nüksetmişti yine; en “milliyetçileri” en pespaye olanlardı. Ertesi gün gazeteler Ahmet Kaya'nın aslında bir hain olduğunu duyurdu. Kürtçe şarkı söyleme hayali yüzünden uzak ülkelerde öldü Kaya.

Halim Şefik Güzelson’un “Satın beni, satın beni, rakı için” diyen o kılıçbalığıydı bizim Ahmet. Sattılar onu, magazin gazetecilerinin önüne attılar, parçalattılar. Ve o gün bizi derin sulara götüren akıntı durdu…

Yasakların, önyargıların, ahmaklıkların geride bıraktığı acı tortulara rağmen yolunda ilerliyor Türküler. Dillerin, kültürlerin, önyargıların duvarlarını aşıp yürüyor.

Kadim Anadolu’nun çaresizliğine yaktığı ağıttır türküler, yasak masak dinlemez. Hangi dilde söylenirse söylensin türküler bizim. Ya yasakların sahibi kim?

Ölüm ne ki böyle yaşandığında; Merhaba iki gözüm!

 

Orhan Gökdemir'in diğer yazılarını okumak için;

Dinler Tarihinde Senkretik Haller

Sisler Ülkesi; Komitas'ı Bilir misiniz?

Aşık Bir Çocuk Olarak Doğdu Neşet Ertaş ve Aşık Bir Çocuk Olarak Öldü

Siber Direniş Örgütü; Redhack

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri