29
Ekim

Fani Olduğunu Hatırla...

29 Ekim 2013 Yazar: Aslıhan Kazancı | Köşe adı: GÖKADA
Tüm Yazılar

 

Malum, her dönemde gücünden sapkınlaşanlarla doludur “insanlık” tarihi. Halbuki ben, gücün bir durum karşısında kullanıldığında değil de  asıl kullanılmadığındaki asaletinin farkında olan güçlüler olsun isterdim. Sanırım öyle olmuyor ve içgüdüsel dürtüler, empatiye galip geliyor. O halde “memento mori” diye bağırmaya devam ediyorum.

 

Aslıhan Kazancı

Bu Latince deyiş “fani olduğunu hatırla”, “öleceğini hatırla” olarak Türkçeye çevrilebilir. Antik Roma döneminde zafer turu atan bir generalin ardından, başında bir defne çelengi ile bağırmıştır bir köle;

“Fani olduğunu hatırla,

Sadece insan olduğunu hatırla,

Arkana bak! Sadece bir insansın, hatırla!”

Bu terim sanat tarihinde ise sanatçıların eserlerinde yer verdikleri; ölümü, ölümlülüğü hatırlatmak üzere kullanılmış, yaşarken unutulan bu gerçeği çağrıştıran konseptleri de ifade eder. Sanat eserlerinin hitap ettiği kesimi düşününce, belki de dönemin “güçlü” lerine bir hatırlatma yapmak istemiştir sanatçılar. Malum, her dönemde gücünden sapkınlaşanlarla doludur “insanlık” tarihi. Halbuki ben, gücün bir durum karşısında kullanıldığında değil de  asıl kullanılmadığındaki asaletinin farkında olan güçlüler olsun isterdim. Sanırım öyle olmuyor ve içgüdüsel dürtüler, empatiye galip geliyor. O halde “memento mori” diye bağırmaya devam ediyorum.

Doğrudan ölümlülüğü  hatırlatmak üzere olmasa da kibri törpülemek üzere çok “görüntü” vardır aslında. Gözle görülüp beyinde sanal görüntüye dönüşen iki boyutlu hatırlatmalardansa daha dramatik bir etki yaratmak üzere hacimler oluşturulmuştur bu algıyla. Böylece o “küçük olma” hissini birebir deneyimlersiniz. Aslında bunun için gökkubeye bakıp sadece görebildiğimiz kadarının bile enginliğinin farkına varsak o yan hacimlere de gerek kalmaz ama insan galiba daha net tanımlanmış bir hacimde yüceliği fark etmeye ve kendi ölçeğini sorgulamaya daha meyilli. Olsun farkındalık yaratsın da! Mekânsal deneyimden sonra tanımlı hacme sığamayarak kozmik deneyime yönelim ve dolayısıyla kim olduğun arayışı başlayacaktır ya da en azından neye dönüşmemem gerektiği bilinci uyanacaktır.

Metnin başında bahsettiğim, daha ziyade resim ve heykelde kullanılan “memento mori”ye geri dönecek olursam Hans Holbein the Younger’in “The Ambassadors” eseri bu bağlamda incelenmelidir. Resimde portre olarak Fransız büyükelçi Jean de Dinteville ve arkadaşı piskopos Georges de Selve’yi görürsünüz. Karakterler; zengin, eğitimli ve güçlü olduklarını ifade eden objelerle resmedilmiştir. Kısa bir analiz yapmak gerekirse; değerli kumaşlar, şarki halı, kürk, saten giysi, bastıkları yer mozaikleri zenginliklerini sembolize eder. Aynı zamanda; raflardaki yer&gök küre, iletki, güneş saati, matematik kitabı, flüt, ud ve müzik kitabı da entelektüel oluşlarına ya da en azından kimi zaman rastlanan o “göstermelik” duruma referans verir. Bunun yanında karakterler ise birbirleriyle tam tezatlık içindedir. Büyükelçi Dinteville; kıyafetleri, heybetli duruşu ve tavrı ile dünyevi bir figürken piskopos Selve daha ruhani bir tavırdadır. İki karakter birbirlerine fiziksel olarak çok benzeseler de adeta farklı  kutuplardadırlar. Kompozisyon bütün olarak değerlendirildiğinde; madde/mana, dünyevi/ruhani bir takım çelişkiler göze çarpar.

1533 tarihli bu resimde tuhaf giden bir şeyler vardır yani, resmedenin resim yeteneğini ve vizyonunu ortaya koyduğu bu resim sadece çift portre ve natürmort olmaktan ziyade sembolik olarak bir şeyler ifade etmeye çalışmıştır. Tam bu noktada meseleyi eğer hala anlamayan olursa diye iki karakterin arasına verev yerleştirilmiş bir form vardır. “Memento Mori”. Gözlemci ister eğitimli ister amatör bir “göz” olsun, bu “form”u ilk gördüğünde garipsemesi muhtemeldir. Ama hakikaten de her şeyin olabildiğince gerçekçi resmedildiği bu resimde, “memento mori”  bir hataymışçasına biçimsizdir. Bu form “bakan”lar, yüzleşmeyi kabul edebilenler ve hiçe saymayı tercih etmeyenlerce kavranabilir. Şimdilerde “memento mori” olduğu düşünülen bu form aslında şekli bozulmuş bir kafatasıdır. Süregelen fonksiyonu direkt olarak ölümü çağrıştırmak olan kafatası; bu sefer doğrudan değil de dolaylı olarak başka bir temaya dahil olup gizemli bir şekilde düşünmeye sevk eder, üzerinde düşünmeyi istemek konusunda cesareti olanları. Beni bu resimde epey etkileyen bir diğer şey ise kafatasının resmedilme tekniği. Resimde kafatası anamorfik perspektif olarak adlandırılan bir teknik ile betimlenmiştir. Yani resme karşıdan bakıldığında orantısız görünen kafatası aslında başka bir odak noktasından bakıldığında doğru formunda görünür. Erken Rönesans tekniklerinden sayılsa da aslında bu tarzda ifade Lascaux mağarasında rastlanan tarihöncesi resimlerde de vardır. Bu; “Gizli bir iletişim kurmak için midir?”, “İçgüdüsel midir”, “Her şeyi bir devinim halinde gördüğümüzü mü hatırlatmak ister?”, “Başka bir odak noktasına yönlendirmek için bir araç mıdır?”, “Yaklaşma-uzaklaşmayı mı sorgular?”, “Hareket mi önerir?” bilemiyorum ama ‘niyeti’ Lascaux, Rönesans ve kübizm ile ilişkilendirerek sorgulamak bile fena değil. The Ambassadors’da belki “Cennet-Dünya-Ölüm”ü sembolize ediliyor belki de sadece yukardan da gözlemlenebilirliği olduğu için o şekilde resmedildi. Ben iyi niyetle yapılmış ve iyiye yönlendirmeyi amaçlayan bir “memento mori” görmeyi tercih ediyorum. Malum, “Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi? O gidenler de hep senin gibiydiler!” dizelerinin muhatabı çokken algı da seçici oluyor.

Müteakiben sorgulamak istediğim şey; ölümlülüğün hatırlatılmak durumunda olduğu bir algıya neden anamorfoz ile hitap edildiği. Kibrinden sağduyusunu kaybettiyse birileri, nasıl daha öte yorumlamayı gerektiren bir iletiyi algılar? Ki “sağduyu” kilit kelime, yani “akla uygun yargılar verme yeteneği” ya da Almancası gesunder Mensschenverstand yani sağlıklı insan algısına sahip olma durumu. Ama sonra düşündüm ki belki de hedef sağlıklı algıda olanlardır. Sağlıklı ruhlar ve kalplerde, farkında olmayanları haberdar etmek için, bir dürtü uyandırılmak istenmiştir. Çünkü “aykırı” bakınca görülebilenler, görenlerce paylaşılmalıdır. Erdem budur.

Açıkçası “memento mori”den bahsettiğim bir yazı daha yazmıştım yakın zamanlarda. Hatta tekrar ettiğimi düşünerek rahatsız hissettiğim de oldu, bir kez daha yazarken. Ama sonra farkına vardım ki, “Eğer hala zalimlerse ve fani olduklarını unutmuşlarsa, tekrar ve tekrar hatırlatmak gerekmez mi?” Ben sanatın gücüne inanan biri olarak yazıma yeniden bir “memento mori” yerleştirdim. Ve iyi bir çoçuk olursan kesin görüyorsun!

 

 


Sayfada kullanılan fotoğraf, kolaj ve düzenlemeler Aslıhan Kazancı 'ya aittir.

1. Dag Hammarskjöld Plaza/ NYC/  2011

2. Kolaj//Salvador Dali eserleri/ CerModern/ 2012 (kapak)

3. Ayasofya Muzesi/ Istanbul/ 2012

4. Edinburg/ 2013(kapak)

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri