28
Ekim

“Dünyayla Savaşacaksan, Onun Tarafını Tutmalısın, Kendini Değil”

28 Ekim 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

Kundera, Ölümsüzlük’te ben’in biricikliğini geliştirmenin iki yönteminden bahseder: Ekleme ve eksiltme yöntemi. Buradan birbirlerinin tam tersi yöntemlere başvuran Laura ve Agnes’i anlatır. Klan belirlemek aidiyete işaret edecekse ben Laura gibi arttıranlardanım, Aslı Erdoğan Agnes gibi eksiltenlerden. Öyle görünüyor; bilemeyiz…

 

Pınar Sönmez

“Dünyayla savaşa kalkışacaksan, onun tarafını tutmalısın, kendini değil,” diyen kitap benim için bulunmuş bir kitaptır.

Neye bu vurgu?

Aslı Erdoğan, yıllar önce Radikal Kitap’ta yayımlanan söyleşide ‘Bir Yolculuk Ne Zaman Biter’ için “Bir ölçüde kayıp bir kitaptır o, garip bir sessizlikle karşılanan bir kitaptır,” diyordu. Geçtiğimiz günlerde, Aslı Erdoğan ‘Ord i Grenseland (Sınırda Kelimeler) – isim şahane değil mi- Edebiyat Festivali’nde verilen ‘Özgürlük Ödülü’nü aldığında, yazarın kurmaca eserlerinden önce, zihnimde deneme olarak yer etmiş yazıları geldi aklıma ve elim “Bir Yolculuk Ne Zaman Biter”e gitti. Sessizlik bir yana halen capcanlı kendine çağıran kitaba…

İlk bölümün adı derinlik ve sükunet vaadi taşır: “Münzevinin Ruhuyla Sohbeti”. Benim uzun zamandır özlediğim ve arttıra arttıra eksiltemediğim hayatımda bir özlem, inziva. Öyle bir özlem ki içinde aksini de barındırıyor. Bir yandan koşturma tazeliği ile yardımcı olma, uçarcasına yaşama ve gürül gürül akma şansını yakalarken bir yandan da kendimi özlüyorum.

Kendimi özlüyorum diyen bir yazar, blok zamanla yazmayı özlüyordur.

Kundera, Ölümsüzlük’te ben’in biricikliğini geliştirmenin iki yönteminden bahseder: Ekleme ve eksiltme yöntemi. Buradan birbirlerinin tam tersi yöntemlere başvuran Laura ve Agnes’i anlatır. Klan belirlemek aidiyete işaret edecekse ben Laura gibi arttıranlardanım, Aslı Erdoğan Agnes gibi eksiltenlerden. Öyle görünüyor; bilemeyiz…

Bir yazarı aynanın diğer tarafında görmek hep ilginçti, hep başka bakıştı. Bende kaybolmadı, ses veriyorum. Blok zamanı zor bulsam da elimden hiç düşmeyen defterimle sokaklardayım. “Bu kentin kafelerinde öpüşülmüyordu, kimse kimseye övgüler düzmüyor, serenatlar yapmıyordu,” diyor Erdoğan. Kentin en işlek yerinde her gün girip çıktığım, dostlarımla buluştuğum, yazı yazdığım kafeleri düşünüyorum. Metropolün marifeti, keşfe açık kapıları. Erdoğan’ın yolculuğu, doğal keşif. “Kesinlikle hedefsiz bir yolculuk bu. Çünkü hedef belirlersen, bir tek onu görür ve aslında her şeyi kaçırırsın,” diyor hemen sonra.

Kendi ben’ine kattıklarından bahseden Kundera’ya dönüp övgüleri, serenatları, öpüşmeleri ben’ine katanın, yolculuğun da tadını çıkardığını söylüyorum. Kundera başka kapılardan da geçer haliyle. Ama nasıl oluyorsa yapmadığımı yapıyor ve duruyorum. Denemenin en sevdiğim yanlarından biri bu işte. Kapıda kalmak… Beklemek ve düşünmek. Deneme, fikir mağarasına girip her taşın altında bir sözcük bulmak. Kendi bildiğim mağaralara, dehlizlere girmişim, oradan ilerliyorum. Ve hangi taşın altından hangi sözcüğün çıkacağını, hangi gizli kaynaktan nasıl bir fikir kaynayacağını bilmiyorum.

İnziva istemiştim değil mi, bakın yazı müddetince bir mağaraya girdik beraber… bir anda kapandık, hem hedefsiz hem arttırma üzerine kurduğum haritama size anlattığım için pusula oldunuz, evet siz… siz de mağaradaydınız... az daha kalalım ve hatta siz de yazın… ben’inize kattıklarınızla… dünyanın tarafını tutan münzevi yolcularız ne de olsa…

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri