25
Ekim

Ankara Eli Busesi

25 Ekim 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

 

İstanbul, üzerinde durmadığı renk tahlilini güneşe yakıştırarak sarışınlık yaparken; turuncusunun asyayı arkasına alır almaz köprüde soluklanan Ankaralının göz çukurunda çırpınan tekirlerinin yansıması olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaktı...

 

Arya Su Altıoklar

 

Siz hiç bir şehre ayıp ettiniz mi? Ben ettim. 

Daha önce hiç bir şehri kızdırdınız mı? Ben kızdırdım. 

Beğenmediğim beşiğimin içinden çıkmaya çalışıp, %90'ı derya kaplı dünyanın taşa çakılanılası özgürlüğünü sevdiğim anakaram, babakaram, Ankara'm... 

"Ankara'nın en çok istanbula dönüşünü sever" yeni yetmesinin özr-ü kabulü el öpmekten mikrop kapmak için yola koyuldu. Bahanesini gelirken yanına taktığı Bolu Çikolatası düzinesinin on birlediği boşluğuna sıkıştırıp kapıyı çaldı. 

Yine başlıyoruz.

Az uğranan ev sahiplerinin kapı otomatıyla verdiği sınav veriliyordu şu dakikalarda. İçeri girebilmem için uzun ve periyodik bir şekilde tuşa basıp duruyor Kuğulu Park' ın 25 kuruşluk yemlerini kapışan uçan fareler... 

Ben çoktan içeri girmişim; ben çoktan Replik'in bar sandalyesinde meyve suyumu yudumlamışım... Hala farkında değil kış boyu kendine battaniye yaptığı üşengeç karı üstünden atamayan toprağı; hala açmaya çalışıyor kapıyı annemin genç kızlık salıncağında ayaklarını savurup ikiye böldüğü çakıl taşlarından kendini bırakarak karşıdaki kaydırağın önüne düşmüş dizimi kanatan parçası... Ne hatrının farkında, ne de kurduğum özür cümlelerinin dışa vurumu için adam akıllı bir sessizliği var Atakule' nin tepesinden defalarca fırlatıp kimsenin kafasını yarmadığım misketlerin. Hala havada asılılar... 

Özlememiştim, biliyordu. Sorunun östrojeninden tamamen ayrılmış olmalıydı ki bildiği sorunun cevabını kulaklarına dokundurtmadı. Bir "Mutlu musun?" der gibi oldu cevabımın tereddütsüz olmamasını dileyerek... Sadece "Simidi bıraktım, seninki gibi olmuyor." diyebildim. Aynı sepyalığında, aynı uyku saatinde, aynı kuruluğundaydı; ama ne olursa olsun bir sıfat sahibi olmak, bir karakter sahibi olmayı gerektirirdi. 

"İstanbul'dan ne getirdin bana?" diye sual etti.

"Dalgam var denizim yok,

Balığım var martım yok,

Köprüm var boğazım yok" dedi. 

Denizsiz dalga, martısız balık, köprüsüz boğaz olur muydu? Olurdu. Gün batımı turuncusunun İstanbul dört duvarlarının pencerelerinden kendini denize bırakan intiharlarında olurdu. İstanbul, üzerinde durmadığı renk tahlilini güneşe yakıştırarak sarışınlık yaparken; turuncusunun asyayı arkasına alır almaz köprüde soluklanan Ankaralının göz çukurunda çırpınan tekirlerinin yansıması olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaktı. 

Özür dilerim anne, sen haklıymışsın... 

Sen haklı kalacakmışsın...

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri