15
Ekim

Bir Bayram Sabahı ‘Çocuk ve Allah’

15 Ekim 2013 Yazar: Onur Behramoğlu | Köşe adı: KELEBEK CAMI
Tüm Yazılar

 

Sabah kuşları gibi şakıyarak hayata layık olmam gerektiğini hatırlatan oğlumla parktayım şimdi. Sonbaharı yakıştıramıyorum ona, küçücük ayakları altında çıtırtılarını duyarken yaprakların. Kurban bayramını bilmiyor ama, “Allah ne demek baba?” diye sormuş. “Nihayetsiz asırlar içinde bizi tesadüf ettiren” diye geçirmişim içimden.

 

Onur Behramoğlu

5 Ekim 2007. Dağlarca’nın imzaladığı ‘Çocuk ve Allah’: Onur Behramoğlu’ya, Türkiye İçin...Kalem, titreyen elleriyle tuttuğu kalemdir, yadigâr.

Elleri değildir aslında, “Türkiye İçin” yazarken titreyen. Doksan üç yaşındaki şair kalbidir. Ya da, “Nerde o hatıralar ki Allahtan daha eski” diyebilen bir şair kaç yaşındaysa...

15 Ekim 2008. “Tanrıma” diye seslendiği, senli benli olduğu varlığa kavuştuğu gün, şairin.

“Gökler bugün de uzaklarda,  / Kuşların uçtuğunu arzederim. / En büyük sessizlikler arkasından, / Kalbimin vurduğunu arzederim.”

Sevdiğinin bıraktığı bir güldür ölüm, siyah bir gül, avuçlarında: “Geceyi avuçlarımda siyah bir gül gibi duyuyorum, / Ve sen misin bilmiyorum bu gülü bırakan.”

15 Ekim 2013. Bayram sabahı. “Çocuğum yalnız sana inanıyorum, / Gece yarılarında, uyanıp” dizelerinin sıradağlar gibi Dağlarca’sını da andığımız.

“Günler ne kadar aynı olursa olsun / Daima yenidir sabah kuşları”

Sabah kuşları gibi şakıyarak hayata layık olmam gerektiğini hatırlatan oğlumla parktayım şimdi. Sonbaharı yakıştıramıyorum ona, küçücük ayakları altında çıtırtılarını duyarken yaprakların. Kurban bayramını bilmiyor ama, “Allah ne demek baba?” diye sormuş. “Nihayetsiz asırlar içinde bizi tesadüf ettiren” diye geçirmişim içimden. “Her şey Allah kadar mevcut ve hareketsiz / Her şey namevcut!” diye geçirmişim. “Çocuklar korkunç, Allahım, / Elleri, yüzleri, saçları. / Uyurlar bütün gece / Yok sana ihtiyaçları” diye geçirmişim.

İçimden geçenleri bambaşka şekillerde söylemek âdetim olduğundan, soruyorum: “Sana Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan bir şiir okuyayım mı?”

 

“Zaten tanıyorum onu, sen bahsediyordun” diye yanıtlıyor, elimden tutmuş yürürken ağaçlar arasında. Daha dün, Kadıköy’de bir duvarda – elbette ‘Sevgi Duvarı’dır artık adı - gülümseyen Can Yücel’in suretini tanımış, sevindirmiş beni. O coşkuya Dağlarca’yla ‘tanış’ olmasının coşkusunu ekliyor, okuyorum ezberden:

“Bir ağaçtır kişi / Allaha inanırken / Yaprak döker yarısı / Yapraklanır yarısı yeniden

Tanrı / Kurşunkalemle yazmıştır kişiyi / İnanç / Onu silinmez kılar

Geceleyin inanmak / Gündüz inanmaktan daha kolay / Karanlık / Büyümüştür çünkü

İnanıyor musun diye sorsa / Kişi kendine / Ayakları hayır der / Elleri evet

İnanç nerede başlar / Korkudan mı / Doğadaki güzellikten mi / Kendini sevmekten başlar inanç

Yeter der kişi kendine / Damla damla yapsan denizi / Damla damla yapsan evreni / Hepsi şu serçenin sesi etmez”

 

“Nasıl buldun, beğendin mi şiiri?” diye soruyorum. “Beğendim. Sanki bir masal gibi” diyor.

Dağlarca üzerine onca yazı okudum, kendim de yazdım; hepsi şu serçenin, dört yaşındaki oğlumun sesi etmez. Sanki bir masal gibi...

 

Ruhundan kuşlar uçuran bir kuştur şair, ölür.

Ölür ‘Çocuk ve Allah’.

Ama en iyi çocuklar duyar, anlar, sezer onu, şiiri, evreni.

Yine de vurmaktadır kalbi. Arzederim.

 

 

Onur Behramoğlu'nun diğer yazılarını okumak için;

"Genç Şaire Mektup"

"Beşiktaşk"

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri