09
Ekim

“Biraz daha okumak, onarmak gerek...”

09 Ekim 2013 Yazar: Aykırı Akademi
Tüm Yazılar

...Tan yeri ağarıyor birkaç tel saçımı da yanına katarak. Bir tabaka örtüyor hücrelerimi, yavaşça kabuğumun içinde kayboluyorum...

 

Meral Saklıyan

"Başınız sağ olsun, diyorum karşımdaki genç adama. En kuytuma saplanan bakışlarını yere çeviriyor, ıslak burun kanatlarını avuç içlerine gömüyor. Güçsüzlüğümü örten bir hızla uzaklaşıyorum yanından. Kapıyı kilitlediğimden iyice emin oluyorum, salıyorum kendimi sonra. Sesli, sesli. Boynuma, yüzüme vurduğum su serinletiyor duygularımı. Şimdi bir sığınak bulup rahatlamak lazım, zira daha sabaha çok var. Kütüphanemde Nazım´ın kitabı, her zamanki gibi bekliyor beni. Ayıracın olduğu sayfada, Ölüm adildir, diyor, aynı haşmetle vurur şahı, fakiri. Hızla kapatıyorum sayfayı. Adildir değil mi? Az önceki genç adama bunu kim, nasıl anlatabilir ki? Çalışma masamın başında bir gece kuşuyum. Sessizlik yırtıyor geceyi. Ağlama nöbetim yine depreşti. Biraz daha okumak, onarmak gerek kırılan, incinen yerleri. Hişt, hişt, diye sesleniyor Sait Faik. Oh, ne iyi geldi. Tan yeri ağarıyor. Bir tabaka örtüyor hücrelerimi, yavaşça  kabuğum  sertleşiyor. "

Yeni evimin kütüphanesini düzenlerken, kitapların arasına saklanan bu not çıkıverdi önüme. Tarih yok. İlk yıllarımda, kötü geçen bir nöbet sonrasında yazmışım besbelli. Okumanın iyileştirici yorganına sarılmışım o gece ve nice geceler belki. Hekimlerde sık görülen okuma, yazma girişiminin karşılaşılan acılarla, bitmeyen gece nöbetleriyle bir ilgisi var mı, bilmiyorum. Anton Çehov'un bir tek bu nedenle yazdığını sanmıyorum ama empati odaklı bir serüvende kendini ifade etme ve anlaşılabilme isteğinin ağır bastığını söyleyebilirim. Bazen karşılıklı anlaşmayı sağlamak zorunda olduğunuz durumlarda, öyle bir bakışla karşılaşırsınız ki, sizi o anda kurtaracak şeyin kurduğunuz cümleler ve kelimelerin gücü olduğunu bilirsiniz. Mesleki tecrübelerinizle birlikte geceler boyu okuduklarınız yetişir imdadınıza. Eğer bundan çoğunlukla mahrumsanız ve kelimeler bir araya gelip anlamlı bir cümle oluşturmuyorsa, göz temasınızın birden bire yok olduğunu, güvenirliliğinizin deprem etkisi yarattığını siz de hissedersiniz.

Mesleki saygınlık, maddi ve manevi değer kaygısının ön planda olduğu bu günlerde, her meslek grubunda yaşanan bozulma, sağlık dışındaki konularda hastayla karşı karşıya bırakılmanın etkisiyle, hekimlerde de büyük elbette. Sağlığın ticari parametre olarak sunulduğu bir düzende, düşmeden, kişisel zaafları da dışarıda bırakarak mesleğini icra edebilmek hekimlerin varmak istediği en ulvi nokta gibi duruyor. Masanın diğer tarafında oturan hasta ve yakınlarının, haklarını savunmak adına internet hekimliğine soyunması da yokuşları çoğaltıyor.

Benim merak ettiğim, böyle bir durum ve ortamda dahi sanatın, edebiyatın hekimlere, hastalara ve dolayısıyla topluma hâlâ değip değmediği. Ütopik gelebilir ama iyi bir hekimin hasta üzerinde bıraktığı olumlu etkiyi, edebiyatın da hekim üzerinde bıraktığını düşünenlerdenim. Bu ahvalde kimseye edebiyat ve sanatla ne kadar ilgilenebildiğini sormaya cesaret edemiyorum ama biraz kıyısından köşesinden bulaşan insanların bir kitaptan, etkilendiği bir yazardan söz ederken ki mutlulukları gözümden kaçmıyor. Olayı daha öteye taşıyıp direk mutfağa girenlerin, üretmeye başlayanlarınsa, artık bu denizde yüzebilmek adına mesleklerini terk edebileceklerini bile dillendirdikleri oluyor.

Gerçi son zamanlarda hekim ve hasta ilişkilerinde yaşananların o ilk nöbette yaşananlarla aynı masumlukta olduğunu söylemek safdillilik olur. İstisnalar kaideyi bozmaz diyerek edebiyatın toplum olarak hepimize ne kadar değip değmediğini irdelerken, giriş sahnesinin farklı bir şekilde yaşandığını söyleyebilirim.

"Başınız sağ olsun, dediğimde, bakışlarını değil sözlerini saplıyorlar en kuytularıma. Islak burun kanatları kasılıp gevşiyor, yumruğu yüzümde hissetmemek için uzaklaşıyorum oradan. Kapıyı kilitliyorum sıkı, sıkı. Güvenlik çağırıyorum ardından, sonra salıyorum kendimi. Sesli, sesli. Korkuyorum. Boynuma, yüzüme vurduğum su serinletmiyor duygularımı. Gecenin bir vakti ürperiyorum sadece. Eski sığınakları arıyorum. Nazım´ın kitabı yerli yerinde duruyor. Ayıracın olduğu sayfada, Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak, diyor. Hızla kapatıyorum sayfayı. Çalışma masasının başında bir gece kuşuyum yine. Sen de öleceksin doktorrr, diye bağıran birinin sesi yırtıyor geceyi. Kim nasıl onaracak kırılan, incinen yerlerimi. Tan yeri ağarıyor birkaç tel saçımı da yanına katarak. Bir tabaka örtüyor hücrelerimi, yavaşça kabuğumun içinde kayboluyorum."

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri