08
Ekim

Türk Edebiyatını Kadın Kalemlere Açan ‘Edibe’

08 Ekim 2013 Yazar: Senem Timuroğlu | Köşe adı: MEDUSA'NIN KAHKAHASI
Tüm Yazılar

Fatma Aliye ta zamanında Cumhuriyetin unutmak istediği geçmişini yani Osmanlıyı temsil eden, İslamcı bir kimliğin içinde dondurulmuş; Cumhuriyet karşıtı bir portre içine hapsedilen bir figür olagelmiştir...Oysa Türk edebiyatını kadın kalemlere açan, bu coğrafyanın kadın hak ve özgürlükleri konusunda düşünen, çözümler üreten ilk kadın yazarı ve aktivistidir.

 

Senem Timuroğlu

Fatma Aliye adı, 1 Ocak 2009 tarihinde yeni Türk lirasına geçildiğinde konuşulur oldu. 50 TL’lerin arka yüzüne konmak üzere Türk edebiyatının ilk kadın yazarı olarak uygun görüldüğünde Osmanlı modernleşmesinde başlayan ayrışmanın günümüzdeki tezahürü olan Müslüman aydınlar ile Kemalistlerin görüşleri arasında sıkıştı kaldı.

Bu tartışmanın dayanağı banknotların arkasında yer alan yüzlerin dünyaca tanınmış olma gerekliliğiydi ve itirazlar bu yöndeydi. Banknota önerilen isim ise Halide Edip’ti.  Ancak başat sorun esasında döneminde dünyaca ünlü olan Fatma Aliye’nin adının günümüze gelememesinin nedenidir. Hatta soruyu başka bir yazının ayrıntılı konusu olacak şekilde şöyle sorabiliriz: Ne olmuştur da Fatma Aliye ismi unutulurken, Halide Edip günümüze kadar gelmiş, edebiyat kanonunda ve ders kitaplarında tek isim olmayı başarabilmiştir?

Fatma Aliye, 13 Temmuz 1936’da öldüğünde uzun süredir Beyoğlu ve Pangaltıdaki evinde inzivaya çekilmiş bir halde yaşamaktaydı. 1915 yılına kadar düzenli devam ettiği yazı faaliyetinde bu tarihten sonra bir yavaşlama olmuştu. 1885’ten sonra yakalandığı hastalık ve kızı İsmet’in Hıristiyan olmayı seçerek Avrupa’ya gitmesinin onu çok yıprattığı biliniyordu. Ancak yukarıdaki sorunun yanıtı Fatma Aliye’nin vefatının ardından Turhan Tan’ın kaleme aldığı “ Unutularak Ölen bir Edip” başlıklı yazıda mevcuttur. Tan, meydana gelen siyasi inkılabın Fatma Aliye’yi inzivaya ve unutuluşa sürüklediğini, Edebiyatı Cedide mektebinin önünde gelen bu şöhretin, Halide Edip’in yazıları karşısında hızla sönmeye yüz tuttuğunu söylenmekte ve edebiyat tarihinden çıkarılmasının büyük bir hata olduğunu belirtmektedir.

Görüldüğü gibi Fatma Aliye ta zamanında Cumhuriyetin unutmak istediği geçmişini yani Osmanlıyı temsil eden, İslamcı bir kimliğin içinde dondurulmuş; Cumhuriyet karşıtı bir portre içine hapsedilen bir figür olagelmiştir.

Oysa Fatma Aliye, Türk edebiyatını kadın kalemlere açan, bu coğrafyanın kadın hak ve özgürlükleri konusunda düşünen, çözümler üreten ilk kadın yazarı ve aktivistidir. Türkiyeli feminizmin milatlarından biridir.

Kendisinden önce 1877 yılında Zafer Hanım Aşk-ı Vatan adlı romanı yayınlamış olsa da oldukça verimli ve döneminde yurtiçi ve yurt dışında tanınan bir yazar olmasından dolayı Türk edebiyatının ilk kadın yazar unvanı kendisine aittir. Ayrıca felsefe ve tarih yapıtlarına dayanarak ilk kadın felsefeci ve tarihçi de diyebiliriz.

Edebiyat dünyasına babası ve eşinden icazet alarak 1889 yılında “Bir Kadın” imzasıyla yayınladığı, George Ohnet’nin Volonté adlı yapıtının Meram adını verdiği çevirisiyle adım atar.  İkinci yapıtını kendisini desteklediği gibi sınırlamaya da çalışan Ahmet Midhat Efendi’yle  birlikte yazar. 1891 yılında yayınlanan Fatma Aliye’nin “Hayal” kısmını kaleme aldığı Hayal ve Hakikat, Türk edebiyatında bir kadın ve bir erkeğin birlikte yazdıkları ilk belki de tek yapıttır.  Henüz 33 yaşındayken Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye: Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu adlı biyografiyi yazarak onu kamuoyuna tanıtacaktır.  

Çok geçmeden tek başına ve kendi adıyla sırasıyla Muhadarat (1891); Refet (1897); Levayih-i Hayat (1897); Udi (1899) ve Enin (1912) adlı romanları basılır.  Refet ve Udi Türk edebiyatının çalışıp ayakları üzerinde duran ilk kadın karakterlerini anlatır. Romanlarındaki baş karakterlerin hepsi mücadeleci ve güçlü kadınlardır.

Yapıtları yurt dışında ilgi görür. Udi romanı 1899 yılında Gustave Séon tarafından Fransızca’ya çevrilir. Ev ziyaretleri yapan Avrupalı kadın gezginlerin Osmanlı kadını hakkındaki yanlış izlenimlerini düzeltmek için kaleme aldığı 1892 yayınlanan Nisvan-ı İslam adlı yapıtı 1894’te Rus şarkiyatçısı Olga de Labedeff ve Nazime Roukié tarafından olmak üzere iki kere Fransızcaya, Beyrut’ta tefrika edilmek üzere ise Arapçaya çevrilir. 1893’de Chigaco Kitap Sergisinde kitapları sergilenir. Aynı serginin “The Woman’s Library of The World’s Fair”adlı kataloğunda biyografisi ve kitapları yer alır.

Filozofların biyografilerinden oluşan Teracim-i Ahval-i Felasife adlı yapıtıyla felsefi bir deneme olan Tedkik-i Ecsam’ı (1901)Türkiye’de ilk defa bir kadın kaleminden çıkan felsefe yapıtlarıdır. Kosova Zaferi ve Ankara Hezimeti (1912) ile yarım kalan Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı (1912-13) bir kadın yazara ait ilk tarih yapıtlarıdır.  İslam’ın ilk zamanlarında yaşamış kadınların biyografilerini yazdığı Ünlü İslam Kadınları (1895) çalışması ise bugün yeni yeni oluşmaya başlayan feminist tarih bilincinin en erken örneğidir.  

Kadınlara ait en uzun süreli yayın olan Hanımlara Mahsus Gazete’nin ilk günden itibaren etkin bir kalemi olan Fatma Aliye, makalelerinde İslam’ı ataerkil yorumlarından sıyırarak yorumlamayı önerir ve çok eşliliği, evlilik ve örtünmeyi bu yaklaşımla ele alır. İslam hukuku hakkındaki geniş bilgisiyle İslam’ın sonradan gelişen patriyarkal örf ve adetlerle yanlış yorumlandığı ve kadınları tahakküm altına alan uygulamalara sahne olduğunu vurgulayacaktır.

Fatma Aliye, döneminde büyük bir cesaret, inat ve direniş sergileyerek kalemi elinden bırakmamış, kendinden sonra gelen kadın edebiyatçıları da yazılarıyla desteklemiştir. Erkek dünyanın içinde kadın entelektüel olmanın zorluklarıyla sonuna kadar mücadele etmiştir.  

Mücadelesini kendisi, Fatih Kerimi’nin İstanbul Mektupları adlı yapıtında yer alan röportajında Ünlü İslam Kadınları’nı yazma aşamasında kitabın Türkçe yayınlanması hakkındaki çekincelerini dile getirirken şöyle dile getirmiştir:

"Türkçe basılırsa ehliyetli ehliyetsiz herkesin eline düşer, başıma kıyametler koparırlar. Kadın ve aile meselesinde bizim erkeklerimizin fikri seviyeleri maatteessüf çok düşüktür. Bana hücum etmeye başlarlar. Bundan önce de bazı makalelerim için ne kadar tehditler, imzasız mektuplar aldım, hakaretler işittim. Bizim erkeklerimiz Avrupa Darülfünunlarında okuyorlar, profesörlük dereceleri alıyorlar, Kant ve Auguste Comte’lardan daha ileri filozof oluyorlar yalnız sadece iki konuda fikirleri değişmiyor. O da tesettür ve taaddüd-i zevcat meseleleridir. Bunlar ne kadar temeddün kazanırlarsa kazansınlar Müslüman kadınlarına hukuk ve hürriyet vermeye yanaşmıyorlar. (s.265)"

 

 

Copyright © 2013 by Simurg Medya. Tüm Hakları Saklıdır.

elektrik malzemeleri